Tutunamayanlar-Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Romanını Oku, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Kitabından Sözler, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Kitabının Özeti, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Kitabı Hakkında. 

Oğuz Atay’ın ilk romanı olan Tutunamayanlar 1970 yılında Trt Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

Tutunamayanlar Konusu: Turgut Özben ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenir. Turgut Özben arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve arkadaşı Selim’in tanıdığı insanlar aracılı ile onu daha iyi tanımaya çalışır.

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanından en güzel sözler ve en güzel romandan kitap alıntılar:

Çok yaşamak için iki nefes alıyorum, bir nefes veriyorum.

Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boşuna mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.

Bir insan eşyayı da suçlayamazsa, divana istediği gibi tekme atamazsa onun insanlığı nerede kalır?

Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım. Mürekkeple yazmışlar oysa… Ben kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.

Can çekişmek nasıl bir şey bilir misin Olric. Hayır, efendimiz, nasıl bir şey? Ona söyleyebileceğin o kadar şey varken susmaktır Olric.

Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.

Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var. Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim. Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor. Kimseye göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım.

Dünyada bir tane kahraman bulunmalı. Tek başına yaşayanlara cesaret vermek için.

En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.

Fakat sonradan garson olmuş bir filozof ya da filozof olmuş bir garsona göre, insanlar karışık salataya benzer.

Hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir.

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

Moment adında bir kavram: ne otobüste çıkar karşımıza ne de sinemada. Kimse birbirini öldürmez moment yüzünden. Bizim sınıfta biri vardı: momente inanmıyorum diye tutturmuştu. Ben nefret ediyorum momentten: günümü zehir ediyor.

Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela.

Aklımız maceralardan korkmasın biraz.

Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum.

Hayatta başarı kazanan bütün insanların, okul yılları başarısız geçmişti. Çalışkan olmak ilerisi için kötü bir işaretti. Böyle insanlar para kazanamaz, kadınlarla ilişkide başarıya ulaşamazdı. En kötüsü, hayatın dışında kalırdı. İnsanların ıstıraplarına yabancı olurdu. Hiçbir zaman gerçekleri göremezdi.

Herkesin istediği gibi yaşadığı uzak ülkenin özlemini duyuyorum.

Hiç olmazsa mezar taşına yazın: Burada insanlara başka türlü hayran olan bir yatıyor.

İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz.

İsimler, birbirinden farklı yaratıkları ayırt etmek içindir; bizleri değil.

Ben bütün insanlara hayranım Olric. Bütün satıcılar, biletçi yanlarından geçerken nasıl gülümsemek gerektiğini ve arkasından nasıl küfredileceğini biliyorlar.

Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.

Tanrı ya da tabiat mutlak yola girmesini istediği yüz kişi için yüz bin kişi yarattı diye, doksan dokuz bin dokuz yüz kişiden birisi olarak yaşamak neden gerekli, soruyorum?

Üniversitede en sevdiğim öğrenciler, yıllardır okulu bitiremeyenlerdi. Yanlarından ayrılamazdım. Onların başarısızlık masallarını büyük bir hayranlıkla dinlerdim.

Yazık ki erkekler, şımartıldıkları zaman nerede durmaları gerektiğini çoğu zaman bilemezler.

Ne istiyorlardı senden Selim? Belki sen çok şey istiyordun onlardan. Verdiğinin hiç olmazsa küçük bir parçası kadar bir şeyler istiyordun. Sonunda kaçıyorlardı. Hayır, sen kaçıyordun. Hayır, kaçmıyordun: insana ihtiyacın vardı. İnsanı arıyordun canım kardeşim. Bunda utanacak ne vardı?

O zamanlar daha Olric yoktu, daha o zamanlar Turgut’un kafası bu kadar karışık değildi.

Kitap okumakla, manavın beni aldatmasına engel olamıyorum bir türlü. Manava inanmadığım halde beni aldatıyor namussuz.

Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım. Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur.

Öldükten sonra insanların bir yerde buluştuklarını söyleyenlere inanmak isterdim. Yaşarken, ne sıkıcı ve soluk insanlarla birlikte geçiriyoruz ömrümüzü. Hiç olmazsa öldükten sonra, aralarımda bulunmaktan zevk alacağımız insanlarla yaşasaydık.

4.24/5 (205)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.