Maruf Öztoprak Röportaj

Hayalçelen Romanının Yazarı Maruf Öztoprak İle Yapmış Olduğumuz Röportaj:

Merhaba Maruf Bey. Öncelikle Sizi Yakından Tanıyabilir Miyiz? Maruf Öztoprak Kimdir? Kendinizden Kısaca Bahsedebilir Misiniz?

Tabi. 1987 yılında Balıkesir’de dünyaya geldim. Okur-Yazar’ım. Bunun dışında yapabileceğim bütün tanımlamalardan dikkatle kaçınıyorum. Lise eğitimimi Balıkesir’de, Üniversite eğitimimi ise Pamukkale Üniversitesi’nde yani Denizli’de tamamladım. Birçok sanat dalıyla amatör ya da profesyonel olarak ilgilenmekle birlikte edebiyat beni hiçbir zaman bırakmayan, kendisini bırakmama da asla izin vermeyen bir mecra oldu. Öykücülükle başlayan kendimi arama serüvenimi romanla devam ettiriyorum. Bu durumdan da çok memnunum.

Şu An Herhangi Bir Yayın Organında Yazı Yazıyor Musunuz?

Sürekli olarak herhangi bir yayın organında yazı yazmıyorum. Ancak bazı dergiler, geçmiş yıllara ait kimi öykülerimi istediklerinde onlarla kısa öykülerimi paylaştığım oluyor.  Yazı demek benim için şu an sadece roman demek.

Şimdiye Kadar Yayımlanmış Kaç Tane Kitabınız Var?

Henüz yayımlanmış bir kitabım var: O da Hayalçelen isminde bir roman…

Hayalçelen’den Biraz Bahsedebilir Misiniz?

Hayalçelen biraz enteresan bir roman oldu. Yazmaya başladığımda nereye varacağı konusunda bir fikrim yoktu; ama daha sonra kitabın kendisi bütün idareyi eline aldı ve ben de onun bu tavrına ses çıkarmadım. Bu zamana kadar aldığım tepkilerden de anladığım kadarıyla, kitabı tek bir konuyla sınırlandırmak çok zor. Öncelikle kitabın kahramanı olarak eski zamanlardan bir seyyah ile karşı karşıyayız. Ancak bu kitap bir seyahatname değil, Seyyah Asaf’ın iç dünyasına yapılan bir yolculuk. Ana merkezde şehirler, mekânlar değil, insanlar var, her şeyden önce bir çocuk ve bir kadın var. İnsanların düşleri, hayalleri, suskunlukları, anlatmak isteyip de anlatamadıkları var. Zaten kitabın alt başlığı: Düşlerde Dolaşan Seyyah… Geçmişten bu güne kadar gelen yaşanmışlıklar, menkıbeler, hikâyeler ve masallar, ardından her karakterin içinde sakladığı sırlar da gün yüzüne çıkıyor, böylelikle okuyucuya yoğun ama sürükleyici bir atmosfer sunuluyor. Serüven, mistisizm, derin bir aşk, düşler, rüyalar, çocukluk ve masumiyet temalarını bir çatı altında toplamayı başarabildiğime inandığım akıcı bir kitap oldu, Hayalçelen

Yazı Hayatınız Nasıl Başladı?

Yazmaya yönelik en eski hatıram ilkokul beşinci sınıfa denk geliyor. O zaman okulda düzenlenen bir şiir yarışmasında ikinci olduğumu hatırlıyorum. Ödül olarak Don Kişot romanını verdiklerinde aslında ciddi olarak okuma serüvenimin de başladığını söyleyebilirim. Çünkü okuduğum ilk roman bu sayede Don Kişot oldu. Ortaokul ve lise yıllarında şiir ağırlıklı olmak üzere çeşitli düz yazılar da kaleme aldığımı ve bunları öğretmenlerime okuttuğumu biliyorum. İlk öykümü 19 yaşımda yazdım ve bir hikâye yarışmasında mansiyon aldı. Yıllar ilerledikçe aldığım ödüller de arttı ve ben kendimi bir öykücü olarak kabul ettim. Romana geçişim ise çok yenidir. Öykücü olduğum için bir roman yazma düşüncem ve cesaretim hiç yoktu. CarpeDiem’in yayın yönetmeni sevgili Sibel Talay beni bir roman yazma konusunda ikna etti. Hayalçelen ortaya çıktı ve iyi ki beni ikna etmiş, diyorum.

Yazarken Size Ne İlham Verir? Nasıl Yazarsınız?

Bir insan olarak en büyük ilham kaynağım yine insanlar. Her insanın anlatılmaya değer en az bir tane hikâyesi vardır, diye düşünüyorum. O kişi bile kendi hikâyesinin farkında olmayabilir. Asıl olan onu yazacak birinin olması… Masallara, hikâyelere, menkıbelere tutku derecesinde bağlıyımdır ve onların izleri, yazdıklarımda mutlaka bulunur. Nasıl yazdığım konusuna gelince, hiçbir zaman, bir sonraki cümlemin ne olacağını bilmem. Yazacağım öykü ya da romanın sonunu da bilmem. Yazacağım şeyin sadece temasını ve basit bir kurgusunu bilirim, o kadar. Karakterler bile benim için yazarken oluşan şeylerdir. Yazacağım şeyin sonunu, bir karakterin bir sonraki cümlede ne diyeceğini bilmemek benim için de mükemmel bir gizem. Okurlar, Hayalçelen’i okurken nerde ne tepkiyi verdiyse, ben de yazarken aynı yerlerde aynı tepkiyi verdim, mesela.

Sizin İçin Roman Nedir?

Roman, dünyadaki en güzel laf kalabalığıdır. Normalde on-on beş sayfada bitirebileceğiniz bir kurguyu, on binlerce kelime ile anlatmak için bir sürü laf ve cümle üretmek zorundasınız ve bu laf kalabalığı karşınızdakini sıkmayacak, bunaltmayacak! Kimse size, lafı bu kadar eveleyip gevelediğiniz için kızmayacak ve de üstüne ‘Keşke daha da sürseydi’ diyecek. Bunun için bu tanımı yaptım: Roman benim için dünyanın en güzel laf kalabalığıdır.

Facebook, Twitter, Instagram Gibi Sosyal Medyaları Kullanıyor Musunuz?

Çok aktif bir internet kullanıcısı olamamakla birlikte sosyal medyada elbette ben de varım. Böylelikle okuyucu yorumlarına, tepkilere ve eleştirilere anında tanık olma imkânımız oluyor.

En Çok Beğendiniz Şairler ve Yazarlar Kimlerdir?

Yerli yabancı birçok yazarı yakından takip etmeye gayret ediyorum. Onların her birini saymaya kalktığımda bu, can sıkıcı bir liste halini alabilir. Ama Dostoyevski’yi birçok okur-yazar gibi ben de çok önemsiyorum. Kafka’yı da öyle… Her yazarı bende özel yapan farklı yönler vardır. Sözgelimi, Mustafa Kutlu’nun özgün ve duru anlatımı, Hasan Ali Toptaş’ın düşsel ve masalsı atmosferi, Orhan Pamuk’un realist tavrı, Meşa Selimoviç’in insana dair içsel çatışmaları beni yazarlık sürecinde çok beslemiştir. Dünya edebiyatını takip etmekle birlikte okuduğum her şeyde, daha bizden şeyler aradığım için önceliğim mutlaka Türk edebiyatıdır. Şairlere gelince, bende İsmet Özel, Sezai Karakoç ve Attila İlhan’ın yeri her zaman ayrıdır.

Sizce Kitap Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Mecelle’de “Usul esasa mukaddemdir.” diye bir madde vardır. Şu şekilde özetleyebiliriz: Ne anlattığınız kadar nasıl anlattığınız da önemlidir. Edebi bir eser yazmak istiyorsanız, öncelikle kendi sesinizi bulmak zorundasınız. Anlattığınız şeyin önemi sizin anlatımınızda gizlidir. Dostoyevski gibi bir yazar bile, İnsancıklar’ı yazdıktan sonra o cesaretle Öteki isminde bir romanını kaleme aldı. Onun da çok ses getireceğinden emindi ama bir türlü kitabın kendine has üslubunu yakalayamaması, kurguyu sağlamlaştıramaması ya da yanlış araç seçmesi gibi sebeplerle kitap, -sonuçta dünya edebiyatında yerini alsa da- o acayip fikrine rağmen diğerlerine nazaran hep sönük kaldı. Diğer taraftan devrimize dönecek olursak en büyük engelimiz, yazmaya birçoğumuz hevesliyiz ama genellikle okuduğumuz nispette yazmıyoruz ya da yazdığımız kadar okumuyoruz. Ortaya ciddi bir eser çıkarabilmek ve bu dengesizliği bertaraf etmek için ciddi anlamda hem okumalı hem de yazmalıyız. Ki ta kendi sesinizi, üslubunuzu elde edene kadar… Diğer bir husus, eserin edebi bir ağırlığının olup olmadığı konusudur. Şiir, öykü, roman, bunlar edebiyatın meydana getirdiği şeylerdir ve iyi ya da kötü, mutlaka ‘’edebi’’ sınırlar içerisinde dolaşmalıdır. Bir tarihçinin, akademisyenin, köşe yazarının, bilim adamının ürettiği eserlerde edebi ağırlığa ihtiyaç duyması gerekmez ve de bana sorarsanız zaten lüzumu da yoktur. Ama bir şairin, öykücünün ya da romancının derdi kesinlikle ‘’edebiyat’’ olmalıdır. Edebiyat şahsi hırsların, egoların, para kazanma ya da tanınma arzusunun, ‘ben yazdım oldu’cu anlayışın çok üstündedir. İyi bir dil kullanmak, özgün bir şekilde yazmak zorundasınız. Yazar mı olmak istiyorsunuz, yoksa edebiyatçı mı olmak istiyorsunuz, yazmaya başlamadan önce bunun cevabını mutlaka bilmek gerekir.

Okuyucularınıza Söylemek İstediğiniz Bir Şey Var Mı?Maruf oztoprak Roportaj

Kitap çok yeni olmasına rağmen okuyan, zahmet ederek bana fikirlerini ulaştıran okuyucularım oldu. Onlara gerçekten müteşekkirim. İnsan her ne kadar kendisi için yazsa da, yazdıklarının karşı tarafta meydana getirdiği izlenimi öğrenmek ister. Bu izlenimler şu ana kadar çok olumlu izlenimlerdi. Kim olduğunu hatırlayamıyorum ama bir okuyucu kitabın yoğunluğunu kast ederek ‘’Kitap başımı ağrıttı. Bu zamana kadar haz aldığım tek baş ağrısı’’ demişti. Allah imkân verdiği sürece yazmaya devam edeceğim. Şimdiden yakınım, dostlarım, ailem olan bütün okurlara minnetlerimi sunuyorum.

Röportaj İçin Teşekkür Ederiz. Eklemek İstediğiniz Bir Şey Var Mıdır?

Bu röportaj için ben teşekkür ederim. Sürçü lisan ettiysek affola diyor başarılarınızın devamını diliyorum.

Bu güzel röportaj için Maruf Öztoprak’a bizler teşekkür ederiz.

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺