Sırça Fanus-Sylvia Plath

Sırça Fanus Romanının Yazarı Kimdir, Sylvia Plath’in Tek Romanı Nedir, Sylvia Plath’in Tek Kitabı Hangisidir, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabını Oku, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabından Sözler, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabının Konusu, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabından Resimli Sözler, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabının Önemi, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Kitabının Özeti, Sylvia Plath’in Sırça Fanus Romanından Alıntılar.

Orijinal adı The Bell Jar olan Sırça Fanus Amerikalı yazar Sylvia Plath‘in Victoria Lucas takma adıyla yayımlanmış tek romanıdır. Sırça Fanus romanı Sylvia Plath’in intiharından sonra gerçek ismiyle yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştür.

Sylvia Plath‘in Sırça Fanus romanı Türkiye’de 2010 yılında Can Yayınları tarafından yayımlanan baskısı 272 sayfadan ve 2015 yılında Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan baskısı ise 256 sayfadan oluşmaktadır.

Sırça Fanus, 20. yüzyıl edebiyatının efsane yazarlarından Sylvia Plath‘ın tek romanı. İlk kez 1963 yılında yayımlanan kitap, Plath’in kendi gençlik bunalımlarından yola çıkan, büyük ölçüde özyaşam öyküsel bir yapıt. Amerikalı aydınlar üzerinde acımasız bir baskı kuran McCarthy döneminde, üniversite öğrencisi genç bir kızın zihinsel rahatsızlığını, intihar girişimini ve yeniden yaşama dönme uğraşını anlatır Sırça Fanus. Ne var ki, Plath’in şaşırtıcı akıcılıktaki üslubu, ayrıntılara inen keskin gözlemciliği ve kurgulama ustalığı, Sırça Fanus’u iç karartıcı bir bunalım romanı olmaktan çıkarır, insan ruhunun derinliklerinde cesaretle gezinen eleştirel bir yapıta dönüştürür. Şiirleri ve öykülerinde de yabancılaşma, ölüm ve kendini yok etme temalarını işlemiş olan Plath, bu romanın yayımlanmasından bir ay sonra, otuz bir yaşında, yaşamına kendi eliyle son vermiştir.

Neşeli, hüzünlü, yalın, parlak ve doğal. En üstün niteliğiyse şaşırtıcı derecede dolaysız oluşu, tıpkı güpegündüz çekilmiş bir dizi fotoğraf gibi. Time

Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950’lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York’a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren genç kızın zamanla kaldıramayacağı bir boyuta ulaşır ve Esther kendini tam bir karabasanın içinde bulur. Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yılları, erkeklerle ilişkileri, yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve gördüğü psikolojik tedaviler mizahi bakış açısı unutulmadan son derece içtenlikle işlenmiş.

Sylvia Plath’ın kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı ve ilk kez 1963 yılında, ölümünden bir ay önce, başka bir isim altında yayımlatmayı başarabildiği Sırça Fanus, o günün olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik haline gelmiştir. 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesi Sylvia Plath’ın başyapıtının, ölümünün ve kitabın yayımlanışının 50. yılında, gözden geçirilmiş baskısını okurlarımıza sunuyoruz.sirca fanus Sylvia Plath

Sylvia Plath‘in Can Yayınları ve Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Sırça Fanus romanının her ikisinin çevirisini de Handan Saraç yapmıştır.

Sylvia Plath‘in tek romanı olan Sırça Fanus romanından alıntılar:

Şiir nedir bilir misin Esther? – Hayır nedir? – Bir avuç toz. – Senin kesip biçtiğin kadavralar da öyle. Tedavi ettiğini sandığın insanlar da. Toz ne kadar tozsa onlar da o kadar toz. Sanırım iyi bir şiir o insanların yüz tanesinin toplamından daha uzun süre yaşar.

Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.

Aslında benim hiç bir şeyi idare ettiğim yoktu, kendimi bile. Yalnızca otelden işe ve partilere, partilerden otele ve sonra yine işe, sürücüsüz bir troleybüs gibi yalpalayıp duruyordum.

Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın.

Gözyaşlarımdan biraz utanmıştım; ne var ki yeterince gerçektiler.

Eğer düşeceksem, hiç değilse elimden geldiği kadar uzun bir süre küçük zevklerime tutunacaktım.

Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.

Hiç evlenmek istemeyişimin nedenlerinden biri de buydu. Hayatta en son istediğim şey sonsuz güvenceye kavuşmak ve okların atıldığı yay olmaktı. Ben değişiklik ve heyecan istiyordum.

Başımdan hiç aşk macerası geçmemişken, hiç çocuk doğurmamışken, ölen birini bile görmemişken, yaşam hakkında nasıl yazabilirdim? Tanıdığım bir kız yakın zamanda, Afrika’da pigmeler arasındaki maceralarıyla ilgili bir kısa öyküsüyle bir ödül kazanmıştı. Bu tür şeylerle nasıl rekabet edebilirdim?

Kadın düşmanlarının kadınları nasıl aptal yerine koyabildiklerini anlamaya başlamıştım. Kadın düşmanları Tanrı gibiydiler: incitilemez ve tepeden tırnağa güçlü. Yeryüzüne iniyor ve sonra gözden kayboluveriyorlardı. Ele geçirmek olanaksızdı onları.

Sıcak bir banyonun iyileştiremeyeceği pek çok şey olmalı ama bunların çoğu benim bilmediğim şeyler. Öleceğimi düşünecek kadar üzüldüğüm, uyuyamayacak kadar sinirli olduğum ya da âşık olduğum kimseyi bir hafta boyunca göremeyeceğimi bildiğim zamanlarda, zihnimin derinliklerine iner, iner ve sonra, Gidip sıcak bir banyo yapacağım! Derim.

Yer inanılmaz güvenli gelmişti. Zaten düştüğüm ve daha fazla düşmeyeceğimi bildiğim için rahattım.

Beni bir mıknatıs gibi çeken şahane, inceliklerle dolu bir yozlaşmanın belirtileriydi bunlar.

Durumun ne kadar umutsuzsa, seni o kadar uzağa saklamaya çalışırlar.

O anda Buddy Willard’dan hiçbir şey beklememeye karar verdim. Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın.

Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bom boştum, çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum.

Ona cehenneme inandığımı ve benim gibi ölümden sonra yaşama inanmayanların öldükten sonraki cehennemi kaçıracakları için ölmeden önce cehennemde yaşamak zorunda olduklarını ve kim neye inanıyorsa öldüğü zaman başına onun geleceğini söylemiştim.

Ölebileceğim düşüncesi kafamda sakince biçimledi.

Hiçbir zaman sıcak bir banyoda olduğum kadar kendim olamam.

İki kişinin birbirine gitgide daha fazla kapılışını seyretmekte moral bozan bir şeyler vardı, özellikler odadaki tek fazla insansan.

Eğer iki karşıt şeyi aynı anda istemek nevrotiklikse ben tepeden tırnağa nevrotiğim. Hayatımın geri kalan kısmını karşıt şeylerin birinden öbürüne uçmakla geçireceğim.

Beyaz kanatlarım ve kestane rengi atkuyruğumla soluk yansımam bir hayalet gibi manzaranın üzerine düştü. Yüksek sesle ”Kız kovboy Pollyanna” dedim.

Bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına verdiği tüm güllere, öpücüklere ve akşam yemeklerine karşın, gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi.

En sevdiğim ağaç Ağlayan Bilgin Ağacı’ydı. Japonya’dan gelmiş olmalıydı. Japonlar ruhsal olanlardan anlardı. Herhangi bir şey ters gittiğinde kendilerini bağırsaklarını deşerek öldürürlerdi.

Fizik çalışırken çok bunalıyordum. Her şeyin harflere ve sayılara indirgenmesi beni çileden çıkarıyordu.

İnsanın kendisi hakkında çok fazla düşünmesinin ilacı, kendinden daha kötü durumda olan birine yardım etmektir.

Bir milyon yıllık evrim diyordu acı acı ve hâlâ hayvandan farkımız yok.

Kendimi koşu yolu olmayan bir dünyada yaşayan bir yarış atı gibi hissediyordum.

Ne zaman dikkatimi toplamaya çalışsam, kafam bir patenci gibi kayıp kocaman bir boşlukta dalgın dalgın dönüp duruyordu.

Neden ağlayacağımı bilmiyordum ama birisi bana bir şey söylerse ya da çok yakından bakarsa gözlerimden yaşların, boğazımdan hıçkırıkların boşanacağını ve bir hafta boyunca ağlayacağımı biliyordum.

Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup,”iyiyim,”demenizi beklemeleridir.sirca fanus Sylvia Plath resimli sozleri

Ömrümde hiç görmediğim insanın negatifi gibi gölgelerin içinde eridiğimi hissettim.

Planlar kafamda birbiri ardına aceleci tavşanlar gibi hoplayarak geçiyordu.

Sessizlik bunaltıyor beni. Sessizliğin sessizliği değil bu. Benim kendi sessizliğimdi.

Dans etmek için iki kişiye gerek yok, yalnızca birinin dans etmesi yeterli, diye düşündüm ve rüzgarda savrulup bükülen bir ağaç gibi bıraktım kendimi.

4.46/5 (729)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺