Nietzsche Ağladığında-Irvin D. Yalom

Alman Filozof Friedrich Nietzsche’nin Hayatını, Felsefesini, Düşünce Tarzını Psikanaliz ile Harmanlayarak Anlatan Bir Roman.

Nietzsche Ağladığında romanı Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, felsefesi, şair, besteci ve yazar Friedrich Wilhelm Nietzsche ile kurgulanmış bir olay örgüsü etrafında bazen gerçek bazen ise kurgu olarak ele almaktadır.

Nietzsche Ağladığında Romanının Yazarı Kimdir?

Özgün adı When Nietzsche Wept olan Nietzsche Ağladığında kitabının yazarı Amerikalı psikiyatrist, psikoterapist ve yazar Irvin David Yalom’un eseridir.

Nietzsche Ağladığında eseri Irvin D. Yalom tarafından 1992 yılında yazılmıştır.

Irvin D. Yalom’un çok okunan romanlarından olan Nietzsche Ağladığında kitabı ülkemizde Ayrıntı Yayınları etiketi ile raflarda yerini almıştır.

Ayrıntı Yayınları tarafından Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabının Türkçe çevirisini Aysun Babacan yapmıştır. Aysun Babacan tarafından Türkçe çevirisi yapılan Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabının sayfa sayısı 432 sayfadır.

Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek…

SAHNE Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.nietzsche-agladiginda-irvin-yalom

AKTÖRLER Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. ‘’Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır’’ diyor. Daha sonra, ‘’Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?’’ diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca ‘’ama’’ pozisyonunda yaşamış biri.

Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.

Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

KONU Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salome, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. ‘’Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin’’ der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla ‘’peki’’ der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…nietzsche-agladiginda-irvin-yalom-alintilar

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…

Nietzsche Ağladığında Kitabı Sinemaya Uyarlandı.

Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında romanı When Nietzsche Wept adı ile yani Nietzsche Ağladığında adıyla 2007 yılında sinemaya uyarlanmıştır.

Irvin D. Yalom’un Nietzsche Ağladığında kitabından alıntılar:

Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar. Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki? Zerdüflt Böyle Diyordu

San Salvatore’nin çanları Josef Breuer’i daldığı düşüncelerden sıyırdı. Yeleğinin cebinden ağır altın saatini çıkardı. Saat, tam dokuz. Önceki gün kendisine ulaşan kenarları gümüş yaldızlı küçük karttaki yazıyı bir kez daha okudu.

Sırf bakmayı ihmal etti¤i için yaşamında neler kaçırdığını düşündü. Yoksa bakmış da görememiş miydi?

Biz kuşkucular tetikte ve güçlü olmalıyız. Dinsel tahrikler vahşice üstümüze geliyor.

Hastalıklı bir zihni tedavi edemem.

Kişinin kendisine dışarıdan bakmasını öğrenmesi gerek.

İnsanlık, ahlaki tahlillerin göz önüne serildiği tablonun iğrenç görüntüsünden artık daha fazla uzak tutulamaz.

Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?

Yüzü kızaran tek hayvan biz değil miyiz?

Uçmak istiyorsunuz ama uçmaya uçakla başlayamazsınız. Size önce yürümesini öğretmek zorundayım ve yürümeyi öğrenmenin ilk adımı, kendi kuralları olmayan insanın başkaları tarafından yönetilmek zorunda kalacağını anlamaktır.

Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği, bir daha ölümün olmamasıdır, diye düşünürüm her zaman.

Asla yaşayamadığınız bir hayatın yasını tutmuyor musunuz?

Başkalarının sorumluluklarını yüklenmek; işte kapana kısılmak burada yatıyor, hem benim için hem onlar için.

Bazen baş ağrılarımın beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum.

Bazen gözlerim kapalıyken daha iyi görüyorum.

Ölümün en güzel yanı bir daha ölüm olmaması.

Beceriksizlikle duygusuz olmayı birbirine karıştırmayın.

Ben yalnızca tek bir şey için görev sözcüğünün söz konusu olabileceğini düşünüyorum; o da özgürlüğümün korunması. Evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık, ruhu tutsak eder. Bunlar bana hakim olmaz.

Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir!

Benimde önümde şafaklar var ama hiçbiri renkli değil…

Psikolojik gözlem, yaşam yükünü hafifletebilmenin en uygun yollarından biridir.

Hiçbir şeyin gizlenmeden konuşulacağı bir ortamı merak ediyorsunuz sanırım, bu tam bir cehennem olur. Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder.

İçimdeki yaşadığım hiçbir parçanın benden ayrılmasını istemiyorum! Ve eğer bu iç görülerinin bedeli gerilim ise ne yapalım, öyle olsun! Bu bedeli ödeyebilecek kadar zenginim!

Hayat doğru cevapları olmayan bir sınav.

Dans eden bir yıldız doğurmak isteyen, önce kendi içinde büyük taşkınlıklar ve kaos yaşamak zorundadır.

Yaşama derinlere inerek bakacak olursunuz, ümitsizlikle her zaman karşılaşırsınız.

Uyuyamayacak kadar yorgunum

Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.

Zira aslında kimse kimseye yardım edemez; insan kendine yardım etme gücünü kendi içinde bulmalıdır.

Mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan vazgeçip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadır.

Siz de çaresiz bir halde, asla yaşamadığınız bir hayatın yasını tutmuyor musunuz?

Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.

Gördüğümüz şeyler görelidir, bildiğimiz şeyler de. Yaşadığımız şeyleri biz icat ederiz. Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yok edebiliriz.

Hedefler kültürün içindedir, havanın içindedir. Siz onları solursunuz.

Her insan hakikatin ne kadarına dayanabileceğini seçmeli.

Kendimi iyi hissedersem bazen saatlerce yürürüm. Yürürken bir şeyler karalarım; en iyi düşüncelerim, en verimli çalışmalarım bu yürüyüşlerde ortaya çıkar.

Güven içinde yaşamaktır tehlikeli olan.

Hakikati arayan kişi kendisiyle ilgili psikolojik bir analize girmek zorundadır.

Fiziksel açıdan sağlıklı olmanın, toplumsal ve psikolojik açıdan sağlıklı olmaya bağlı olduğunu düşünüyorum.

Gerçeği inanmayarak ve kuşku duyarak yakalayabilirsiniz, böyle çocuksu bir tavırla ‘’keşke öyle olsa’’ diyerek değil.

Düşünceler, duygularımızın gölgesidir; ama her zaman daha karanlık, daha boş ve daha sade. Şu günlerde kimse ölümcül gerçeklerden ölmüyor, öyle çok panzehiri var ki.

Gözyaşlarımdan birinin dili olsaydı, derdi ki: Sonunda özgürüm! Yıllardır buraya kapatılmıştım! Bu adam, bu sert, acımasız adam benim akmama bir kez olsun izin vermedi.

Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesidir. Bu yorum sizi şaşırttı mı? Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz. Ama daha derinlere inin, sonunda sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz: Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz! Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil.

İhtiyaçlar için çocuk dünyaya getirmek yanlış bir şey, yalnızlığını hafifletmek için çocuğu kullanmak yanlış, insanın kendisine benzer bir kopya çıkarmayı kendine amaç edinmesi yanlış. Tohumlarını geleceğe doğru kusarak ölümsüzlüğü araması da yanlış, sanki spermler bilincini taşırmış gibi!

Kendi kuralları olmayan insan başkaları tarafından yönetilmeye mahkûmdur.

Gerçeği keşfetmek isteyen insanın önce kendini tam anlamıyla tanıması gerektiğini iddia ediyor. Ve bunu yapmak için, o insanın geleneksel bakış açılarından, hatta yaşadığı çağdan ve ülkeden kendisini ayırması gerektiğini ve sonra da o mesafeden kendisine bakması gerektiğini söylüyor!

Gerçeğin ne kadarına dayanabilirim.

Mutlak hedef, başkalarının fikirlerinden bağımsız olabilmektir, ama bu hedefe giden yol benim kabul edilmiş normların dışında olmadığımı bilmemden geçer. Kendi hakkımda her şeyi bir başkasına açıklamaya  ve benim de sonuçta bir insan olduğumu öğrenmeye ihtiyacım var.

Terapistin oynadığı rol hastanın hazır olabileceği kadardır. Hazır olduğunda terapistin sözlerini duyar.

Kimin bana eşlik ettiğinin ne önemi var, diye düşündü. Nasıl olsa herkes yalnız ölür.

Eğer kimse sizi dinlemiyorsa, bağırmak en doğal şeydir!

Biz, kendi zayıflıklarını başkalarına yansıtan ve sonra da yalnızca kendi güçlerini arttırmak için onlara yardımcı olur gibi görünen o papaz kılıklı iyileştiricileri iyi biliriz.

Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen. Rağbet görmeyen bir kahin. Sanırım işte ben buyum.

Gerçekten ulu olmak isteyen ağaç fırtınalı hava ister.

Hiçbir şey her şey demektir! Güçlenmek istiyorsan, önce köklerini hiçliğin derinlerine gömmeli ve en yalnız yalnızlığınla yüz yüze gelmeyi öğrenmelisin.

Arzu edilenden çok arzu etmeye aşığız.

Bir insanın kendine karşı en büyük ödevi hakikati keşfetmektir.

Senin yolunu ben tasarlayamam, çünkü o zaman senin yolun olmaz. Ama yeterince cesaretin varsa, kendi yolunu kendin bulursun.

Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder, değil mi?

Kutsal olan hakikat değil, kişinin kendi hakikati için çıktığı arayıştır! Kendi kendini sorgulamaktan daha kutsal bir şey olabilir mi?

Bize gereken sempati değil, kendi duygularımıza hükmedecek gücü tekrar kazanmamızdır.

Yaşamamın bir niçini var, nasılına da tahammül gösterecek güce sahibim.

Büyük düşünürler kendi çevrelerini kendileri seçerler, kendileri düşünürler, sürülerin yaşam tarzı tarafından engellenmeyi istemezler.

Gerçekliği biz icat ediyor olsak bile, beynimiz öyle bir biçimde tasarlanmış ki bunu bizden saklıyor.

Kimsenin bir başkasına yardım etmeyi amaçlamadığına inanır; aslında insanlar yalnızca kendi güçlerinin hüküm sürmesini ve artmasını arzu ederler.

Korkarım kafam, düşünceleri içinde tutamayacak kadar yorgun durumda.

Rüyalar anlaşılmayı bekleyen büyük gizemlerdir.

Sana yazılmış bir yaşamı yaşadığını söylemen ne korkunç. Bütün tehlikesine rağmen bir kez bile özgürlüğü tadamadan ölümle yüz yüze gelmek ne acı.

Yaratıcılık ve keşif acıda saklıdır.

Hırsı yenmek için daha büyük hırs gerekir. Pek çok kişi daha az hırsla dönen çarkın altından ezilip gitmiştir.

Kibir ruhu kaplayan deridir.

Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir.nietzsche-agladiginda-irvin-yalom-sozleri

Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir?

Yaşanmamış o yaşam, sonsuza dek içinizde kabaracak ve yaşanmamış kalacak. Vicdanınız dinlemediğiniz o sesi, sonsuza dek haykıracak.

İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma, sevdiklerini kaybetme ve dostlarından fazla yaşamadaki asıl acının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşam dehşeti.

Kimin neyi bilmek istemediğini kim belirleyebilir?

Ruhunda sükûnete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan feragat edip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadırlar.

Yaşamımı değiştirmek zorundayım! Yoksa bir kere bile yaşadığımı hissetmeden ölümü karşılamak zorunda kalacağım.

Size düşen görev kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil.nietzsche-agladiginda-irvin-yalom-resimli-sozleri

Tabii acı çekeceksin, görmenin bedelidir bu. Tabii için korkuyla dolacak, yaşamak demek tehlike içinde olmak demektir. Daha sertleş!

Ümitsizlik, öz farkındalık adına ödenen bir bedeldir.

Yalnızlığıma yenilip, düşkünlüğümü başkalarına anlatacak olduğum ender zamanlardan sonra, hep kendimden nefret etmişimdir.

Yalnızlık, hastalıkların üreyebileceği en uygun ortamdır.

Bu aklar amansız bir işgalin habercisiydi. Ve saatlerin, günlerin, yılların koşturmasını durdurmanın bir yolu da yoktu.

3.7/5 (44)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺