Sümeyye Soylu Röportaj

40’lar Kulübü Yazarlarından Sümeyye Soylu İle Yapmış Olduğumuz Röportaj:

Merhaba Sümeyye Hanım Öncelikle Sizi Yakından Tanıyabilir Miyiz, Sümeyye Soylu Kimdir? Kendinizden Kısaca Bahsedebilir Misiniz?

‘’Kendi’’ diye tarif ettiğimiz şeyin kendisi bile aslında bir sorunsalı karşılar ve tanımlanması oldukça zordur. 1993 senesinde dört çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak Hatay’ın Dörtyol ilçesinde dünyaya geldim. İlk ve ortaöğrenimimi Atatürk İlköğretim Okulu’nda tamamladım. Lise öğrenimime Dörtyol Atatürk Lisesi’nde devam ettim. 2011 senesinde üniversite öğrenimim için Çorum’a gittim, lisansım Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi üzerinedir. 2015 yılında yüksek lisans için Ankara’ya geldim. Şu anda Sosyal Politika alanında lisansüstü öğrenimime devam ediyorum. Kronolojik yaşamöyküm bu şekilde, ancak yaşamımın asıl öyküsü elbette ki bundan ibaret değil. Her hayat bir öyküdür ve öyküler, imtihanlar, sınanmalar, kederler, mutluluklar, anlık karşılaşmalar, teslim olup tevekkül ettiğimiz neticeler ve saire ile hâsıl olur öyküler ve dahi hayatlar. İyi veya kötü diye tanımlayabileceğimiz her şey hayatımızın öyküsünü oluşturur bu nedenle. Liseden sonra edebiyat bölümüne devam etmek istedim ancak geleceğe ilişkin kararlar aile ile birlikte müzakere etmek suretiyle alındığından bu isteğim gerçekleşmedi. Edebiyat ve yazmaya olan inancım, meslek anlamında bir işe dönüşmemiş de olsa fiili olarak gayri resmi işim olarak yürütmekteyim. Düşünceyle taçlanmayan duygular, bazı ortamlar için kabul edilebilir değildir. Bu anlamda duygularımı destekleyen fikirlerimi lisans dönemimde ve sonrasında edindiğimi söyleyebilirim. Yazdığımda duygu ve düşüncelerim için ortak bir alan açmayı ve metnimi bu iki bileşenden oluşturmayı önemsiyorum.

Yazarlık Süreciniz Nasıl Başladı? Yazar Olmaya Sizi Teşvik Eden Oldu Mu?

Yazmaya lisedeyken başladım. Yazmak, sonsuzluktur ve insanlar sonlu hayatlarını ancak eser vererek ölümsüzleştirebilirler. Yazmaya başlamamı, bunun gibi felsefi bir yorumla bağdaştıramam çıkış noktası bağlamında. Yazmayı bir sonsuzluk aracı olarak değil de zorunluluk olarak görüyordum ilk dönemde. Sanki yazmasam olmayacakmış gibi. Lisede geçen dört yıl boyunca düzenlenen hemen hemen bütün kompozisyon yarışmalarına katılmıştım. Edebiyat öğretmenim olan Özlem hocam (Özlem Sezgin Gözen) yazmayla ilgili her girişimimi kutlar ve ‘’senin içindeki cevher’’ sözüyle tevazuunu sergilerdi. Hocamın, yazma konusunda beni yüreklendirmesiyle başarılı sonuçlar da aldık. İl ve ilçe bazında çok sayıda birinciliğim olmuştu yazdığım çalışmalarla. O süreçten sonra yazmaya hiç ara vermedim, sürekli okuyarak ve yazarak ‘kalem’imi ve ‘kale’mi güçlü tutmaya gayret ettim. İlerleyen süreçte yazmanın aslında bir müdafaa olduğunu da fark ettim. Yazmak kişilerin kalesiydi, her yeni yazı kalenin gücüne güç katıyordu. Yazılarımı yalnızca dost ve arkadaşlarımla paylaşıyordum, yani okur kitlem kale ile güçlendirdiğim ve sınırlarını çizdiğim çevremden daha fazlası değildi. Ama inançlıydım, hep inandım bir gün daha fazla kişi tarafından okunacağıma. Önceliğim edebiyat olmak üzere, düşünce yazıları da yazıyorum. Yazmanın ilk adımı çok güçlü bir etki tarafından sarsılmaktır kanaatimce. Beni yola düşüren, sarsan ve sonunda kendime getiren şeyin Leyla ile Mecnun mesnevisi olduğunu söylemeliyim. Defalarca okuduğum ve tabi sonucu olarak birçok kıssasını ezberlemiş bulunduğum bu büyük eserdeki aşk vurgusu tam bir vurgun olmuştur benim için. Yola revan edecek kadar büyük bir emir.

Şu An Herhangi Bir Yayın Organında Yazı Yazıyor Musunuz?

Hâlihazırda Yerli Düşünce Derneği’nin yayın organı olan Yerli Düşünce Dergisi’nde yazıyorum. Yerli Düşünce’nin ekim ve kasım sayılarında iki düşünce yazısı yazdım. Mart sayısı için de yazı çalışmam devam etmekte. Aynı zamanda yakın zamanda çıkacak olan Fil Dişi Dergisi ile anlaşma sağladık, kısa bir süre sonra burada da yazacağım nasip olursa. Kırklar Kulübü Yayınevi’yle tanışmam henüz birkaç aylık bir süreç. Öncelikle Kırklar Kulübü ile yayınevi sahibi olan Yunus (Coşkun) beyin, -muhtemelen diğer yazar arkadaşlarımıza da ulaştığı yol olan-  bir davet yazısıyla tanıştım. Bu davet yazısı üzerine bir süre Kırklar Kulübü’nü tanımaya ayırdım vaktimi. Gelen teklife olumlu yanıtımı bildirerek Kırklar Kulübü kervanına katıldım. Topluluk, güzel bir gaye uğruna çalışma yürütüyordu, bu benim için oldukça anlamlıydı çünkü kalem hayır inşa etmeliydi aksi halde kırılıp atılması icap ederdi. Kırklar Kulübü’nün özelliği, adından da anlaşılacağı üzere kırk yazarının birer yazısı ile, belirlenen başlık üzerine bir kitap oluşturmak. Şimdiye değin yayımlanmış kırk dokuz kitabı ve yayım aşamasında olan kitaplarıyla bir nesle umut vaadediyor topluluk Allah’ın izniyle. Benim de şu anda yayım aşamasında olan iki kitapta birer yazım bulunmakta. Sezai Karakoç’u anlatmayı hedeflediğimiz kitabımız için yazdığım yazı ‘’Aşk ve Diriliş: Aşkla Diriliş’’ adını taşıyor; Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın birer şiirinin tahlilini yaptığımız kitapta yer alacak yazım ise ‘’Şiir Ayrım Yapmaz’’ başlığını taşıyor. Kırklar Kulübü ile yolumuza devam etme niyet ve temennisindeyim. Bu vesileyle yayınevinin tüm aşamalarında rol alan kıymetli kardeşlerime kolaylıklar diliyorum.

Facebook, Twitter, Instagram Gibi Sosyal Medyaları Kullanıyor Musunuz?

Sosyal medyayı (özellikle facebook ve twitter) aktif olarak kullanıyorum. Sosyal mecrayı da fikirlerimin ve yazılarımın duyurulması noktasında araçsal bir işlevde görüyorum. Herhangi bir şekilde yayımlanma imkânı bulamayan yazılarımı da buradan paylaşıyorum.

En Çok Beğendiniz Şairler ve Yazarlar Kimlerdir?

Divan edebiyatından beslenmeyen yapıtlar ilgimi çekmez, okumak için seçtiğim eseri önce tanımaya çalışırım. İskender Pala’nın eserlerini ayırt etmeksizin beğenerek okurum. Oldukça etkileyici ve özgün bir kalemdir, büyüyünce olmak istediğim şey. Hikaye ya da roman türüyle aram pek de iyi değildir; daha çok deneme ve şiir okumaları yaparım. Özellikle Yedi Güzel Adam’ın şiirlerinden her zaman çok etkilenmişimdir. Cahit Zarifoğlu ‘’Bir daha yüreğini kaparsan bana/ Bu yaprağı paramparça yaparım.’’ derken benim için parçalanır. Erdem Bayazıt ‘’Ama sen uzaklardaydın ey kalbim/ Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı.’’ derken kalbimin beni terk edeceği tutar. Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören gibi edebiyatımızın dev şahsiyetlerini kelamlarıyla yüreğime indirerek okumaya çalışırım. Son zamanlarda sayısı artan dergiler var bir de, aralarında hayranlık duyarak okuduğum yazar arkadaşlarımız var. Dergi okumanın, dünyanın en güzel ve aynı derecede en ağır işi olduğunu düşünürüm. Mesela İzdiham, Öteki, Heybedar dergilerinde güzel şeyler oluyor.

Sizi En Çok Etkileyen Kitap Hangisidir?

Üstad Fuzuli’nin dertlere deva eseri Leyla ile Mecnun’u okuduğumda henüz ortaokuldaydım. Yaptığım en iyi işlerden biri olarak görürüm Leyla ile Mecnun’u erken bir tarihte okumuş olmayı. Yıllardır anlamak ve hayatıma tatbik etmenin nefisle zorlu mücadelemden zaferle çıkmanın derdindeyim. Mecnun duruş sahibi bir semboldür, aşkla tanışması medrese sıralarındayken başlamış ve sahip olduğu tüm maddeyi arkasına alacak bir olgunluk örneği sergilemiştir. Kays’ı Mecnun kılan bu aşk, aslında insanlığı aynada gördüğü görüntüyle meşgul olmak yerine, hakikati aramaya çağırır. Bu sebeple çok anlamlı ve içinde bulunduğumuz çağda her birimizin acilen ihtiyaç duyduğu iksir bu eserde saklı. Ahlak ve siyaset buluşmasında en kıymetli bulduğum eserlerden birisi Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı çalışmasıdır. Kutlu Bilgi/ Mutluluk Veren Bilgi olarak çevrilir ve kut diye karşılanan devlet yönetme sanatını anlatır. Yusuf Has Hacib için devlet yönetiminde ahlak ve  istişare çok önemlidir.  Bugün devlet yönetimlerimizin en çok ihtiyaç duyduğu iki eczayı anlatması açısından ve hayatı ahlaktan ve sergilenen tavırdan ibaret olarak gördüğümden bu eserden büyük ölçüde etkilendim.

Sizce Şiir Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Şiiri, sevmenin ustalık eseri olarak tanımlarım. Aşkın, hasretin, acının ve hüznün çoğunlukla ayağa kalkıp çığlık olması gibi bir şeydir şiir. Dolayısıyla şair olmak sevmenin en zorlu aşamalarından hep sınıfta kalmış olmayı gerektirir. Bu yolculukta ayağına diken batmayan, taşlara takılıp yerlere düşmeyen şair olamaz ve şiir yazamaz. İşte şair olmak böyle bir tecrübeler ustası olmayı gerektirir. Özellikle şiir, hissedilmeden yazılınca okur ondan tad almaz, ruhu olmayan bedenler muhabbet bahşedemez. Duygular, şiirin ruhudur.

Yazmak için ‘’belirli bir vakit ve belirli bir mekan’’ diye bir şey yoktur. Yazar, her vakit yazar ve her mekânda. Yazar sınırsızdır, demek istiyorum aslında. Bu sebeple yazarın dikkat edeceği çok husus yoktur. Her kalemin bir duruşu ve ahlakı vardır ve her yazar kendi ölçülerince buna dikkat eder.

Ne Türde Kitaplar veya Şiirler Yazıyorsunuz?Sumeyye Soylu Roportaj

Çoğunlukla duygu yüklü, Mecnun’un bizi götürmesini beklediğim o değerler üzerine yazıyorum. Önce aşk, sonra özlem, sonra yine aşk konusunda yazıyorum. Bunun dışında, ayrı bir alan olarak gördüğüm, sosyal tahribata sebep olduğunu düşündüğüm olgularla ilgili fikirlerimden oluşan yazılar yazıyorum.

Röportaj İçin Teşekkür Ederiz. Eklemek İstediğiniz Bir Şey Var Mıdır?

Bize ulaştığınız için teşekkür ediyorum. Umarım genç yazar arkadaşlarımız için hikâyem yol gösterici olur.

Bu güzel röportaj için Sümeyye Soylu’ya çok teşekkür ederiz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺