Şairin Romanı-Murathan Mungan

Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabını Oku, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabından Alıntılar, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabından En Güzel Şiirler, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabından En Güzel Aşk Sözleri, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabından En Güzel Kitap Alıntıları, Murathan Mungan’ın Şairin Romanı Kitabından Sözler.

Murathan Mungan’ın Şairin Romanı kitabı en güzel sözler, en güzel alıntılar:

Şiirin göğünde tesadüf kuşları uçar.

Bir şairi rüzgârından tanırsınız.

Güneş herkese doğar ama herkes eriyen kardan aynı dersleri çıkarmaz.

Çok uzaklardan erimiş bir tül gibi esen bu uçucu koku, yaşlandıkça iyice hafiflemiş olan uykusunu taze bir çay yaprakçığı gibi usulca açıverdi.

Kılıcında tüm yerkürenin kanı olabilir, ama bir tek kadının, bir tek çocuğun gözyaşı olmamalı. Savaşçılarla çapulcuları ayıran, kadınların, çocukların kanıdır unutma İnsanı insandan kan ayırır.

Kimse sandığı kadar dayanıklı değildir. Herkes bir gün incitilir.

Yerküre var olduğu için değil, biz inandığımız için var.sairin romani kitap murathan mungan

Aklın kurallarına çok teslim olmamak gerek. Bizim yanılgımız tüm evreni aklımıza sığdırmaya çalışmamız bence. Aklımızla açıklayabildiklerimizin tüm evreni anlamaya yeteceğini sanıyoruz.

Bazen insanlar niye ayrıldıklarını bilmeden ayrılırlar… Bir beraberliği sürdürebilmek için aşktan fazlası gerekir.

Sana kalbimden bir mezar yaptım.

Ayrılık da tane tane birikir.

İyi şiir doğa gibidir… En çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır.

Kadınlar insanın kalbine dokunmaktan korkmuyorlardı.

Savaşçılarla çapulcuları ayıran, kadınların, çocukların kanıdır unutma! İnsanı insandan kan ayırır.

Anlattıklarında bazı boşluklar olduğunu farkındaydı, ama gerçeklerin her zaman boşluklar barındırdığını, yalnızca yalanların kusursuz olduğunu da biliyordu.

Sıradan şeyler hakkında yalan söyleyenler yalnızca yalancıdır, önemli şeyler hakkında yalan söyleyenler ise şair olur, bu yüzden hakikatler şairlerin en iyi konusudur.

Sis havanın şiiridir.

Bir soyutlama olarak şiir gündelik dilin bulunuşundan sonra ortaya çıkmış bu nedenle sonradan damıtılmış bir şey değil. İlk kutlu metinlerin şiirli bir dille yazılması da bir rastlantı sayılamaz, ilk tekerlemeler, ninniler, çağırma ya da kovma büyülerini hatırlamak yeter. Dilin ilk var oluş biçimi şiir aslında.

Bir şair ölürken yerküreyi bulduğundan daha güzel, daha iyi bırakmak zorundadır, demezler miydi hep?

Suyun gözleri yoktur, su bütün varlığıyla görür.

Biri zeytin dalı esmeri, diğeri başak sarışını. Birinin adı Zeey, diğerinin ki Tagan.

Boşluk hep vardır. Boşluk bir tür yoğunluktur aslında. Biz içini göremediğimiz için boşluk diyoruz ona.

Bu rüyaları ya sizinle birlikte ortak görmüş olmalıyız bir zamanlar, bu da şimdi birbirimizi hatırlamayacak kadar kendi hayatlarımızda kaybolmuşuz demektir ya da siz birinin gördüğü rüyasınız sadece. Onun gördüğü rüyaları hayata geçiriyorsunuz. Neyin gerçek olduğuna kim karar verebilir ki? Ben belki şu gördüğünüz sahnede birini canlandırdığım yanılsamasını yaşarken bir başkasının gördüğü rüyayımdır sadece. Şu üzerinde durduğumuz sahnenin üzerinde değil, onun rüyasında oynuyor ama kendi varlığımı gerçek sanıyorumdur. Belki de siz bir katili değil kendinizi arıyorsunuz. Kaybettiğiniz kendinizi.

Yazık, bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan.

Bütün zamanlar birbirine benzer, birbirine benzemeyen anlardır… Hafızamız bütün yaşadıklarımız değil sadece unutamadığımız anlardır. Ortak yaşanılanı bile herkes zamanla başka türlü hatırlar. Bir gün belki siz de şu içinde yaşadığınız anı farklı hatırlayacaksınız.

Yerküre sanki yalnızca yazılmak için vardı. O da bütün kendinden öncekiler gibi doymaz bir iştahla yerküreyi kâğıtlara, defterlere sığdırmaya çalışmıştı. Hâlâ çoğu dışarıda kalıyordu yerkürenin; bitmiyor tükenmiyordu.

Çarenin olmadığı yerde, yol çaredir. Yeni sözcükler bulmak da bir tür şairliktir; maharet ister. Bunu kendine yol bilir. Bir hayat yolu.

Batının modern çağ fantezi romanlarıyla Doğunun Bin bir Gece Masallarının özgün bir bileşimi.

Bilmek hayatta kalmaktır. Unutmayın ne kadar çok şey bilirseniz yaşama şansınız artar. Hem sonra öğrenmeyi bir sanat, bir yaşama biçimi haline getirmeniz gerekir, bunu sırrıysa öğrenmenin aynı zamanda bir haz, bir zevk olduğunu anlamaktan geçer. Öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. Bakın çevremizdeki birçok insanın yarım kalması bu yüzdendir.

En baştan başlamak gerek… Topraktan… Her ikisi de topraktan yapılmıştır. Sonradan ateşle, suyla, havayla beslenmişlerdir. Ve sınanmışlardır. Çöken uygarlıklardan her zaman iki şey kalır geriye: Şiir ve çömlek. Yerkürenin en eski tanıkları.

En büyük çaresizlik varoluştur. Niye var olduğunu anlamadan var olursun çünkü.

Geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. Bizde olan bir şeydir.

Gerçek dediğin inandıklarından yapılır zamanla.

Bir beraberliği sürdürebilmek için aşktan fazlası gerekir.

Çocukken çok büyük diye anımsadığımız bahçeleri, evleri, avluları yıllar sonra ziyafet ettiğimizde çoğu kez çocukluk imgelemimizin bizi yanıltmış olduğunu görür, gördüklerimiz karşısında hayal kırıklığına kapılırız. Hiçbir şey bizim hatırladığımız ve sandığımız kadar büyük ya da geniş değildir. Bizi yanıltan çocukluktur diye düşünürüz. Belki de büyümemiş çocukların hayatları boyunca yanılmamaları bu yüzdendir.

Hayatta en zor, en katlanılmaz şey insanın kendisi olmasıydı. Yalnızca kendisi. Sıradan, yavan, tanıdık, sıkıcı, kendisi.

Her insan yaşamı boyunca güç yüzüğünü ara, ama güç yüzüğünü bulmak yalnız kalmak demektir. Yüzüğü bulmadan yalnız kalmanın ne demek olduğunu ise ancak yenilmişler bilir.

Her kilit önce sahibini hapsetmez miydi?

Bir insan en çok kendinden korkarken nereye kaçabilirdi ki?

Her şair bir gün burcundan indirilir. Hele bir başkasının bayrağını dikek çıkmışsa oraya… İndirilir!

Bir yolcu yolda her şeyi görmez. Yolu her şeyde görür. Her şey bir yoldur çünkü.

Sözcüklerin aynasına bakmayı bilmeyenlerin yazdığı şiirden ne olacak? Buna gözü olmayanın şiire kalemi mi olur?

Her şey topraktan geliyor ve toprağa dönüyor aslında.

Adı Yerküre olan bir gezegen. En büyük kara parçası sayılan Anakarada farklı yerlerden farklı nedenlerle Odragende varmak üzere yola çıkan gezginler. Elli yıl sonra yurduna dönen bir bilge şair. Yıllarca evinden hiç çıkmadan yaşadıktan sonra, çıraklarıyla birlikte kendisini yollara vuran bir şiir filozofu. Yalnızca şairleri öldüren bir katilin izini süren atlı polis ve yardımcısı.

Akıl oyunlarını hangi çeşidi olursa olsun, kâinatın ve insanlığın birçok gizini berraklaştırırken, bir yandan da tabiatı ve yaşamı yeniden bulandıran tuzaklar kurabilir insana. Akıl, asıl kendisine oyun oynamaya başladığında tehlikeli olmaya başlar.

İnsan, yalnızca giderken değil, dönerken de kaçabilirdi.

Güven kazanılan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir.

Hayat boştur! Herkesin her zaman dediği gibi boş! Onu dolduran anlamdır yalnızca. Bizim ona verdiğimiz çeşitli anlamlar. Bazıları hayat anlamından boşaldığında, onun gerçek yüzünü gördüğünü sanır; hayatın görülecek bir yüzü bile yoktur oysa. … O kadar boştur işte hayat, sen bir an önce onu kendi anlamlarınla doldurup güzelleştirmeye bak! Ömrünü ancak böyle hayat yapabilirsin.

İnsanın kaderi, karakteridir. Bilinci artan kişinin kaderi de artar.

Bir insan kalabalıklar arasında kendini saklamak istediğinde görünürlüğün derinlerinde kaybolarak da yapabilir. Hep orada durduğu halde hiç kimse farkına varmayabilir onun. Saklanmanın bir yolu da budur.

Bir insan yaşamı boyunca, en eski anısını arar.

İnsanların yüzüne değil, tabiatına baka baka felsefeci olunur.

Kendini sevmeden karşı tarafa verdiğin aşk temiz kalmıyor. Kararmış, incinmiş duygular giriyor işin içine. İnsan önce kendini incitiyor. Sonra günün birinde artık yalnızca kendine ait bir hayatın olsun istiyorsun. Kimsenin gölgesi üstüne vurmasın.

Doğanın mucizeleri hiç eskimiyordu. Doğa her zaman yeniydi. Bu sabah gibi, bu rüzgâr gibi, şu köprüler gibi. Doğaya ilişkin, kanıksadığımızı sandığımız en tanıdık imgeler bile her an yepyeni bir mucizeyle yenilenebilir; yepyeni bir görünüş, derinlik ve anlam kazanır; her şey birdenbire yerkürenin var olduğu ilk günkü kadar taze ve kullanılmamış oluverirdi. Doğa hiç bıkkınlık vermiyor, hiç usandırmıyor, her seferinden şaşırtmayı sürdürüyordu.

Görünmez bağların sahiplerine ettiği oyunlar tükenmezdi. Yaşam bağ oyunlarından oluşuyordu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu söylenen bağ oyunlarından. Hayat bir bağlılık yemini idi.

Güç, güzellik ve akıl -sanılanın tersine- insanı yalnızlaştırırdı.

Bazı insanlar meşe ağacı gibidirler, eğilip bükülmezler sadece kırılırlar.

Değişmezliklerin insanda kimi zaman ümit, kimi zaman ümitsizlik uyandırdığını bilmiyor değildi. Zamanın en büyük aldatıcılığı, nelerin değişip nelerin değişmediğini insanlardan saklamaktaki hüneriydi; belki de değişenleri değişmeyenler sayesinde gözden kaçırabiliyordu.

Dilin ilk var oluş biçimi şiir aslında.

Doğada sözcük yoktur derim ya hep, evet doğada sözcük yoktur ama doğada şiir vardır. İnsan doğada olmayan bir şeyin yardımıyla doğada olan bir şeyi yeniden yapar yaratır.

Bazen bir şeyi görmek için harcadığımız dikkat, o şeyi sahiden görmemizi engeller. Gözlerini zorlama, bırak kendi görsün. Hem onlar daha az yorulur, hem sen daha az yanılırsın.

Öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. Çevremizdeki birçok insanın yarım kalması bu yüzdendir.

Öteden beri geçmişte çok kan dökülen yerlerin, uygarlığın beşiği olduğu söylenir. İnsanın beşiğinde kan vardır. Kan kaynayan topraklarda büyür geleceğin uygarlıkları. Kanın gücüdür bu. Her dökülen kan bir gün dönüp geri gelir.

Karanlığın şiiri bile ışıkla yazılır.

Bazı gecelerin adeta kibri vardır; nedenini bir tek kendinin bildiği. Sonra ayın perçemini kısa kestiği geceler olur; ışığı kıt ya da adımı çabuk… Bulutuna göre hatırladıkça ürperen gözenekleri geçmiş gecelerin. Böyle zamanlarda ruhunda seğirenin ne olduğunu kim tam olarak bilebilir ki?

Bazı mevsimler bir günde gelir.

Ne tuhaf! İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan içinde yaşadığı ânı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.

Matematik doğanın dilidir; bizimle böyle iletişim kurar. Sözcükler gibi rakamlar da doğada yoktur, ama doğanın düzeninde matematik vardır. Bize düşen rakamlar yoluyla düzenin işleyişini bulmaktır. Doğayı, evreni anlamamızı sağlayan şey, aynı yasalarla kurulmuş olan zekâmızın işleyiş biçimidir.

Mayası şair olarak doğmuş birinin kelimeleri uzun süre karanlıkta kalamaz. Hiçbir güç kelimelerini uzun süre bağlayamaz onların.

Rüzgâr ayak izlerini silmek için de var.

Bazı mahcubiyetler gecikmiş olduklarında sahiplerini daha da mahcup ederler.

Suyun konduğu kabın şeklini alması gibi bazı ruhlar da içine kondukları bedenin özelliklerini alırlar. Bazı insanların çirkinliğinde aynı zamanda onları görebilmemiz bundandır.

Şairin ayakları doğduğu topraklara sağlam basarken, sözlerini bütün yerküreye söyleyebilmelidir. Bazı çiçeklerin varlıklarını yalnızca yetiştikleri iklime borçlanmış olmaları elbette onların güzelliğini azaltmaz, ama başka iklimlerde yaşayamamaları varlıklarını eksiltir. Yalnızca kendi toprağında okunur, okunabilir olmak, iyi şiire yetmez. iyi şiir, doğduğu toprağın iklimini başka iklimlere dönüştürebilme gücüne, yeteneğine sahip olmalıdır. Şiir doğduğu yerlerin sesi, kokusudur. Kendi güneşini, kendi rüzgârını, kendi yağmurunu her yere taşır. Hem de gittiği yerin güneşi, rüzgârı, yağmuru olur. İyi şiir tıpkı bir çömlek gibi, vücut bulduğu toprağını başka diyarlara taşıyabilmeli, oralarda da kullanılabilmelidir. Gündeliğin yalınlığında unutmayın: Şiir kullanışlı bir şeydir. Bir eşya gibi kullanışlı bir şey.

Şairin gölgesi kendisinden uzun olur.

Şairlerin ortalığa hâkim olacağı saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Gece yarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar.

Şairlerle ressamlara devlerin dikkati gerekir. Görünüşlerinin aksine tabiatın en zayıf canlıları devlerdir çünkü. İlk onlar silindiler yerküre üzerinden. Bu yüzden devler daha dikkatli olmalıdır. İyi bir dev, tavşan uykusuyla uyumalıdır. Çünkü hayat onu her an gafil avlayabilir.

Şifalı otların uçucu rayihası kalıcı iyilikler bırakır insan vücudunda.

Bazı mektuplar vicdan yerine geçer.

Ölülerimiz yaşayan bir parçamızdır biz yaşadıkça.

Bazen devamlılığımızı sağlayan tek şey kusurdur. Yahut kusuru göze almak.

Şiir önce kelimelerle kurulan ilişkide başlar, kelimelerin kullanılışında değil.

Uyku yalnızca yola değil, sorunlara, sıkıntılara da mola vermek demektir. Başınıza tatsız bir şey geldiğinde hemen  uyuyun çocuklar. Göreceksiniz, uykunuzda sıkıntınız hafiflemiş olur, sorununuz her ne ise üstesinden gelebilecek gücü uykunuz bağışlamıştır bize.

Uzak dediğin önce içinde birikir insanın, sonrası yalnızca yoldur. Yola rehber olmadan önce yolun rehberliğine açık olmak gerekir. Yol düşüncelerle hafifler. Çıktığımız yol içimizde de uzar gider. Yol bizi derinleştirir. Kendimiz bu yol oluruz.

Yalnızlık sıcak bir şey değildir. Isıtılması gerekir.

Savaş, bizi kim olduğumuzu bilmediğimiz insanlar haline getirir.

Mezarı dorukta olanların ziyaretçisi az olur.

Öyle ya da böyle, hepimiz şu yerküreye atılmış varlıklarız. Ölerek birbirimize dönüşüyoruz hepsi bu.

Rüyalar kendimize sorduğumuz resimli bilmecelerdir. Cevabın bizde saklı olduğundan habersiz olmayı seçtiğimiz için ya hatırlamayız onları, ya tabir edemeyiz.

Zeki, akıllı hırslı insanların başarısızlıklarında günün binde mutlaka kötülüğe açılan bir kapı vardır. İyilerin işi her zaman daha kolay olmuştur. Unutmayı bilirler çünkü üzerinden atlamayı, kayıtsız kalmayı, gerisini hayata bırakmayı, omuz silkip kendi yollarına devam etmeyi, gerektiğinde bağışlamayı… Başkalarının kötülüğüyle baş etmek kolaydır, asıl zor olan insanın kendi içindeki kötülükle baş etmesidir. Yıllarca akıtmakla tüketemediğin bir zehrin sahibinin içinde birikmesi, yavaş yavaş onu kemirip eritmesi… Bu nasıl bir azaptır, bilemezsiniz.

Bazen şiir yazılmaz, şiir uyandırılır. Taze yağmur sonrası yapraklarda kalan su nasıl umulmadık bir şeyi uyandırırsa.

Sadece erdem sahibi olmak yetmez. Erdeminde ustalaşmak gerekir.sairin romani murathan mungan resimli sozleri

İki parça arasında kalmış önemsiz görünen küçük bir hava boşluğundan zamanla içinde kaybolacağınız kendi boşluğunuzu yaratabileceğinizi hiç unutmayın! Kendi boşluğunuzla yüzleşmeden varlığınızı dolduramazsınız. Şiir bizim kendimiz olmaya açılan kapımızdır. Ama bazen kendi kapımızı yüzümüze kapatırız. Kim olursanız, ne olursanız, nasıl olursanız olun ama kendinize girip çıktığınız bir kapınız olsun çocuklar. Az olun ama hakiki olun! Bir gün kendi kapınızı çalacak yüzünüz olsun!

İhanet büyük bir pakettir, içinden birini alıp diğerlerini bırakamazsınız.

Bazen devamlılığımızı sağlayan tek şey kusurdur. Yahut kusuru göze almak.

4.08/5 (48)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺