Tatar Çölü-Dino Buzzati

Tatar Çölü Romanının Yazarı Kimdir, Dino Buzzati’nin Romanları, Dino Buzzati’nin Kitapları, Dino Buzzati’nin Tatar Çölü Kitabını Oku, Dino Buzzati’nin Tatar Çölü Kitabından Sözler, Dino Buzzati’nin Tatar Çölü Kitabının Konusu, Dino Buzzati’nin Tatar Çölü Kitabının Özeti.

İtalyan yazar Dino Buzzati Traverso’nun 1940 yılında yayımlanan orijinal adı ‘’ Il deserto dei Tartari’’ olan ‘’ Tatar Çölü’’ adlı romanı hayatın anlamını ve insanın kaderine teslim olmasını sorgulamaktadır. Ayrıca Dino Buzzati’nin bu romanın da Kafka’nın etkisi açık olarak görülmektedir.

Dino Buzzati’nin Tatar Çölü adlı romanının konusu ise; Ülkenin sınırındaki bulunan kalelerden birine atanan genç teğmen Giovanni Drogo, kaleyi görür görmez dönmeye karar verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drogo’yu kaleye bağlar.

Türkçe’ye çevirisini Hülya Tufan’ın yaptığı Dino Buzzati’nin Tatar Çölü adlı romanından alıntılar:

Subay çıkan Giovanni Drogo, ilk atandığı yer olan Bastiani Kalesi’ne gitmek üzere kenti bir eylül sabahı terk etti. Uyandırılıp da ilk kez teğmen üniformasını giydiğinde henüz gün ağarmamıştı. Giyindikten sonra, bir gaz lambasının ışığında, aynada kendisine baktı ama umduğu sevinci hissetmedi. Evde, yalnızca, kendisine veda etmek üzere kalkan annesinin bulunduğu yan odadan gelen küçük tıkırtıların bozduğu derin bir sessizlik hüküm sürüyordu. Yıllardan beri, hep bu anı, gerçek yaşamının başlayacağı bu günü beklemişti. Harp Akademisinde geçen kasvetli günleri düşündüğünde, sokaktan geçen ve mutlu olduklarına inandığı özgür insanların seslerini duyduğu hüzünlü etüt akşamları aklına geldi; aynı zamanda, karakışta, ceza karabasanının kol gezdiği buzlu odalardaki uyanışlarını ve günlerin sayılmakla bitmeyeceğini düşündüğünde içini saran endişeyi de anımsadı.

İki yıl ama kıdeminize dört yıl olarak işler, nitekim sizi de ilgilendiren bu yönüdür, öyle değil mi, yoksa kim buraya gelmek ister ki. Ama insan hızla terfi etmek için her şeye alışabilir, öyle değil mi, Bastiani Kalesi’ne bile.

İyice gece olmuştu. Drogo tabyadaki çıplak odada oturuyordu, yazı yazmak için kâğıt kalem ve mürekkep getirtmişti. ‘’Sevgili anneciğim,’’ diye yazmaya başladı, sonra birden kendini çocukluğundaki gibi hissetti. Yapayalnız, bir fenerin ışığında, artık kimsenin kendisini görmediği bu anda, tanımadığı bu kalenin ortasında, evinden uzakta, bildik ve güzel şeylerin hepsinden uzakta, en azından yüreğini tamamen açabilmenin bir teselli olacağını düşünüyordu.

Geri dönmek, kalenin eşiğinden bile atlamadan, ovaya inip, kentine ve tatlı alışkanlıklarına yeniden kavuşmak.

Belli bir yaştan sonra umutlanmanın aşırı derecede çaba gerektirmesi yani insanın yirmi yaşında sahip olduğu inanca asla tekrar kavuşamamasıydı.

Peki ya Matti’nin o ince alavereleri birer şakadan ibaretse? Ya gerçekte, dört ay sonra bile gitmesine izin verilmezse? Ya idari birtakım üçkâğıtlarla kenti yeniden görmesi engellenecek olursa? Ya yıllar ve yıllar boyunca burada durmak ve gençliğini burada, bu tek kişilik yatakta tüketmek zorunda kalırsa?

İnsanlar, şu nehri aştıktan sonra on kilometre daha gidince varırsın, diyeceklerdir. Ama buna karşılık yol hiç bitmeyecektir, günler gitgide daha kısalacak, yol arkadaşları seyrekleşecek, camlarda hareketsiz, donuk, kafalarını sallayan suratlar görünecektir.dino buzzati tatar colu

Burada ise, tersine kalenin tepesinden uçup giden ve mucizevî alametler taşıyan bulutlarıyla koca bir dağ akşamı başlıyordu. Ve Drogo, yazgısının kuzeyden yana, görünmeyen kuzeyden yana ağırlığını koyduğunu hissetmeye başladı.

Oda karanlığa büründü, yatağın beyazlığı zorla seçiliyordu, geri kalan her şey kapkaraydı. Az sonra ay doğacaktı.

Sonuçta biraz zor da olsa, bahar yavaş yavaş gelmeye başladı.

Ben otuz yılı aşkın bir süredir, burada beklemekteyim… Kaç fırsatı değerlendirmedim kim bilir.

3.8/5 (20)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺