Şeker Portakalı-Jose Mauro De Vasconcelos

Şeker Portakalı Romanı; Brezilyalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos’un Orijinal Adı Meu Pé de Laranja Lima Olan Dünyaca Ünlü Kitabıdır.

Brezilyalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos’un orijinal dili Portekizce olan Şeker Portakalı romanı birçok farklı dile çevrilmiştir.

Brezilyalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos Portekizce adı Meu Pé de Laranja Lima olan Şeker Portakalı adlı çocuk kitabını 1968 yılında yazmıştır.

Türkiye’de Can Yayınları tarafından yayımlanan ve 120’den fazla baskısı yapılan Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabının Türkçe çevirisini Aydın Emeç yapmıştır.

Aydın Emeç’in Türkçe çevirisi ile Türk kitapseverler ile buluşan Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı romanı 182 sayfadır.

Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı romanı aynı adla sinemaya uyarlandı.

Şeker Portakalı filminin yönetmenliğini Marcos Bernstein yapmıştır.

2012 yılında özgün adı Meu Pé de Laranja Lima olan Şeker Portakalı filmi Türkiye’de 23 Mayıs 2014 yılında vizyona girmiştir.

Şeker Portakalı Filminin Oyuncuları: João Guilherme Ávila, José de Abreu, Eduardo Dascar, Caco Ciocler

Şeker Portakalı Filminin Karakterleri Kimlerdir Kim Kimi Oynuyor: Zeze karakterini João Guilherme Ávila, Portuga karakterini José de Abreu, Paulo Vasconcelos karakterini Eduardo Dascar, José Mauro de Vasconcelos karakterini Caco Ciocler canlandırmıştır.seker Portakali filmi izle

Şeker Portakalı Filminin Konusu: Brezilya’da geçen hikayede sekiz yaşındaki küçük Zeze’nin hikayesine konuk oluyoruz. Zezé şehir dışında bir kasabada, oldukça büyük ekonomik sıkıntılar çeken bir ailenin çocuğudur. Son derece hassas ve olgun olan Zezé’nin en sevdiği şey hayalgücüyle başbaşa kalıp yeni hikayeler üretmektir. Yeni taşındıkları evde karşısına çıkan portakal ağacı ise tam anlamıyla sığınabileceği tek varlık olur. Karşısına çıkan zorlukları aşabilmenin tek yolu portakal ağacının dallarının altındadır; bu ağaç güvenebileceği, sırlarını, korkularını ve sevincini paylaşabileceği tek şey olmuştur artık.

Brezilyalı ünlü yazar Jos Mauro de Vasconcelos, 1920’de Rio de Janeiro yakınlarında, Bangu’da doğdu. Çok yoksul olan ailesi, onu Natal kasabasındaki amcasının yanına yolladı. Orada dokuz yaşındayken Potengi Irmağında yüzmeyi öğrendi ve hep günün birinde yüzme şampiyonu olmanın hayâlini kurdu. Liseyi Natal’de bitirdikten sonra iki yıl tıp öğrenimi gördü. Öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayâller peşinde Rio de Janeiro’ya döndü. İlk işi, hafif siklet boks antrenörlüğü oldu.

Yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı, bu onun yazarlığına büyük katkılar sağladı. İlk kitabı Yaban Muzu 1940’ta yayımlandı. 1945’te yayımlanan Beyaz Toprak adlı romanı çok beğenildi. Daha sonra Evden Uzakta (1949), Sular Çekilince (1931), Kırmızı Papağan (1953) ve Ateş Çizgisi (1955) romanlarını yazdı. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıktı. En ünlü kitabı Şeker Portakalı (1968) on iki günde yazılmıştı. “Ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım,” der yazar. Bu kitaptaki küçük Zeze’nin serüvenleri Güneşi Uyandıralım (1974) ve Delifişek (1963) adlı romanlarında sürer. Bu ünlü yazar 1988’de öldü.

Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos’un başyapıtı Şeker Portakalı, “günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü”dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı ‘’yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını’’ söyler.

Aydın Emeç’in, güzel Türkçesiyle dilimize armağan ettiği Şeker Portakalı’nın başkahramanı Zeze’nin büyüdükçe yaşadığı serüvenleri, yazarın Güneşi Uyandıralım ve Delifişek adlı romanlarında izleyebilirsiniz.

Şeker Portakalı Kitabının Karakterleri Ve Özellikleri:

Zeze: Hikayenin başkahramanı olan beş yaşındaki yaramaz çocuk.

Bay Paulo: Zeze’nin babasıdır. Zeze’nin babası Portekizlidir. Zeze’nin babası Bay Paulo işsiz biridir.

Zeze’nin Annesi: Ailenin geçimini sağlamak için işçi olarak çalışmak zorundadır.  Zeze’nin annesi Kızılderili kökenlidir.

Totoca: Zeze’nin abisidir.

Edmundo Dayı: Zeze’nin yaşlı bir akrabasıdır. Edmundo Dayı bilgili, iyi dinleyici ve anlatıcı birisidir.

Jandira: Zeze’nin ablasıdır.

Lala: Zeze’nin ablasıdır.

Gloria: Zeze’nin diğer ablasıdır. Onu ailede en çok seven ve koruyan kişi Zeze’nin ablası Gloria’dır.

Luis: Zeze’nin en küçük kardeşidir ve ailenin en küçüğüdür.

Luciano: Luciano adındaki yarasa Zeze’nin isim takıp konuştuğu çok sevdiği arkadaşlarından biridir.

Minguinho (Xururuguinho): Bir şeker portakalı ağacıdır.

Manuel Valadares Portuga: Zeze’ye sevgiyi yaşamın sevilebilecek yanlarını öğreten insandır. Manuel Valadares Portuga zengin birisidir.

Cecilia Paim: Öğretmen Cecilia Paim, Zeze’nin yapmış olduğu tüm yaramazlıklara rağmen Zeze’nin çok duygusal anlayışlı bir çocuk olduğunu düşünmektedir.

Bay Arivaldo: Bay Arivaldo sokak şarkıcısıdır. Zeze, Bay Arivaldo ile tanışıktan sonra onunla birlikte sokaklarda şarkı söylemeye başlamıştır.

Şeker Portakalı Romanının Konusu: Zeze yoksul bir ailenin çocuğudur. Zeze’nin çok yaramaz olmasından dolayı çevresi tarafından ”Şeytanın Vaftiz Oğlu” diye anılmaktadır. Zeze adındaki 5 yaşında bir fakir bir ailenin çocuğu ve Zeze’nin başından geçen olaylar.

Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabının geniş özetini sitemizde Jose Mauro De Vasconcelos Şeker Portakalı Kitap Özeti sayfasından okuyabilirsiniz.

Jose Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabından alıntılar:

Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü.

El ele, acele etmeden sokakta yürüyorduk. Totoca bana hayatı öğretiyordu. Ben de, ağabeyim elimden tuttuğu ve bana birtakım şeyler öğrettiği için durumumdan hoşnuttum. Nesneleri bana evin dışında öğretiyordu. Çünkü ben evde keiflerimi tek başıma yaparak kendi kendimi eğitirken; yalnız olduğum için, yanılıyordum. Yanılınca da eninde sonunda hep dayak yiyordum. Önceleri kimse beni dövmezdi. Ama sonra her şeyi öğrendiler ve zamanlarını, benim bir şeytan, bir baş belası, lanet olasıca bir sokak kedisi olduğumu söyleyerek geçirmeye koyuldular. Buna aldırdığım yoktu. Sokakta olmasam şarkı bile söylemeye başlardım. Şarkı söylemek güzel şey.

Hikayelere bayılıyordum. Ne kadar karışık olursa o kadar seviyorum anlatılan hikâyeyi.

İçimde konuşan küçük kuşum değildi: Yüreğim olmalıydı bu.

Böyle söylerken yüzümüze bakıyor ama bu gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu. Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.

Gloria çantanın dibini yokladı, bilyelerin ağırlığını hissetti ve güldü. Okula varmadan, çarşının orada giyeceğimiz lastik pabuçlarımız ellerimizdeydi.

Gloria eve dönmüştü, ekmeği masanın üzerine koyuyordu. Kağıt, evde ekmek bulunduğu günlerin o tatlı hışırtısını çıkarıyordu.

Güçsüzlük beni sürekli bir uyku halinde tutuyordu. Günle geceyi ayıramaz olmuştum.

Herkes doğması gerektiği biçimde doğar.

Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.

Sevginin ne olduğunu gerçekten keşfedeli beri, bütün sevdiklerimi sevgiye boğuyordum.

Totoca, şarkıdan başka bir şey daha biliyordu: ıslık çalmayı! Ama ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım, ağzımdan ses çıkmıyordu.

Büyükler bir takım masallar anlatıyorlar ve çocukların her anlattıklarına inandıklarını düşünüyorlar.

Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar.

Herkes her zaman haklı. Bense, hiçbir zaman.

Olup bitenleri çocuklara niçin anlatmalı?

Destedeki bütün kartları öğrenmiştim. Ama valeleri pek sevmiyordum. Nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!

Uç, küçük kuşum, yükseklere uç. Uç da Tanrı’nın parmağına kon. Tanrı seni başka bir küçük çocuğa yollayacak. Benim için şarkı söylediğin gibi onun için de söyleyeceksin. Hoşça kal, benim güzel kuşum!

İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için büyük olması gerektiğini bilmelisin.

Küçük atımı uzun süre okşadım, sonra başımı Edmundo Dayıma çevirip sordum: ”Sizce, gelecek hafta büyümüş olur muyum?”

Ustura sakalını alırken hart hart hart diye ses çıkarıyordu. Büyüyüp koca bir adam olduğumda, benim de hart hart hart diye sesler çıkaran bir sakalım olacaktı. Hoş bir şeydi bu.

Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.

Yaşamak için çok yaşlılar, her şeyden yorulmuş bir görünüşleri var.

İnsan kelebek boyunbağı olmadan şair olamaz.

Küçük İsa beni neden sevmiyordu? O ki, ahırda bulunan öküzü ve eşeği bile sevmişti. Ama beni, hayır. Belki de, şeytanın vaftiz çocuğu olduğum için benden öç alıyordu.

Annem bana karşı çok iyidir, biliyor musunuz? Beni dövmek istediğinde, bahçeden küçük dallar koparır ve yalnızca bacaklarıma vurur.

Bir süre bu işyerini düşündüm. Orayı sevmiyordum. Sabah insanın içini kasvetle dolduran düdüğü saat beşte daha da iğrenç geliyordu. Orası her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.

Küçük yolculuğumuz boyunca konuşmadı. Yatışmamı bekliyordu. Ama her şeyden uzaklaştığımızda ve yol yemyeşil, nefis bir çayıra dönüştüğünde arabayı durdurdu, bana baktı ve yeryüzünün geri kalan bölümündeki bütün eksikliklerin yerini dolduran bir iyilikle gülümsedi.seker Portakali Jose Mauro De Vasconcelos

Luis’e bakmayı sürdürdüm. Bu güzellik ve şıklıkla, biraz daha büyük durumdaki Küçük İsa sanılabilirdi.

O an bile bu şarkı, nedenini anlamadığım bir hüzünle doldururdu içimi.

Yeryüzü, Ulu Tanrı’nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı’nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de.

Yüksek sesle şarkı söyleyemediğim için, şarkıları içimden söylüyordum. Garipti ama çok da hoş olabiliyordu.

4.34/5 (608)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺