Kayıp Yüzyılın Prensesi Oylum-Kahraman Tazeoğlu

Kahraman Tazeoğlu’nun Kayıp Yüzyılın Prensesi Oylum kitabı 2011 yılında Destek Yayınları’ndan çıkmıştır.

Destek Yayınları’ndan çıkan Kahraman Tazeoğlu’nun Kayıp Yüzyılın Prensesi Oylum eseri 144 sayfadır.

Kahraman Tazeoğlu’nun Kayıp Yüzyılın Prensesi Oylum kitabından alıntılar:

Sen bana neleri öğrettiğini biliyor musun? İnsanın terk edildiğinde değil, unutulduğunda yalnızlaştığını ve unutulmanın insanoğluna verilmiş en büyük ceza olduğunu… İnsanı asıl yalnızlaştıranın, uzağındayken unutulmak değil, yakınındayken hatırlanmamak olduğunu…

Sen bana neleri öğrettiğini biliyor musun? Başkalarının gözlerindeki ışığı görebilmemiz için, önce kendi gözlerimizdeki karanlığı aydınlatmamız gerektiğini. Ön yargıların insan ruhunun felçli yanı olduğunu. En çok önyargı sahibi insanların, “benim kesinlikle önyargılarım yoktur!” diyen insanlar olduğunu… Yanılgı, yenilgi ve pişmanlık doğurduğunu… özgün düşünceye pranga vurduğunu… İnsanın  kendinden ne kadar eminse, yanılmaya da o kadar yatkın olduğunu ve insanları yargılamanın, onları sevmeye engel olduğunu… Ama en çok; insanın, tanrının kendisine bahşettiği mükemmelliği bozmayacak kadar mükemmel olmadığını öğrettin…

Biraz uzun seyredebilse gözlerini; başı dönecekti derinliğinden.

Her insana yakışan bir makyajdır gülümseme.

Uyku, uyku olduğunu ancak o uyurken anlayabiliyordu ve kendini sadece o bedende güzel buluyordu.

Rüyalarında ve masallarında başka başka hayal dünyalarının tadını çıkaranlar, bunun bedelini uyandıklarında hala aynı dünyada olmanın tahammül edilemez hafifliği ile öder.

Bir zaman sonra mutlu olduğu için gülümsemese de gülümsediği için mutlu olduğunu sanmaya başlıyordu insan.

Gözlerinde taşıdığı saklı, bir o kadar da gerçek tonlar, kendini bakmasını bilene sunmak için bekleşip duruyordu sanki. Ama o gözlerdeki efsunu çok az kişi fark edebiliyordu.

Bir kendine bakamıyordu Prensesin gözleri. Bir kendine kördü.

İçinde sessizce bir dal kırılıp yere düştü. Kaldırımlar ve gökyüzü gördü bunu bir tek.

Şanslı olan su zerrecikleri, anlık da olsa Prensesin yüzünde kalabilirken, ona dokunamadan yitip giden diğerleri, hiç yaşamamış bir ölü gibi, İstanbul’un kirli, pis kanalizasyonlarında kaderlerine boyun eğeceklerdi.

Ve görmeyen göz değil, insandır aslında.

Yüzde oluşan o eğrinin bir çok şeyi doğruya çevirdiğini öğreneli çok uzun zaman olmuştu. Mutluluğun dudaklara dikilmiş bayrağıydı o küçük gülümseyişler. Yenilenmekti, karşındakinin kalbini kelebekleştirmekti.

Herkesin sevdiği bir insan ya kendi değildir ya da birden çok kişiliğe sahiptir.

Gülümseme iki insan arasında kurulan hem ilkel hem de uygar bir iletişimdi onun için. Birbirine gülümseyen iki insan, saniyenin onda birinde dudaklardan gözlere sirayet eden mutluluk pırıltısıyla birbirlerine saygılarını, sevgilerini iletirler. Hiçbir sahteliği olmayan bu alışverişte mutluluk elle tutulabilen, gözle görülebilen bir şeye dönüşür.

Bir pencereydi gözleri… İçerden baktığında dışarıyı görebildiği, bakmasını bilenin de dışardan baktığında içeriyi keşfedebileceği bir pencere.

Bazen gülümseyiş, yüzünüzü güzelleştirir, bazen yüzünüz gülümseyişinizi.

Eğer, Prenses kadar içten gülümseyebiliyorsa bir insan, işte o zaman iki insan arasındaki en kısa mesafe kat edilmiş demektir.

Prensesin kırpışan göz kapaklan, uykunun hüzünlü bir sis gibi dağılışını haber verdi odaya. Oda, sessizce ağlamaya başladı… Görünmeyen gözyaşları, gece boyunca bağrında Prensesi uyutan yalağa yağdı. kayip prenses oylum kitap kahraman tazeogluBu hep böyle oluyordu. Prenses uyanıp gidiyor, oda yalnız kalıyordu. Oda, Prenses gelene kadar ağıt yakıyordu.

Son sözü söylemek bazen mutlu etmez insanı, ya da karşındakinin haklı olduğunu göstermez. O sadece son sözü söylemiştir; fakat yine de içinde sadece kendisinin bildiği bir yenilgi hissiyle gidiyordur.

Belki de bir susma türüdür gülümseme. Yüzde güzel duran bir gülümseyiş, o yüzün güzelliğiyle eş değerdir.

3.37/5 (27)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺