Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat-Stefan Zweig

Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat Romanın En Güzel Alıntılar, Romanı Hakkında Bilgiler.

Stefan Zweig’in psikolojik tahliller sunan ünlü romanı Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ilk kez 1927 yılında yayımlanmıştır.

Tutkunun insanlara neler yaptırabildiğini, psikolojik yönü ağır basan bu roman insan psikolojisini ve duygularını çok güzel anlatıyor.

Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat romanı birçok kez sinemaya uyarlanmıştır.

Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabından en güzel alıntılar:

Yaşlanmak geçmişten artık korku duymuyor olmaktan başka bir şey değil zaten.

Oysa bir kadının duyguları, söze dökmeden ve bilincinde olmadan da her şeyi bilir.

Ayaklarının altındaki uçurumu hisseden biri gibi sarılmıştı bana.

Ama sonuçta zaman her şeyin ilacı alınan yaşın da tüm duygular üzerinde özel ve hafifleştirici bir etkisi var. Ölümün yaklaştığını hissettikçe, ölümün gölgesi yolunuzun üzerine simsiyah düştükçe, olaylar gözünüze eskisi gibi batmıyor, derin duygularımızla artık aynı şekilde seslenmiyor, tehlikeli gücünden çok şey kaybediyor.

İnsanları yönetmek, düzene sokmak yerine onları anlamaktan daha büyük sevinç duyarım.

Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir insan için bütün yaşamınızı bir kenara itiyorsunuz, o ise elinin tersiyle kayıtsızca kovduğu bir sinekten daha fazla değer vermiyor size.

Kendimden vazgeçmiştim, belli bir hedefi kalmayan her hayat bir hatadır.

Acı da korkak bir yan var ve yaşama isteğinin gücü karşısında geriler. Çünkü bedenimizin yaşama arzusu, ruhumuzun ölüme tutkusu karşısında ağır basar.

Minnettarlık, insanlarda bu duyguyu görmek çok enderdir ve özellikle en çok minnet duyan insanlar bu minnetlerini ifade edemezler.

Birbirimizden iki metre uzaklıkta nefes alıyorduk: Gözlerimi ona dikmiştim, fakat o beni fark etmemişti. Beni görmüyordu, hiç kimseyi görmüyordu.

Ama bir kadının hisleri ,kelimeler ve bilinç olmadan da her şeyin farkındadır.

Kibirle, şımarıkça, ruh, fikir, duygu dediğimiz, ıstırap dediğimiz şeylerin aslında ne kadar da zayıf, zavallı, acı veren şeyler olduğunu korkuyla hissediyorum.

Hakikatin yarım yamalak ortaya konması kıymetli değildir, kıymetli olan hakikatin bütünüdür.

Yeryüzündeki hiçbir şey bir insanın çaresizliğini, kendisinden böyle tamamen vazgeçtiğini, canlı bir ölü haline geldiğini bu hareketsizlik kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemez.

Burada ağrıyan şey benden başkası değil, sadece bu kadarım ben, ateş gibi yanan şu ten parçasıyım sadece… şu bedenin altında kıvranan şey yalnızca, sadece o ait bana, benim hastalığım bu, benim ölümüm…

Fevkalade gergin ve olağanüstü durumlar insan davranışları üzerinde öyle bir etki yapar ki, ne bir resim ne de bir söz onu aynı şimşek hızıyla tasvir edebilir.

Silah, fiziksel açıdan güçsüz olanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.

Kumar oynarken insanın eli, kendisini daha açık olarak ele verir.

Asla bir yüze değil, sadece masadaki dörtgen alana, orada da insanların sadece ellerini, sadece kendine özgü davranışlarına bakmak gerekiyordu.

Zor olan sadece söze nereden başlayacağını bilmek.

İnanın bana, buna karar vermem hiç kolay olmadı.

İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir. Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlılık gösterirler.

Değerli olan her zaman için gerçeğin yarısı değil, tamamıdır.

Fakat biraz önce dediğim gibi, tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.

Yarım yamalak bir gerçeğin hiçbir değeri yoktur, asıl önemli olan bütünsel gerçeklerdir.

Hayatı yaşamayan birinin gözünde diğer insanların huzursuzluğu, tıpkı tiyatro ya da müzik gibi, insanın sinir uçlarını canlandıran bir şeyler olabilir yine de.

Bütün acılar korkaktır, kendisinden daha derin bir yaşama sevinci karşısında geri çekilir. Çünkü bedenimizin her hücresinin derinliklerine yerleşmiş olan yaşama arzusu ruhumuzdaki ölümcül tutkudan daha güçlüdür.

Kibar ver şımarıklıkla, ruh, zihin ve duygu dediğimiz, özünde acı ve gerçekler diye tanımladığımız şeylerin aslında ne denli zayıf, sefil ve acı veren zavallı şeyler olduğunu fark ediyorum.

Neyse ki zamanın oldukça derin bir gizemli günü var ve yaşlılık, bütün duyguların üstesinden gelebilecek güçte.

Beni unutmuştu, bana bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.

Kısacası o, Tanrı’nın lütfunu esirgemediği insanlardan biriydi.

Vicdan diye nitelendirdiğimiz o belirsiz şeyden insanın sıyrılması mümkün olmuyor.

Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat Kitabının Künyesi:

Kitabın Adı: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

Kitabın Yazarı: Stefan Zweig

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın Türü: Roman, Psikoloji

Sayfa Sayısı: 80 (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Çevirmen: Mahmure Kahraman

Orijinal Adı: 24 Stunden aus dem Leben einer Frau/Untergang eines Herzens

İlk Baskı Yılı: 1927

Uyarlamalar: 1931 24 Stunden aus dem Leben einer Frau

1944 24 horas en la vida de una mujer

1952 24 timer af en kvindes liv

1968 Vingt-quatre heures de la vie d’une femme

2002 24 heures de la vie d’une femme

Henüz Oylama Yapılmadı.

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.