Takıntılar: Vaka Örnekleri ve Tedavi Yöntemleri-Oğuz Tan

Takıntılar Hakkında Yazılmış, Takıntı Türlerini, Takıntılarla İlgili Yaşanmış Olayları Anlatan Bir Kitap.

Obsesif yani saplantı, takıntı türlerini anlatan bu eser birçok takıntı türlerini, Obsesif-kompulsif bozukluk hakkında yazılmış bir kitap.

Obsesif-kompulsif bozukluk kısaca OKB olarak nitelendirilen; kişinin istemediği halde tekrarlanan düşünceler, fikirler, takıntılar, davranışları yapmaya yönelik anksiyete yani endişe) bozukluğudur.

Psikiyatrist Dr. Oğuz Tan’ın yazmış olduğu Takıntılar: Vaka Örnekleri ve Tedavi Yöntemleri kitabını Timaş Yayınları etiketi ile çıkmıştır.

Timaş Yayınları tarafından yayımlanan Psikiyatrist Dr. Oğuz Tan’ın Takıntılar: Vaka Örnekleri ve Tedavi Yöntemleri kitabı 224 sayfadan oluşmaktadır.

Gündelik hayatta kimi zaman öyle takıntılarla boğuşuruz ki, bir noktadan sonra sıradan hayatımızı yaşamak bile güçleşmeye başlar. Temizlik takıntısından hastalık takıntısına, dini takıntılardan biriktirme takıntısına kadar çeşitli takıntı türüyle boğuşan insanlar çoğu zaman bunun bir hastalık olduğunun farkında bile değildir.

Üstelik, insanın hayatını derinden etkileyen bu hastalığın temelde biyolojik bir sorundan kaynaklandığı ve sanıldığı kadar da nadir olmadığı az bilinen gerçeklerden. Bu yüzden, takıntı hastalığının tedavi edilebildiğini görmek, hastaların sağlıklarına kavuşmaları yolunda çok önemli bir adım.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan, hastalarının gerçek yaşam öykülerinden yola çıkarak yazdığı bu kitapta, birçok kişinin kendine bile itiraf etmekten çekindiği bu hastalığın örneklerini ve tedavi yöntemlerini vaka incelemeleri üzerinden edebi ve mizahi bir üslupla anlatıyor.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan’ın Takıntılar: Vaka Örnekleri ve Tedavi Yöntemleri kitabından alıntılar:

Kısa Takıntı Örnekleri

Afrika Karıncasının Ömrü Nasıl Tükenir?

Bir cins Afrika karıncasından bahsederler. Bu karınca, dünyanın dört bucağındaki hemcinsleri gibi çalışkandır. Gününü rızkını aramakla geçirir, karnını doyurabileceği bir gıda bulursa sırtlanır, yuvasını taşır, maaile sebeplenirler. Malum, karınca diğergam bir böcektir, ”Rabbena, hep bana” demez, her lokmayı paylaşır. La Fontaine’den öğrendiğimiz kadarıyla karıncada istikbal endişesi de hayli yüksektir. Biriktirir de biriktirir. Gamsız ağustos böceğine de ne ibretamiz dersler verir! Dolayısıyla hayatı at, eşek, katır nevinden hayvanlar gibi taşımakla geçer. Gıda arar, bulur, yuvasına taşır, yuvasından dışarı çıkar, yine arar, bulur, yuvasına taşır ve hayatı böyle sürüp gider.

Bilumum hayvanatın özel hayatına pek meraklı olan bilim adamları, Afrika karıncasının hayatını da rasada alır, ellerinde kameraları, minicik karıncaların peşinde dağ, tepe, orman dolaşırlar. Bir gün şeytanlıkları tutar, karıncanın yuvasının kapısının önüne bir buğday tanesi koyarlar ve oracığa konuşlanıp olan biteni seyre dalarlar.

Yuvasından çıkan karınca, karşısında buğday tanesini görünce gerisin geri döner, içeri girer. Çok az sonra karınca yine kapıda peyda olur, bakar, buğday tanesi yine orada. Haydi dön geri. Tekrar dışarı çıkar, buğday tanesi duruyor. Gir içeri.

Zavallı hayvan kendi lisanınca ‘’Acaba gıdamı içeri taşımadım mı?’’ diye düşünmektedir. Fakat gıdasını yuvasında görmek de ikna etmez Afrika karıncasını. Sevimli böceğin hayatı, kapının önündeki buğday tanesiyle yuvası arasındaki birkaç milimlik mesafeyi ileri geri kat etmekle nihayet bulur.

Lady Macbeth’in Kirli Elleri

Günde kaç defa el yıkarsınız? Çocuklara her yemekten önce ve sonra el yıkamaları öğütlenir, söz dinlemeye başladıkları yaştan itibaren. Ayrıca sağlığı koruma kuralları gereğince her tuvalet çıkışında eller iyice sabunlanmalıdır. Normal bir erişkinin günde üç öğün yemek yediği, beş altı kere de tuvalete gittiği farz edilirse, okul kitaplarındaki hijyen tavsiyelerine harfiyen riayet eden titiz bir insanın günde 10 kere, bilemediniz 15 kere el yıkaması gerekir. İşi gereği el yıkaması gerekenleri saymıyoruz. (Ameliyattan önce gereken temizliği yapmayan cerrah, kapkara olmuş ellerini, kollarını, yüzünü her gün iş çıkışı uzun uzun beyazlaştırmaya çalışmayan tamirci yoktur herhalde.)

Peki yemek öncesinde, sonrasında veya tuvalet çıkışında el yıkamanız acaba ne kadar sürer? 20-30 saniye, bilemediniz 1 dakika olsa gerek. O halde kişinin el yıkamaya ayırdığı toplam zaman günde 10-15 dakikayı geçmez. Meslek icabı daha uzun süre temizlenmek zorunda kalanlar hariç tabii.

Halbuki Shakespeare’in meşhur karakteri Lady Macbeth, hayatını el yıkamaya adamıştır. El yıkamak, hayatının en önemli işi haline gelmiştir Lady Macbeth’in. Malum, edebiyat tarihinin ‘kötü kadın’larındandır kendisi. Kişisel hırsları sebebiyle kocasını tahrik edip Kral Duncan’ı öldürtür. Ardından el yıkama hastalığına tutulur. Ne yapsa ellerini temiz hissedemez. Ve şöyle haykırır: ‘’Arabistan’ın bütün kokulu sabunları getirilse bu elin kirleri temizlenmez!’’

Aramızda el yıkama hastası olan çoktur. Bir yanlış anlamaya meydan vermemek için hemen belirtelim: El yıkama hastaları genellikle Lady Macbeth’e benzemez. Hatta tam tersine, çoğu son derece dürüst, kusursuzluk peşinde koşan, aşırı kontrollü, bütün kural ve kanunlara sıkı sıkıya uyan kişilerdir.

Ev Mi, Hamam Mı?

Ahmet1 28 yaşında, bekâr bir işçidir. Ellerinin kirlenmesine hiç tahammülü yoktur. Günde en az 25 kere ellerini yıkar. Belki 25 kere el yıkamak çok fazla sayılmaz. Ama Ahmet musluk başına geçtiği zaman oradan kolay kolay ayrılamaz. Günde 25 kere, uzun uzun da olsa el yıkamak bazılarına anormal gelmeyebilir. Ama Ahmet’in elleri, aşırı yıkamanın ve sabun kullanmanın yaptığı tahrişe bağlı olarak kıpkırmızıdır.

Ahmet bununla da kalmaz, kullandığı iş makinesinin anahtarlarını her gün defalarca dezenfekte eder. Bir kere de değil, defalarca.

Ayakkabılarının pantolonuna dokunmaması için çeşitli tedbirler alır. Sadece paçaları ayakkabılarına değdiği halde, bütün üstü başı kirlenmiş hissine kapılır ve bu hissi bir türlü kafasından atamaz. Ayakkabısına değen giysisini çıkarma isteği, adeta korkunç bir tutku halini alır genç adamda. Çünkü üstünde kirli pantolon varken diğer giysilerine dokunursa onları da kirletecektir! Ortalık yerde çıplak kalmamak için kolay kolay kıyafet değiştiremez elbette. Ama paçası ayakkabısına değmiş pantolonla gezmek Ahmet için büyük bir işkencedir.

Ahmet’in giyinip soyunmaya mahsus özel eldivenleri vardır. Bu eldivenlerle başka hiçbir şey yapmaz. Onları sadece giyinip soyunurken kullanır. Aldığı bütün tedbirler genç adama yetersiz gelmektedir, bazen kıyafetlerini yakma isteğine kapılır.takintilar-oguz-tan

Hayatı gerçekten çok zordur. İnsan içine karışmak bile dayanılmaz bir azaptır. Ne zaman çarşıya pazara gitse insanların kendisine sürtüneceği korkusu içindedir. Sürekli arkasına bakar, başkalarından uzak durmaya çalışır, kimse kendisine sürtünmese bile sürtündü gibi gelir. Eğer birinin kendisine sürtündüğünden emin olursa kılık kıyafetini derhal kuru temizlemeciye gönderir. Sabun, deterjan ve kuru temizlemeci masrafı Ahmet’in kesesini sarsar. Su faturalarını gören “Burası ev mi, hamam mı?” diye sorar.

Daha da kötüsü, pislik ve temizlikten başka hemen hiçbir şey düşünemez Ahmet. Uyanık olduğu saatlerin, dakikaların, saniyelerin neredeyse tamamı pislik korkusuyla ve temizlenmek için ne yapması gerektiği düşüncesiyle doludur. Ne güzel bir yaz günü yürüyüş yapmaktan zevk alır, ne gittiği meşhur lokantanın nefis yemekleri tat verir kendisine, ne dostlarıyla sohbet gönlünü açar. Kafasında daima tek düşünce vardır: Pislik.

2.44/5 (9)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.