Şanzelize Düğün Salonu-Tarık Tufan

Şanzelize Düğün Salonu Romanı Kaç Sayfadır, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabını Oku, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Romanından Sözler, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabının Konusu, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabının Özeti, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabından Sözler, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabından Alıntılar, Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Kitabı Hakkında.

Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Salonu Profil Yayıncılık tarafından 2015 yılında yayımlanmıştır.

Tarık Tufan’ın 2015 yılında Profil Yayıncılık tarafından yayımlanan Şanzelize Düğün Salonu romanı 292 sayfadan oluşmaktadır.

Şeyh babamın vefatından hemen sonra, yeni şeyhin kim olacağını görebilmek için rüyayı bekleyen dervişler, rüyalarında aynı gece, aynı kişiyi görüp vaziyetin mahiyetini anlayabilmek için sabahın erken saatlerinde kapımı çaldıklarında, gece boyunca vücudumun her zerresine sirayet etmiş şarabın etkisinden henüz kurtulamamıştım.

Tarık Tufan’dan “hayat bu, her şey olur” diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu’nun ”isimsiz” kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve “acayip” kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.

Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah’ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!

Tarık Tufan’ın Şanzelize Düğün Salonu romandan alıntılar:

İnsanın çaresizliği ne kadar büyükse, kendisini teselli edebilecek en saçma hayallere inanma ihtiyacıda o kadar büyüktür.

Bazı sabahlar aslında sabah olmuyor. Biz sadece saatlere bakarak o vakte sabah diyoruz ama gerçekte sabah değil. Sabah demek, içinde hiç olmazsa küçücük bir umut barındıran zaman demektir. Umut yoksa da heves vardır. İkisi de yoksa o vaktin adına neden sabah diyelim, gecenin devamı deyip geçeriz.

Kâinatta her mesafe ölçülebiliyor ama birbirine uzak iki hayatın arasındaki mesafeyi ölçmenin imkânı yok.

Kendimi dışardan izliyorum ve nasıl içeri girebileceğim hakkında bir fikrim yok.

Herkes ölenle ölünmez der ama zaten ölenle ölmek herkesin yapabileceği bir şey değil.

Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü, bir peygambere yalandan inanmaktır.

Bir kere aklından geçsem bir daha yalnızlık nedir bilmez kalbim.

Çaresizlikten yapılan şeylerin masumiyetini sorgulamanın bir anlamı yok.

Annem benim için mutfaktan gelen tabak çanak sesleridir; mutfaktaki su sesi, pencereyi açma sesi, namaz kılarken duyulan fısıltı sesidir. Ev sesleri annemdir, annem biraz da ev sesleridir.

Anne elimden tut. Anne beni buradan al, götür; uzaklara, rüyalarda gördüğün yerlere götür, kendi çocukluğuna, senin beşiğine saklanalım, dedemin Mushaf muhafazasına saklanalım.

Yol, insanın araf duygusunu en çok hissettiği yer sanırım; bir yerden bir yere giderken aslında hiçbir yerde olmamak halini yaşıyorum.

Senin olmadığın bir hayatın tarifi yok senin olmadığın anın tek izahı geçmeyen bir ağrı o derece kaplıyor ki insanın her yanını nerenin ağrıdığını bile ayırt edemeyecek hale geliyorsun.

Bir kadın ve bir erkek yan yana geldiğinde bu büyük bir acının, hiç akla gelmeyecek bir acının veya büyük bir mutluluğun, insanın içini çok ama çok genişleten bir mutluluğun başlamasına sebep olabilir.

Artık kimseler inanmayacak bir zamanlar bir kalbimin olduğuna.. Kimseler inanmayacak, bir zamanlar bir yaranın hatırına gözlerimden kan akarcasına, şahdamarım çatlayacakmışçasına sustuğuma.

Bir insanın bir insanı gerçekten tanıyabileceğine dair bütün inancımı kaybettim.

Bir kadını hayatımın ortasına koyup öncesizliği tercih ettim. Onun beni sevmesi benimle yaşamaya ikna olması sabah uyandığında ilk iş beni araması gece yatmadan önce son iş beni benimle konuşması bende kalması mümkün gözükmüyordu biliyordum. Hiç olmazsa onu görebileceğim bir yer bulup oraya yerleşmeye orada yaşamaya ve nihayet orada ölmeye karar verdim. Sadece onu görebileceğim fakat karşısında durup konuştuğu insanları göremeyeceğim kim olduklarını neden geldiklerini ne konuştuklarını anlayamayacağım bir yaşama alanı. Onun da başını hafif çevirdiğinde çok değil az da olsa başını bu tarafa çevirdiğinde beni görebileceği bir yer. Beni görmek istemediğinde uzak ama aklına geldiğimde anda yakın bir yere. Varla yok arasında az önceyle şimdi arasında aydınlıkla karanlık arasında bir yer. Bir kere aklından geçsem bir daha yalnızlık nedir bilmez kalbim.

Bu dünyada bütün sanat eserlerinin, bütün antika eşyaların, bütün nesnelerin sahtesi yapılabildiği gibi insanların ve hatta aşkın bile sahtesi üretilebiliyor.

Güçlü insanlar inkarla başlarlar kendi yolculuklarına.

Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum.

Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir.

Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir.Sanzelize Dugun Salonu Tarik Tufan

İstanbul sadece fotoğraflarda yoksulların arkasında durur.

Geçmişte olanları değiştirmeye gücümüzün yetmemesi, üstüne üstlük buna rıza gösteremememiz ne hazin.

Konuşmanın ne kadar gereksiz olduğunu fark edeli çok uzun zaman geçti.

Ucuz bir şarabın yüz buruşturan tadına sarılıp içinde gülen yüzlerin olduğu kısacık bir rüya görebilmek için çok uğraştım.

Müritler rüyalarını yazarlar. Rüyaları olmazsa müritler dilsiz kalırlar. Rüyaları olmazsa duymaz olurlar.

 

3/5 (16)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺