Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su-Buket Uzuner

Sürükleyici Anlatımı İle Sizleri Merakta Bırakan ve Okurken Birçok Bilgi Veren Türden Bir Buket Uzuner Romanı.

Buket Uzuner’in Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su romanı 2015 yılının Aralık ayında raflarda yerini aldı.

Everest Yayınları’ndan çıkan Buket Uzuner’in Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su kitabı 344 sayfadan oluşmaktadır.

Buket Uzuner‘in, bugün Anadolu’da yaşayan her kültürü derinden etkilemiş kadim Kamanlık (Şamanizm) geleneğinin dört unsuru olan SU, TOPRAK, HAVA, ATEŞ’ten ilham alarak yazdığı yeni romanı UYUMSUZ DEFNE KAMAN’IN MACERALARI dörtlemesinin ilk kitabı ‘SU’ çıktı!..

Gazeteci Defne Kaman bir yaz akşamı bindiği vapurda arkasında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Onu aramakla görevli Komiser Ali Ümit ile arkadaşı Sahaf Semahat kendilerini aniden tuhaf olaylar ve esrarengiz semboller arasında bulurlar. Bir yandan kendi hayatlarını sakatlayan yasak ve tabulara rağmen ayakta kalmaya çalışırken, kayıp gazeteci Defne Kaman’ın peşinde nefes nefese bir maceraya sürüklenirler.

Buket Uzuner, SU romanında bütün canlı varlıkları eşit değerde kabul ederek doğayı ve yaşamı kutsayan kadim Türk geleneği Kamanlık’a (Şamanlık) selam ederken, okurları hem eko-feminist bir okumaya, hem de 1000 yıl önce Uygur harfleriyle ön-Türkçe yazılmış olduğu düşünülen (Mutluluk Bilgisi) KUTADGU BİLİG ŞİFRESİ ile zihin oyunlarına davet ediyor.

Kutadgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacib’in; ‘’Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür. Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür.’’ beyitiyle açılan romanın bir Kutadgu Bilig şifresi kitabı olarak da okumak olasıdır. Yazar, SU romanı yazarken yakından inceleme şansı bulduğu Kutadgu Bilig’in bilinen üç orijinal nüshasından ilkini Uygur harfleriyle Türkçe yazdığı düşünülen Yusuf Has Hacib ile bu önemli eseri 1947’de günümüz Türkçesine çeviren Prof. Reşit Rahmeti Arat’ı şükranla anıyor ve bugüne kadar Türkiye’de ve dünyada hak ettiği önemi ve sevgiyi göremeyen bu güzel eserin, romanda bir şifreler kitabıymış gibi kullanılmasıyla özellikle gençler arasında ilgi göreceğini umuyor.

Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları”, SU romanından sonra TOPRAK, HAVA ve ATEŞ ile devam edecektir.

Buket Uzuner’in Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Su kitabından en güzel alıntılar:

Yaz, sevmeyenler için her yıl geçmesi beklenen bir hastalık gibidir.

Su kuttur, saadettir, su devlettir.

Şeftali çekirdeği kadar aşk.

Tabii insan en çok kendisinden soğuduğunda yalnız kalıyordu.

Kitap ve hayvan sevmeyen insana güvenmem.

Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır. Ancak çoğu zaman artık geç de olsa, ölmeden önce mutlaka gerçeği fark ederiz.

Kuraklık ve sellere neden olan bu doğa talanının aslında kendi belamızı bulmamız olduğunu çocuklar bile anlamadı mı?

Merak, zeka belirtisidir.

Sevenin sevdiğine kavuşması anlamına gelen ‘vuslat’ sözcüğünü yeni öğrenmiş ve çok sevmişti. Demek ki, Arapça da olsa bu memlekette ‘vuslat’ diye özel bir sözcüğe ihtiyaç duyulacak kadar çok insan sevdiğinden ayrılmak zorunda bırakılıyordu.

Sevilmek, insan için güçlü bir ihtiyaçtı ama aşağılanmak da o denli güçlü bir nefret.

Zaten annelik, asla pes etmemektir! İnsan ancak kendi evlat sahibi olunca anlar bu çabayı…

Amerikan’ın ilk zenci müzikal besteci Eubei Blake ‘in 100.doğum gününde,’ Eğer bu kadar uzun yaşayacağımı bilseydim kendime daha iyi bakardım.’

Bilginin ve özgür düşüncenin kötü adamlar için bombadan daha tehlikeli olabildiğini böylece sezmeye başladım.

Binlerce sene yaşasan bile, sonunda nihayet öleceksin. Dünyayı ne kadar toplasan da bir gün çekip gideceksin. Yusuf Has Hacip

Zekası ve ya erdemiyle bizi şaşırtan insanların yarattığı mahcubiyet, kendi önyargılarımızla hala yüzleşebildiğimizin de sevindirici bir işarettir.

İnsanların birbirlerini kolayca ve çabucak yargıladığı, kimsenin kimseye ayıracak vaktinin olmadığı, gözlerin sadece bayram etmek için baktığı, dünyanın bir ‘’körler ülkesi’’ne dönüştüğü, acının ve sevginin pazarlandığı zamanlarda yaşadığını fark etmek, hangi yaşta olursa olsun, yaşlanmaya başlamaktır.

Acaba insana ilaç gibi iyi gelen hayaller, gerçekleşmesi yaklaştığı için mi etkisini kaybederler?

Bir kadının baba sevgisi açlığını hiçbir başka erkek veya vitamin hapı gideremez.

Bu kitapta sizlere, hakikati gülerek naklet’meye, ‘gerçek bilgeliğin delilik’ ve ‘kendini bilge sanmanın da gerçek delilik’ olduğunu hatırlatmaya çalıştım.

Çocuksu şeylerdi onunkisi… Hani iyi niyetli, zeki her çocuğun yapacağı türden oyunlar severdi Defne!

Baskıya karşı direnmek, insanın kendi istediği yolda hayatını kurmak için mücadele etmektir, kurmamak için değil.

Çünkü kötü adamlar en çok kahkahadan korkuyordu. Gülünç duruma düşmek tüm diktatörlerin kabusuydu.

Ancak bir kadın bedenindeki zeka hiç de aranan bir şey değildir, zeki kadınlar kadar erkekleri korkutan iki şey daha vardır, güzel erkekler ve çok iri zenci erkekler. Çünkü dünya tarihinde son beş bin yıllık düzen, kadının güzel ve hizmetkar, erkeğin akıllı ve/ya zeki ve güçlü olması üzerine kurulmuştur. Bu düzeni bozan her kadın veya erkek düzen için tehlikelidir. Tek bir fikir bile, bu düzenin, insan icadı olduğu gerçeğini yayabilecek güçtedir! Kanımca, insanlık tarihinde en fazla hem güzel hem de zeki olan kadınlara eziyet edilmesinin altında yatan şiddet dürtüsü bundandır.

Babasız büyümek de bir çeşit şiddettir.

Dünya, aradığını çok isteyenin bulmak, az isteyenin şikayet etmek, hiç istemeyeninse seyretmek için zaman harcadığı bir gezegen değil mi?

Dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir yüzyılında yirmi beş yıl kadar yaşamış biri, cehennemin bu dünyada olduğunu artık öğrenmiş, insanlık tarihi boyunca insanın en büyük düşmanının yalnızca insan olduğunu çoktan fark etmiş olmalıdır.

Hayat ağacı, güzel geleneğimizde sonsuzluğun sembolüdür. Yörükler binlerce yıldır bu ağacın tılsımını kilimlerine dokurlar.

Hayatta tek bir mucize vardır, o da çok genç yaşta iyi bir öğretmene rastlamaktır!

Bir şeye karar verene kadar bütün yanlışlardan geçip ayakta kalabilmek işin en zor yanıdır.

Birbirini sevenleri ayıran düşünce, inanç veya kanunlara artık hiç saygısı kalmayan Sahaf Semahat, özündeki hoşgörüyü kaybetmiş insanlar yüzünden bu dünyanın yakında kendi kendini yok edeceğine inanıyordu. Milyonlarca insan hayatının sadece bağnazlık ve iktidar hırsı yüzünden söndüğünü ve dünya nüfusunun giderek ‘yaşayan cesetler’, bir çeşit zombiler topluluğuna dönüştüğünü anlatan kitapları artık bu yüzden seviyor, hayatı darmadağınık, başarısız Dedektif Matt Scudder’ı nihilizmin en hafif roman karakteri olsa da tam bu yüzden kendine yakın hissediyordu.

SU hayattır. Ziyan ettiğin her SU damlası hayatından kaybolur!

Herkes tek yaratılmıştı, herkes farklıydı, ama kimse kimseden üstün değildi. Bir ağaç, bir tavşan, bir kuş, bir elma, bir damla su, bir avuç toprak, bir nefes hava ve her canlı farklı ama eşit derecede önemliydi. Bütün canlar candır.

İlk öğretmenime yıllar sonra rastladığımda artık genç bir kadındım ama beni hala sevmediğini ve affetmediğini apaçık belli etmesi, onun çocukken beni yaraladığı yeri yeniden kanatmıştı. Sevilmek insan için bu kadar güçlü bir ihtiyaçtı ama aşağılanmak da o denli güçlü bir nefret. Kocaman kadının, hala bir çocuktan yaralanabilecek kadar küçük, genç kadınınsa hala onun sevgisine muhtaç olacak kadar çocuk kalması hayal kırıklığıydı!

Tasvir, türbanlı ama modern bir kızdı. Zaten bir kadının türbanlı olması, onun ille de bağnazlığını göstermezdi ki.

Biz modern insanların karnı tok olsa da gözü hep aç! Bu yüzden ihtiyacımız olmayan her şeyi midemize ve cebimize dolduruyoruz. Midemiz ve cebimiz şiştikçe vicdanımız ve dünyamız fakirleşiyor.

Hepsine inandılar ve mantıklı buldular da ne bir yunusun bir insanı koruyacağına, ne de bir insanın ölümden kurtulmak için yunusa dönüşebileceğine inandılar. Kendilerinden boşanmak isteyen karılarını günde beşer beşer bıçaklayıp doğrayan kocalarla, ölmemek için devlete yalvardığı halde korunmayan, göz göre göre ölen kadınların olabilirliğine inandılar. Erkeklere, kendilerini dünyanın hakimi zannetmelerine yol açan resmi eğitime ve kültüre, onların işsiz ve yoksul kalınca kendilerini iktidarsız hissederek, biraz da mecburen karı ve kızlarına işkence ettiklerine, daha ilginci, bunun tabiat kanunu olduğuna bile ikna oldular ama bir yunusun insana iyilik yapacağına hayatta inanmadılar.

İnsan sevdiğinden ayrılınca hayatı yedeğe alıyor.

Dünyanın merkezi tabiattır ve o da kadındır! Bunu bilmeyenler ahmaktır!

Endişe ve korku anlarında insanların öfkesini polisten çıkartmasında artık alışmış olan Komiser Ümit, kadının kendisine değil de kayıp kız kardeşine kızgın olduğunu ve bu öfkenin çocuklukta paylaşılmak istenmeyen ilgiye kadar uzanabileceğini düşündü.

Gerçekliğin kutsallaşma süreci hep aynıdır. Sadece kutsallaşmanın insan bilincinde aldığı biçim değişir.

Hakikat eğilir ama kırılmaz!

Bazen bir kuş sesi bile hayatın yaşamaya değer, alınan her nefesin ümit dolu olduğunu hatırlatmaya yeter. Bazen hiç beklenmedik bir zamanda bir kuş sesi yeter.

Belki yaşından genç göstermekle küçük göstermek arasında sadece masumiyetin içtenliği vardı.

Çoğumuz kendi söylemek istediklerimizi söylemek için diyaloga girer, karşımızdakini dinlemeyiz.

Halkı mutlu etmesi gereken, bir anlamı da MUTLULUK olan DEVLET neden halkına rağmen tabiat anasını boğuyor, kafasını kesiyor?

İnsanın dünyada en çok sevdiği müziğin kendi adının ünlenişindeki melodi olduğunu söylerler.

Karar verdiğimizde en önce sesimiz değişir, karar alan gücümüz sesimize ve sırtımıza yerleşir.

Kediler iyi insanları hemen tanır.

Kişinin gönlü dipsiz bir deniz gibidir. Bilgi onun dibinde yatan inciye benzer.

Sıcak, bütün diktatörlerden daha zalimdir.

İnsani insandan, inancı inançtan üstün bulmayan seküler hümanizma tohumu içime ekildiğinde sadece bir çocuktum.

Kalplerini gülümseme maskesi ardına saklayarak daha fazla kırılmaktan korumaya çalışanlar, bir gün artık sahiden gülümseyemediklerini fark ederler. Çünkü artık gülüşün gerçek dürtüsünü ve rengini unutmuş, böylece yitirmişlerdir. Unuttuklarımızı yitiririz.

Sık görüştüğümüz, beraber çalıştığımız, bazen -eğer varsa- ailemizden daha fazla zaman geçirdiğimiz insanları aslında sandığımızdan az tanıdığımızın farkına vardığımızda, derin bir boşluğa düşmüş gibi oluruz.

Son ağaç öldüğünde, son ırmak zehirlendiğinde ve son balık tutulduğunda parayı yiyemeyeceğimizi anlayacağız.

Teleskop ve mikroskop… Dünyayı ve inançları kökünden değiştiren, insan aklının bu iki büyük icadına hayran olarak büyüdüm.

Türkiye’de siyasi mizah dergileri dışında pek siyasi muhalefetin olmadığı 21.yy en sıcak yazında bu dergileri alan herkes dikkat çekiyordu.defne kaman su buket uzuner

Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkarı bir beden içinde geçirenlerdir.

Umay ninem masal karakterlerinin dini ve milliyeti olmadığını söylemişti.

Uyumsuzdur, hep uyumsuz oldu benim kardeşim maalesef!

Yaşamak, tabiatın ‘efendi’si değil, onun bir parçası olduğunu hissetmektir, çünkü ona döneceğiz!

3.33/5 (3)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺