Mimoza Sürgünü-Nazan Bekiroğlu

Nazan Bekiroğlu’nun Hayranlarının Kesinlikle Okuması Gereken Bir Eser.

Nazan Bekiroğlu’nun Mimoza Sürgünü 1 Eylül 2013 tarihinde yayımlanmıştır. O tarihten bugüne birkaç baskı yapan kitap Nazan Bekiroğlu’nun sevilen romanları arasında kendine yer bulmuştur.

Timaş Yayınları etiketi ile yayımlanan Nazan Bekiroğlu’nun Mimoza Sürgünü kitabının sayfa sayısı 280 sayfadır.

Tamam, estetize ediyorum, idealleştiriyorum biliyorum. Düpedüz yazıyorum. Romantik olduğum da bir yafta gibi boynuma asılı. Ama ben gördüğümü söylüyorum. Neticede şu yazdıklarımda ben hem mecazlı hem de gerçekçiyim. Yani düpedüz kinayeliyim. Eğer öyle değilse ya ben hayal görmüşümdür ya bana hülya anlatmışlardı.

Nazan Bekiroğlu’ndan yıllarca okunacak bir deneme kitabı Mimoza Sürgünü. Bir mimoza ağacının altında insanın içine ve dışına doğru bir yolculuk bu. Kördüğümleri çözmekte üstüne olmayan ama basit bir fiyongun ucunu çekemeyen, yüce dağları aşıp da tatlı bir yamaç yolunda sendeleyen bir kalbin gücünün ve kırılganlığının iç dökümü. Aşkın ve metafiziğin, yıllarca biriktirilen hatıraların, yaratılmış her şeyle kurulan incelikli ilişkilerin izleriyle dilin büyüsünün iç içe geçtiği denemeler Mimoza Sürgünü’nde.

Nazan Bekiroğlu’nun Mimoza Sürgünü kitabından alıntılar:

Otobüsün kalkmasına on beş dakika var. Otogarda banklardan birine oturuyorum. Tatlı bir güneş içimi ısıtıyor. Simidimi bir sokak köpeğiyle paylaştıktan sonra yerime geçiyor, camdan dışarı bakmaya başlıyorum.

Ve sen. Bir şarkıyı böylesi dinleyebilmek böylesi anlayabilmek için de ne kadar yorgun olmak gerekir?

Yol boyunca bir yabancıyı izler gibi gizlice izliyorum onu. Aslında utanıyorum. Ama üst üste yapışmış ve aslında tek ve mutlak bir ben olan sonsuz sayıdaki benlerden ayrılan bir ben karşıma dikilmişken, başka türlüsü mümkün değil. “Her dem yeniden yaratılan” benlerden biri, bir gölge suretinde karşıma dikilmiş.

Yol kenarında otobüse el kaldıran mahzun ihtiyarın nasıl bir hayatı olduğunu düşünüyoruz. Çiçeğe uzanan bir kız çocuğunu bir resim olarak zihnimize işliyoruz.

Yorgunluk artık yüzünden bile okunmuyor senin, anla, o kadar yorgunsun.

O, bu yolun her hâlini her mevsimini bilecek, yeni yollar yapılmamış daha. Benimse yolum hayli kısalmış, hayli konforlanmış. O iklimin de dağların da ağaçların da renklerin de adım adım değişmesini ilk kez görüyor. Bense ezber etmişim çoktan.

Fıtrata uymayanı hâle yola sokup bir parça estetize edemiyorsun artık. Tahammül edilmez gerçeği fıtrata uygun hâle getirip de katlandır kılamıyorsun.

Camı ancak elmas keser, elması kesen de yine elmastır biliyorsun. Taş ise camı kesmiyor, kırıyor. Cam kırıkları ellerinde, ortalığı temizlemek de sana kalıyor, öyle yorgunsun.

Kırk hadis tamamdır da kırk birincisi bir türlü gelmemekte midir?

Ümit nasıl kesilmiş, bütünüyle iptal edilmiştir gelecek?

Yeri gelmiş, bir dağın altında ezilmiş, yeri gelmiş, bir karış suda boğulmuşum.

Şu güneşli dünyada her şey gölge üstüne gölgedir.

Bütün bunların anlamı, bana bir kere görün yeter, gerisini ben tamamlarım içimde. Çünkü ben hatırladım, biz bir candık ezelde.

Biliyorum senin için yanıyor. Onlarla aynı dili konuşmadığın bir kalabalığın ortasında, acizliğinden muztarib, gittikçe içine kapanıyorsun. Her şeyden uzaklaşıyorsun.

Böylesi bir yakınlıktan hangi ruh kendisini yara almaksızın kurtarabilir?

Herkese yetecek kadar gözyaşı, herkese yetecek kadar tebessüm, der dururdun.

İçimde çok büyük bir ağlamak var. Bin yıllık gözyaşıyla ağlamak istiyorum.mimoza-surgunu-nazan-bekiroglu

Dünya nimetlerinde gözüm yok ama bir zeytin ağacının gölgesinde bir bardak çay olursa olsun.

Öyle sessiz durduğuna bakma. Gün gelir denizin sesi trafiğin bütün gürültüsünü örter.

Seçilen her yol seçilmeyene ilişkin bir feda ediş içermek zorunda.

Zaman çizgi gibi ilerlemiyor, dönüyor, bükülüyor. Nokta oluyor.

Kaç gündür aynı şarkıyı dinliyorsan: Çok yorgunum beni bekleme kaptan.

Belki her şey bir şey içindir. Bunca yaşanmışlık bir tek yaşamak içindir.mimoza-surgunu-nazan-bekiroglu-sozleri

Komutanı olmadığı bir savaşın ağır yenilgisini paylaşmak zorunda kalan kâtip misin sen?

Ama senin unuttuklarını bir başkası hatırlıyor.

Şimdi sen çok yorgunsun. Her gün daha az şaşıracak daha az sarsılacak kadar. Bütün eski defterleri kapatacak ama yeni bir sayfa da açamayacak kadar. Bir ömür boyu can taşır gibi saklanmış sayfaları bulup çıkaramayacak, emanet cümlelere sığacak kadar. Anlatmaktan değil susmaktan. Yaşamaktan değil yaşamamaktan. O kadar yorgunsun.

3.71/5 (14)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺