Olduğu Kadar Güzeldik-Mahir Ünsal Eriş

Olduğu Kadar Güzeldik Kitabının Yazarı Kimdir, Benim Adım Feridun Sinema Filmi Oluyor, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabının Konusu, Benim Adım Feridun Oku, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabından Kaç Hikaye Vardır, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabından Hikayeler, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabı Kaç Sayfadır, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabının Konusu, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabının Özeti, Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik Kitabı Hakkında.

Mahir Ünsal Eriş‘in ikinci kitabı olan Olduğu Kadar Güzeldik kitabı; Sen o zaman parasız yatılıdaydın, Benim adım Feridun, İşe çıkılacak gün, Kanatlarımız olsa be Metin, Malibu, Dayımın Avrupa’ya kaçırılışı, Zehir miktarda, Stoper adlı hikayelerden oluşuyor.

Mahir Ünsal Eriş‘in Olduğu Kadar Güzeldik kitabındaki Benim adım Feridun hikayesi ünlü yönetmen Çağan Irmak tarafından Benim adım Feridun ismi ile sinema filmine uyarlanacak.

Mahir Ünsal Eriş’in Olduğu Kadar Güzeldik kitabından en dikkat çeken hikaye ise Benim Adım Feridun hikayesi. Benim Adım Feridun okunması gereken çünkü Benim Adım Feridun hikayesi aynı adla Çağan Irmak yönetmenliğinde sinema filmi oluyor. Benim Adım Feridun hikayesini okuyanlar ve Benim Adım Feridun okuyup beğenenler Çağan Irmak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Benim Adım Feridun filmini de beğeneceklerdir.

Mahir Ünsal Eriş‘in 2013 yılında İletişim Yayıncılık tarafından yayımlanan Olduğu Kadar Güzeldik kitabı 128 sayfadır.

Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra.

Çünkü Erdek bir kitap olsaydı, bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun. Gelindi mi oturulmalıydı. Bir çay, birkaç sigarayla, kıyıda kayığında ağ onaran, çapari kösteği hazırlayan balıkçıları seyretmek, bir tost isteyip, bacaklarıma sırnaşan kedilere atmak, yakın masalarda konuşulanları dinlemek, birini bekliyormuş gibi ikide bir saate bakmak iyi gelebilirdi. Gelmeliydi en azından. Yine yaz akşamları. Yaralı tekneler, küflü sesler. Erdek’te çay bahçeleri, bıkkın orkestra, tatsız garsonlar. Ezine, Susurluk, Bandırma, burası Ankara, orası Samsun! Yalandan bayılanlar, bilmezden gelinenler, kaybolan dayılar… Uykusunda ağlayan adamlar, pişmanlar, yorgunlar. Para için mırın kırın, laf dokunduran konuşmalar. Nerede bu Türkan Şoray?

Mahir Ünsal Eriş, sokaktan gelen gürültüyü, bangır bangır Yıldız Tilbe dinleyen evleri resmediyor. Bi gevezeleşip bi susanları, “iyi olalım be ne olur” diyenleri, helallik isteyenleri anlatıyor. Olduğu Kadar Güzeldik, gazoza doğru çocuklaşan hikâyelerle çağlıyor, zamana dokunuyor. Eriş, hüzünlü mağlupların iyimser yazarı olmaya devam ediyor.

Mahir Ünsal Eriş‘in Olduğu Kadar Güzeldik kitabından alıntılar:

Sen o zaman parasız yatılıdaydın. Anlatmadık bunları sana. Annem istemedi. ”Aklı bizde kalmasın, dersine çalışsın yavrum, okusun da kurtarsın kendini”, diye.

Annemin de, babamın da inancı tamdı sana, biliyorsun. Benden pek ümitleri yoktu. Oğlan çocuğu yerine sayıyorlardı beni. Okumaz bu, diyorlardı. İte kaka liseyi bitirir, sonra Susurluk’un içinden, olmadı Bandırma’dan, Karacabey’den bulur birini evlendiririz diye düşünüyorlardı. Zaten dedeme kalsa, kız çocuğun okuması da neymiş.

Dedem de sevmezdi babamı. Dedem, bir beni severdi, bir de çarpık bacaklı Skoda kamyonetini.

Hatırlarsın, ”yavrumun yavrusu” derdi bana; ‘’karabiberim, badem şekerim” diye severdi.

O sene bayram namazına götürmüştü ama beni, kurbanda. ”Keşke, kızlar da gitseymiş cumaya” demiştim. ” Belki o zaman, bu kadar kötü kokmazdı halılar.”

Belki de insanlar hakikaten böyle deliriyorlardır. Bir şeyi kafaya takıp onunla zihninin içine küçük bir delik açıyor, sonra kurcalaya kurcalaya o deliği bütün bir aklı yutacak kadar büyütüyordur.

En kabaca adıyla mutluydum ama orda ben. Onun şu anda, bir yerlerde, başka bir adamın koynunda, tenini soğutuyor olma ihtimali bile incitemiyordu beni. Hayat devam ediyorsa burası bunun için çok güzel bir başlangıç olabilirdi, terk edilen ben değil de Feridun olsaydı.

Çayı içtim, bir çaya iki sigara bağladım. Sonra bir çay daha… Nereye gidersen git, aklını da, cesedini de yanında taşıyorsun. Kendini birine emanet edip, fırsattır deyip tüymedikçe bu alevli azaptan kurtulmanın yolu yok. Ölesiye bu canın içindesin çünkü.

Kendini tedavülden kaldırdı, evin salonunda, pencere kenarında, televizyona karşı bir masaya oturttu.

Anlatırlardı hep, tanırlarmış öğretmenler, diye söylerlerdi. Gözlerinden tanırmış en çok, ama bir yerden, bir hareketinden, bir şeyinden çıkarırlarmış işte.

Birine anlatsam inandıramayacağım kadar tuhaf bir şeyin içinde kalakalmıştım. Bir sürü akrabayla tanışıyor, bir sürü el öpüyor, çocuk başı, bebek yanağı okşuyor, maşallahlar, aleykümselâmlar arasında insandan insana götürülüp gösteriliyordum. Damat ve geline karşı oynattılar bile beni. Oldugu Kadar guzeldik oku Mahir unsal erisBir sürü akrabayla dakikalarca döndüm durdum pistte. Hep güldüğümü, gülümsediğimi fark ettim sonra. Yalnızlık ailesizlikmiş meğer yalan da olsa bir ailem olunca nasıl mutlu göründüğümü hissettim.

Okuldan sonra kaldım Ankara’da. Arkadaşlarım şaşırdılar, hatta alay yollu kınadılar bile belki biraz. Dünyada İstanbul diye bir yer varken, kucağında deniz oturtan, rüzgâr oturtan onca şehir varken, peksimet gibi kupkuru Ankara’da kalmamı pek anlamadılar. Ben de anlamadım. Ekmek kavgası diyorlar buna, dediler; ikna olmama şansım yoktu.

Mutluydum anasını!

4.04/5 (73)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺