Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları-Selma Lagerlöf

Nobel Edebiyat Ödülü‘nü İlk Kazanan Kadın Yazar Selma Lagerlöf‘ün Dünyaca Ünlü Çocuk Kitabı; Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları

İsveçli yazar Selma Lagerlöf’ün Nils Holgerssons underbara resa genom Sverige 1906 ile 1907 yılları arasında kaleme aldığı çocuk kitabının özgün adıdır.

Özgün adı Nils Holgerssons underbara resa genom Sverige olan Türkçeye Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları olarak çevrilen kitap İngilizceye The Wonderful Adventures of Nils olarak çevrilmiştir.

Bordo-Siyah Yayınları tarafından yayımlanan Selma Lagerlöf‘ün Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları kitabının Türkçe çevirisini Bülent Atatanır yapmıştır.

Bülent Atatanır’ın Türkçe çevirisini yaptığı Selma Lagerlöf’ün Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları kitabı 93 sayfadan oluşmaktadır.

Selma Lagerlöf, çocuk kitabı alanında hâlâ aşılmayan bir örnek sunuyor. Yazar, döneminde kuru, sıkıcı hayat bilgisi derslerini ilköğretimin çocukları için ilginç hale getirmek amacıyla, bir öğretmen arkadaşının önerisi üzerine iki yıllık inceleme ve araştırma sonucunda bu metni tamamlamıştır. Daha yayımlandığı yıl dünyanın dört bir yanından gelen çocuk ve veli mektupları, metnin bir dünya klasiği olacağını göstermeye yetmiştir. Dünya çocuklarının ellerinden düşürmedikleri, çizgi film olarak ekranlarımızdan eksik olmayan ”Nils’in” öğretici serüvenlerinin romanı, büyükleri de eğitim politikaları üzerinde düşünmeye davet ederek bambaşka bir işlevi daha yerine getiriyor.

Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları: Uçarak öğrenmek.

Selma Lagerlöf‘ün Küçük Nils Holgersson’un Yaban Kazlarıyla Maceraları kitabından alıntılar:

Kuzey’in en büyük aynı zamanda da en son masal anlatıcısı Lagerlöf’ün hayatına baktığımızda, romantizmden uzak, tekdüze, burjuvalara özgü sıradan bir yaşantının bütün belirtilerini bizzat Lagerlöf’de bulabiliriz. Böyle bir yaşama tarzını göz önünde tutarak eserlerindeki o müthiş fantastik zenginliği nereden edindiği sorusunu kendimize sorduğumuzda, hayret etmekten kurtulamayız. Bu tuhaflığın farkındaymışçasına bir keresinde, o geleneğe bağlılığıyla, töre ve âdetleriyle, efsaneler bakımından zengin Marbacka’da dünyaya gelmemiş olması halinde kesinlikle bir yazar olma şansının da olmayacağından söz eder. Teğmen Lagerlöf’ün, babadan kalma eski çiftliğinde 1858 yılında dünyaya gelen bu kız, daha üç yaşındayken iyileşmesi imkânsız görünen bir kalça bozukluğunun belirtilerini göstermeye başlar. Belki de yarı felç olan bacağının kendisinden esirgediği gezip görerek tanıma imkânının eksikliğini, hayal gücünü, fantezi üretme yeteneğini geliştirip zenginleştirerek gidermek zorunda kalmıştır. Bunu benimsenebilir bir açıklama sayabiliriz, çünkü kardeşleri bahçede, dışarıda gülüp oynarken, onun babaannesinin dizleri dibinde sessizce oturup, anlattığı masalları, efsaneleri, renkli, serüven dolu Kuzey öykülerini dinlediğini Lagerlöf’ün hayat hikâyesinden çıkartıyoruz. Gösta Berling, Jerusalem gibi eserlerinin yanı sıra elimizdeki metnin kaynağını da, büyük ölçüde Vaenersee diye bilinen İsveç’in kuzeyindeki büyük gölün kuzey kıyısında kalan bölgeye ilişkin öyküler ve masallarda bulabiliriz.

Küçük Selma Ottillia’nın (Lagerlöf) hayatı, başlangıçta, ileride edebiyatın en tanınmış simalarından biri olmaya aday bir insanın hayatına ilişkin hiçbir belirti sunmamıştı. Tersine, beceriksiz, hayatı tanımayan baba Lagerlöf, Marbacka çiftliğini borçla batırmış, 1888 yılında da elden çıkarmak zorunda kalmıştı. Bu durumda Selma Lagerlöf için öğretmen olmaktan başka bir çare kalmamış gibiydi; genç kız Stockholm’de seminerlere katılmaya başladı.

Bir zamanlar bir çocuk vardı, adı Nils Holgersson’du. Güney İsveçli fakir bir çiftçinin oğluydu. Uzun boylu, sarı saçlı, iri yapılıydı. Fazla bir işe yaramayan bir çocuktu, en sevdiği şeyler ise yemek yemek ve uyumaktı. En çok da ortalığı karıştırmaktan zevk alırdı.

Bir pazar sabahı kiliseye giden anne babası onu evde yalnız başına bıraktı. Onlar dönene kadar İncil’den bir dinsel öğüt okuyup ezberlemesi gerekiyordu. Nils okumaya başladı, ancak kafası bir şey almıyordu, zaten kısa bir süre sonra da uykuya daldı. Uyandığında, annesinin büyük demir sandığının kapağının açık olduğunu gördü, sandığın kenarında ata biner gibi minnacık şişman bir cüce oturuyordu. Nils bulduğu küçük bir ağla usulca cüceye yaklaştı, ani bir hamleyle ağı üstüne atıp onu yakaladı. Cüce kendisini serbest bırakması için Nils’e yalvardı, ailesine bir sürü iyilik yaptığını söyleyip parateklif etti. Çocuk buna razı oldu, ancak şişman cüce ağdan henüz yarı yarıya kurtulmuşken verdiği sözden dolayı pişman olunca ağı tekrar kapattı. Tam o sırada suratına korkunç bir tokat yedi, tokatın tesiriyle de adeta yerinden uçtu ve başını duvara çarpıp olduğu yere yığılıp kaldı. Bayılmıştı.kucuk nils holgerssonun yabankazlariyla maceralari selma lagerlof

Kendine geldiğinde, oda ona garip bir değişikliğe uğramış gibi geldi: daha büyük ve daha yüksekti, sanki bütün cisimler olağanüstü büyümüştü. Daha önce birkaç adımda ulaştığı masaya ulaşabilmesi için şimdi eskisinden on misli daha fazla adım atması gerekmişti. Bir sandalyenin üzerine, ancak sandalyenin bacağına güçlükle tırmanarak çıkabildi. Sonunda masanın üzerine ulaştığında, orada bulunan bir aynaya gözü takıldı. Birden aynanın içinden bir başka cücenin kendine baktığını gördü, birincisi kadar küçüktü bu da, ancak aynı kendisi gibi giyinmişti. Nils aynanın arkasına da bir göz attı, ama orada kimse yoktu. İşte o zaman kendisine büyü yapılarak şişman çirkin bir cüceye dönüştürüldüğünü, aynada gördüğü cücenin de bizzat kendisi olduğunu anladı.

3.36/5 (11)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺