Tehlikeli Masallar-Ahmet Altan

Tehlikeli Masallar Romanının Yazarı Kimdir, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Kitabı Kaç Sayfadır, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Romanının Konusu, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Romanının Özeti, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Romanını Oku, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Romanından Sözler, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Kitabından Sözler, Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar Kitabından Alıntılar.

Tehlikeli Masallar romanını Ahmet Altan 1996 yılında yayımlanan romanıdır. Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar romanını 1996 yılında Can Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Ahmet Altan’ın dördüncü romanı olan Tehlikeli Masallar yayınlanır yayınlanmaz büyük ilgi gördü.

Ahmet Altan’ın Can Yayınları’dan çıkan Tehlikeli Masallar kitabı 251 sayfa bazı baskılarında ise 256, Everest Yayınları’ndan çıkan baskısı ise 248 sayfadır.

Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar romanında eski sevgili ile yeni sevgili arasında gidip-gelen, kalabalıklar arasında ”yalnız” olan bir erkek anlatılmaktadır.

Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben.’

Deneyimlerimle, içine aşk karışmamış her ilişkinin iyi gittiğini, aşkın ise bütün ilişkiyi karmaşık hale getirdiğini anlamıştım; buna rağmen kendimi tutamayıp gene aşkın o çetrefil, hırpalayıcı, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve düşmanca yollarında gezinmeye dalıyordum; iyinin ve kötünün bu kadar açık biçimde önümde durduğu bir seçimde neden kötü olanı, yani aşkı seçtiğimi kavrayamıyorum. Tek bildiğim, aşk, bütün bu tehlikeleri göze aldıracak kadar çekiciydi ve o çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim dersen, farkına bile varmadan sınırı aşıp aşkın ormanlarına dalıveriyordun.’

Tehlikeli Masallar’ın kahramanı böyle söylüyor. Ahmet Altan, bu son romanında, vazgeçilemeyen bir eski sevgiliyle, yeni bir sevgili arasında gidip gelen bir `yalnız’ın öyküsünü anlatıyor. Müthiş bir gözlem, ustaca bir kurgu, açık, anlaşılır bir anlatımla sevginin ve aşkın en güzel örneklerinden birini veriyor. 1996 Ekimindeki ilk basımından bu yana okurun bitmeyen ilgisiyle karşılanan, en çok okunan kitapların başında gelen Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan’ın Türk romancılığındaki yerini perçinledi.

Kimi özlediğimi tam anlayamıyordum. Özlem içimi yırtıyordu ama özlediğim insanın yüzünü tam seçemiyordum; bir Berrin’i görüyordum, bir Sevda’yı; ikisini bir arada özlüyordum. Bunu, bu tür bir ikilik yaşamamış birine anlatmak çok zordu ama sanki birbirlerine yapışıp bir bütün olmuşlardı aklımda, onları birbirinden ayıramıyordum. Hangisinin şu anda yanımda olmasını isterdim diye soruyordum kendime ve bulduğum yanıta kendim de şaşırıyordum; hiçbirini istemiyordum, hiçbirinin varlığı şu anda duyduğum özlemi dindirmeye yetmeyecekti; aksine aralarından biri biranda salonda beliriverse, öbürlerine duyduğum özlem daha da artacaktı. Bir fırtınanın içinden geçer gibiydim; o fırtınanın içinde, Berrin’in sevişirken inler gibi sorduğu soru geliyordu aklıma. “Kimdi o yazdığın kadın? Nerede o?” Yalnızlık ve sessizlik beni boğuyordu; başkalarının yanındayken özlediğim yalnızlık, ona kavuştuğum anda öldürmeye başlıyordu beni. Şimdi çıkıp birilerini bulsam, daha onlarla konuşmaya başladığım an yeniden yalnızlığımı özleyecektim. Bunu geçiren tek şey vardı: Sevişmek.

Ahmet Altan’ın Tehlikeli Masallar romanından alıntılar:

En korkunç gerçekler, söylenmeye değmeyecek kadar basit olan bildik gerçeklerdi.

Kırgın, soğuk ve emredici bir hali vardı, bazen kadınların benimle, benim bilmediğim bir başka gizli ilişki yürüttüklerinden, benim bilmediğim o ilişkide aramızda çeşitli olaylar geçtiğinden ve o olayların sonucunda bana anlayamadığım tepkiler gösterdiklerinden kuşkulanıyordum, çünkü ilişkinin benim bildiğim kısmında Berrin’in bana kırgın ve soğuk olmasını gerektirecek hiçbir şey yapmamıştım, ama kırgın ve soğuktu işte.

Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu, sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu, kıyılmış tütün kıvamında, yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri, daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu, bezgin, mesafeli ve biraz da düşmanca bir ses çıkarıyorlardı.

Hayat sanki benden kaçıyor, nereye gitsem orada her şeyin öldüğünü, kime dokunsam cansızlaştığını hissediyorum, hayatı ve canlılığı bulacağım bir başka yere koşuyorum, benim ayrıldığım yerde sanki hayat yeniden başlıyor ve benim yeni gittiğim yerde her şey ölüyor; hayatın hep benim olmadığım yerlerde yaşandığını düşündüğümden bütün zamanım, bir yerden bir yere koşturarak, hayatı aramakla geçiyor, ama onu yakalayamıyorum; başkalarının yaşadığını ben yaşayamıyorum, bu yüzden birlikte olduğum her şeyden ve herkesten sıkılıp hep uzaklardakini özlüyorum, uzaktakiler hep uzak, yakındakiler hep ölü, benim olmadığım yerlerde insanların neler yaşadığı ise benim için bitmeyen bir merak.

İyi hazırlanmış bir cinayetten daha mükemmel tek şey varsa o da iyi kurulmuş bir romandır benim için. Yazıyla cinayet arasında, gizli tarikatların ayinlerini andıran, dışarıdakilerin asla göremeyeceği korkunç bir benzerlik olduğuna inanırım, ikisi de tanrının buyruğuna karşı çıkar, ikisi de hayatı yeni başlayacak bir hayat için sona erdirir, ikisi de günahların en büyüğünü içinde barındırır.

Yalnızlığın böyle bir çaresizlik olarak geldiği zamanlarda insanın kendisini parçalayan yalnızlığından kurtulmasının çok zor, hatta imkânsız olduğunu biliyordum, bir zaman kendini yalnızlığa bırakıp teslim olmak gerekiyordu, sonra tekrar kalabalıklar geri gelirdi ve o arada çektiklerini hiç kimseye anlatmadan ve çektiklerini unutarak yeni bir hayata başlardın.

Hiçbir zaman, çok sevdiğim, çılgınca aşklar yaşadığım zamanlar da dahil, sevginin, bütün içimi doldurduğunu hissedemedim, parçalardan oluşan bilmeceler gibi hep bir parça eksik kaldı; aslında benim bütün aşk maceralarım o kayıp parçanın aranışıyla geçti ve hiçbir zaman da o parçayı bulamadım; bütün erkekler benim için o kayıp parça olabilir diye baktım, ama artık o kayıp parçayı erkeklerde bulamayacağımı kabul ediyorum, o parça yok ve bu bilmece ben ölene dek eksik kalacak, aşklarımı hep eksik yaşayacağım.Tehlikeli Masallar Ahmet Altan

Kadınların hayat ve aşk dedikleri şeyin aslında sürekli olarak kendilerini aramak, kimliklerini, duygularını soruşturmak, hissettikleri her şeyin derinliğini öğrenmeye çalışıp bu duygunun gerçek mi, yoksa yapay mı olduğunu araştırmak, kısacası kendilerini garip bir tutkuyla didik didik etmek olduğunu öğrenmiştim.

Bütün terk edişlerde olduğu gibi kızgınlık tükenmeden ilişki bitmiyordu, bütün kadınlar gibi o da erkeğini öldürmeden bırakmak istemiyordu ve ben çok kolay ölmüyordum.

3.8/5 (5)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺