Onüç Günün Mektupları-Cemal Süreya

Cemal Süreya’nın Hastane’de Yatan Sevdiği Kadına 13 Gün Boyunca Yazdığı Mektuplar.

Türk edebiyatının ünlü kalemlerinden Cemal Süreya, 1972 Temmuz’unda hastane de yatan sevdiği kadın Zuhal Tekkanat’a yazmış olduğu mektuplar Onüç Günün Mektupları eserinde toplandı.

Cemal Süreya’nın mektuplarından oluşan, aşk dolu, sevgi dolu, umut dolu, Onüç Günün Mektupları eseri ilk kez 1990 yılında yayımlandı.

Can Yayınları tarafından yayımlanan Cemal Süreya’nın Onüç Günün Mektupları kitabı 105 sayfadan oluşmaktadır.

Onüç Günün Mektupları, -okuyunca göreceksiniz- ileride bir gün yayımlanacağı düşünülerek yazılmış mektuplar duygusu vermiyor. Çünkü bu mektuplar, Cemal Süreya’nın 1972 Temmuz’unda yazdığı gençlik mektuplarıdır. Belli ki çok kişisel, çok özel, aşk dolu mektuplardır. Aşk mektupları, bir tür sevişmedir. Ancak, Onüç Günün Mektupları cinselliğin ağır basmadığı mektuplar. Başka türlüsü de olamazdı. Çünkü hastanede ölümcül bir ameliyata yatmış olan sevgiliye yazılmış mektuplar bunlar. Sevdiği kadına yaşama sevgisi aşılamaya çalışan, güç veren, güven veren, sevgi yüklü mektuplar. Cemal Süreya’nın, onüç gün boyunca aralıksız yazdığı bu mektuplara aslında tek ve uzun bir mektup gözüyle bakmak daha doğru. Baştan sona Sevda Sözleri ile dolu bu güzelim mektupları günışığına çıkardığım için mutluyum. Edebiyatımızda büyük bir yeri olan Cemal Süreya’nın önemli bir yapıtı olarak bakıyorum bu kitaba. Erdal Öz

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan Cemal Süreya’nın Onüç Günün Mektupları kitabının sayfa sayısı 131 sayfadır.

Onüç Günün Mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya’nın 1972 Temmuz’unda, Okmeydanı SSK Hastanesi’nde yatan eşi Zuhal Tekkanat’a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor.

Cemal Süreya’nın Onüç Günün Mektupları kitabından alıntılar:

Zuhal’im, hayat! Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hala başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanı başımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. ‘’Üçüz, gözüz biz’’. Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni: Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.

Aşk büyüdü, aşk!

Bir de şunu diyorum: Geçmiş günler geleceklerden daha parlak değil. Buna inanmanı istiyorum.Seni evrence seviyorum.

Sensiz hiçbir şey olmuyor. Her tasarım, her projem seninle.Bir su akıyorsa, bir bulut geçiyorsa, hep seninle.Seviyorum seni.

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.

Yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi? Ne güzel yaşlanırsın sen.

Arapça mektup sözcüğünün yazılmış anlamına geldiğini sevgili Ataç’ın ”Okuruma Mektuplar” kitabından öğrenmiştim.

Zuhal’im, Elif’im, kolum kanadım.

Güven, mutluluğun temelidir. Güven aşkın ve her türlü aşkın, yani cesaretin, yani kavganın temelidir.

İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söylemiyordur, ya da ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kâğıda döker anlatmak istediklerini.

Sana rastladığım gün susuzdum, yalnızdım. Bir çırpıda içtim gözlerini.

Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.

Sevmek ne uzun kelime!onuc-gunun-mektuplari-cemal-sureya

Bir mutluluk hastalığıdır şiir. Kırılan dalın türküsüdür.

Mektupların en güzel, Cemal Süreya’nınkiler gibi olsa gerek. Aşk mektupları. Okuyunca göreceksiniz, bu tür mektupların en belirgin özelliği, önceden tasarlanmış bir biçime bağlı olmadan, duyguların, düşüncelerin önlenemez patlayışının olanca savrukluğu içinde sözcüklerle kâğıda dökülmüş olmasıdır.

Düşünüyorum da, aşk sözcüğünü biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısmı galiba.

2.62/5 (13)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺