Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar

İhsan Oktay Anar’ın En Çok Satan Romanlarından; Puslu Kıtalar Atlası

Puslu Kıtalar Atlası romanı İhsan Oktay Anar’ın yayımlanan ilk romanıdır.

Kurgusu ve anlatımı ile çok güzel bir roman olan Puslu Kıtalar Atlası eseri İhsan Oktay Anar’ın en çok okunan romanlarındandır.

İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabı ilk kez 1995 yılının Ocak ayında piyasaya çıkmıştır. İletişim Yayınları tarafından yayımlanan İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabı birçok baskı yapmıştır. İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabının sayfa sayısı 238’dir.

Bir ilk kitap, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar… Yeniçeriler kapıyı zorlarken düşler üstüne düşünlere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yen kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir. Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır. Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve puslu kıtalar üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle…

İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabından alıntılar:

Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.

Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz.

Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?

Gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

Onun dünyasına aşina olmayanlar, rüya görmediği için üzülen bu oyunbaz çocuğun aslında alacalı düşler kadar renkli bir alemde yaşadığını nereden bilebilirlerdi?

Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.

Kehanet aynası başka birinde, mesela hala padişahta olsaydı, o mutlaka tövbe ederdi. Ama ben etmedim. Çünkü kıyametten kurtulmak mümkündü.

Güç ancak ölüleri korur.

Her bilgiden şüphe eden Rendekar, şüphe ettiğinden şüphe edemiyor ve bundan da kendisinin var olduğu sonucunu çıkarıyordu.

Kararını vermişti. Özgürlük duygusu, özgürlüğün kendisine galip gelmiş, Bünyamin sırrı çözmeye and içmişti.

Senden daha yaşlı ve tecrübeli birine güvenirsen, kendine güvenmeyi de öğrenirsin.

Uyku nasıl bir şeydi? Hepsinden önemlisi rüya diye bir şey gerçekten var mıydı ve insanlar onu sahiden görebiliyorlar mıydı? Çok eğlenceli olduğu kesindi.

Kendisine, uyuyan insanların ruhunun bedenden çıkıp uzak diyarlara gittiği, orada ilginç ve tuhaf kişiler, hayvanlar ve oyuncaklarla karşılaştığı anlatıldığında uyuyanların aslında palavra sıktığından şüphelenmeye başlamış, ama bozuntuya vermemişti.

Boşluğun üzerine kuzeyi yayar ve hiçliğin üzerine dünyayı asar.

O kadar gururlu bir tavrı vardı ki, onu ilk kez gören birisi, bu kişinin az önce ölümle burun buruna geldiğini düşünemezdi.

Sanki yüzyıllık bir uykudan uyanan bekçi, yerinden doğrulup çevresine bakınca kendini uyandıran kişiyi göremedi. Çünkü her taraf karanlıktı. Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?

Ölüler nasıl ki ışığı göremezlerse, yaşayanlar da karanlığı göremezlerdi.

Sana karşı hissettiklerimi anlatmama imkan yok. Bir duygu, anlaşılamıyorsa, duygu değildir zaten.

Ateş dediğimiz güç nasıl ki odunla beslenirse akıl da bilgiyle beslenir.

Bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur.

Biz hareket etmenin karşıtının durma olduğuna inanırız. Oysa onun karşıtının karşı hareket olduğunu biliyorum.

Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? Sana bu yüzden hem çok yakın, hem de çok uzağım.puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar-sozleri

Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı.

Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve sefadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.

2.55/5 (11)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺