Kalemin Sihri&Suyla-Cevriye Kalkan Bölüm 9

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Romanı Bölüm 9 Oku.

BÖLÜM 9

BAŞKA BİR AÇI 3

Lisanı ağızda olanı değil,

Lisanı gönülde olanlara yâr et bizi…

Tebessümü simasında olanı değil,

Tebessümü gönülde olanlara kat bizi…

Aşkı tende sananı değil,

Aşkı ruhunda can bilenlere arat bizi!

Asistanın okuduğu bu şiir ile Timur, neredeyse kendinden geçmişti. Kafasında ne zamandır dönüp duran sorular pusların arkasından çıkıyor, yeni yeni gerçekliklerle tanışıyordu.

Kılıç önlerindeki çayların bittiğini fark ettiğinde adamın yüzünde tuhaf bir bakışla kendisini incelediğini fark etti. Bu bakışlara karşılık onu rahatlatmak istercesine omzuna dokunarak, samimiyetini belli etmek istedi. Timur bir iki yerinde kıpırdanıp, Kılıç’ın duymayı ne zamandır beklediği soruyu sordu. ‘’Şey Kılıç Bey…’’

‘’Buyurun?’’

‘’Kusura bakmazsanız ve terbiyesizlik olarak algılamazsanız size bir şey sormak istiyordum?’’

‘’Tabi ki. Buyurun…’’

‘’Ama soracağım soru çok özel. Umarım bir sakıncası olmaz?’’

‘’Sorun Timur Bey.’’

‘’Bu hastaneye geldiğimden beri bana bir tek siz yardımcı oldunuz? Neden?’’

‘’Sizin durumunuzu anlıya bildiğim için.’’

‘’İşte bende aslında tam bunu sormak istiyordum. Beni nasıl bu kadar net anlıya bildiniz? Ve olaylara nasıl böyle duru baka biliyorsunuz? Düşünüyorum da, daha önce ben sizin yerinizde olsaydım böyle bir olay karşısında kesinlikle sizin gibi duramazdım. Sizin yaptıklarınızı yapamazdım.’’

‘’Ya bundan sonra?’’

‘’Efendim!’’

‘’Basit bir soru bu Timur Bey. Bunları yaşamış biri olarak bundan sonra, bu tür bir olaya tanıklık etseniz, eskisi gibi mi düşünürsünüz?’’

‘’Kesinlikle hayır.’’

‘’İşte Timur Bey, bende tam bu yüzden size yardım etmeye çalışıyorum.’’

‘’Yani?’’

‘’Yani, tahmininizde yanılmadınız.’’

‘’Ne tahmin ettiğimi nasıl bile biliyorsunuz ki?’’

‘’Biraz önceki şiiri hatırlayın.’’

‘’Özür dilerim tekrar… Hadim olmadan özelinize girdim.’’

‘’Estağfurullah… Aslına bakarsanız iyi oldu. Ben bu konularda kimseyle konuşmadım daha önce. Ama dediğim gibi artık susmak istemiyorum. Anlatacaklarım belki size de ışık olur. Dinlemek isterseniz tabi?’’

‘’Ne demek? Lütfen anlatın…’’

‘’Öncelikle sizleri tanımadan önce ki aşka karşı bakış açımı anlatarak başlayayım isterseniz. Ben aşkı herkesin savunduğu gibi güzel bir duygu olarak görmüyordum. Bana göre içerisinde ne kadar acı var ise o kadar âşık hissederdi insanlar kendilerini. Çünkü aşk acısız olmuyordu. Ama aşk felsefesini bilmememle alakalıydı bu düşüncem. Fedakârlık yapamayacaksan aşka soyunmayacaksın. Bunu çok geç öğrendim.

On dokuz yirmi yaşlarında fakültenin ikinci sınıfında okurken, alt sınıftan Füsun adında bir kız ile çıkıyordum. O zamanlar Maden Mühendisliği okuyordum. Şaşırmayın Timur Bey! Bu benim sırrım. Kimse bilmez, diyerek gülümsedi Kılıç. Füsun çok güzel ve bir o kadar havalı bir kızdı. Gençlik tabi… O günlerde sevdaya da yeni düşmüşüm, hayat tozpembe gözümde…

Daha onu okulların açıldığı ilk güngörmüş, görür görmezde abayı yakmıştım. Toyluk işte kızı tavlamak için çevirmediğim numara kalmadı…

Neyse sonuçta Füsun’u ikna ettim ve çıkmaya başladık. Ama ne çıkma. Bir gün barışıksak üç gün küsüz. Sürekli kapris yapıyor, ona olan aşkımı ispat etmemi bekliyordu… Tabi o ne kadar kapris yapıyorsa, bende o kadar çok çabalıyordum… Çabaladıkça da aşkım körükleniyor ama acılarım büyüyordu.

Füsun’un peşinden koşarken o sene derslerin tümünden kaldım. Düşünsenize, çiçek almadan yanına gitsem, neden eli boş geldin diye bana küsüyor, çiçek alıp gitsem, rengini beğenmiyordu. Onun için ne yapsam bir bahane buluyor, bir türlü memnun olmuyordu. Bir buçuk yılımız böyle geçti.

Gene böyle tartışmalı olduğumuz bir gün kâffede otururken artık sana katlanmak istemiyorum, diyerek beni terk etti. Masadan kalktı, koşar adım mekândan ayrıldı. Biliyordu tabi peşinden gideceğimi… Ben ise ardından ‘’Dur! Gitme!’’ diye bağırarak onun peşine düştüm. Kâffenin köşesinden karşı kaldırıma geçmek için yola fırladı. Yola çıkmasıyla birlikte, karşı yönden gelen bir kamyonun altında kalması bir oldu. Oracıkta can verdi. Ben ise olduğum yerde çakılıp, kaldım…’’

‘’Çok acı bir hikâye. Bunları size hatırlattığım için üzgünüm.’’

‘’Rica ederim Timur Bey. Hala o an gözümün önüne gelir bazen. Aşk işte…’’

‘’Böyle bir olay yaşamış biri için biraz önceki aşk tanımınız ve öğle hissetmeniz doğal.’’

‘’Yok, Timur Bey asıl hikâyem bu değil ki. Aşkı sorgulamama neden olan yolun başlangıcındayız daha.’’

‘’Anlamadım. Sevgilinizi kaybetmişsiniz.’’

Bu sefer acı acı gülme sırası Kılıç’taydı. Yüzünün her bir karesini puslar sardı. ‘’Yaşadıklarımın hele birde devamını dinleyin…’’ diyerek asistan anlatmaya devam etti. ‘’Evet, oldukça acı günler geçirdim. Füsun ölmüş bana da büyük bir suçluluk duygusu bırakmıştı, geride. Bu yaşadıklarım çok ağır gelmişti. Okulu bıraktım. Kendimi eve hapsettim. İnsanlardan kaçtım. Oldukça derin bir depresyona girdim. Ben bir katilim, diyerek köye döndüğümde, zavallı babaannem ne çok üzülmüştü.

Uzun zaman sürdü bu halim. Babaannem yani beni büyüten kadın o kadar üzülüyordu ki bu halime, özenerek büyüttüğü çiçeği solmuş gibi benimle birlikte acı çekiyordu. O üzüldükçe ise ben kendimden bin kat daha fazla nefret ediyordum. Hatta bir iki kere intihar girişiminde bile bulundum.’’

Timur’un bakışları karşısında, ‘’İnanması güç değil mi? Ama birazdan anlatacaklarıma daha fazla şaşıracaksınız. Dinlemek istediğinize emin misiniz Timur Bey? İsterseniz burada keseyim. Başınızı daha fazla şişirmeyeyim.’’

Timur adamın solgun yüzüne baktı. Böyle şeyleri anlatmanın ne güç olduğunu kendisi de çok iyi biliyordu. Ama hikâyenin sonunu da merak ediyordu. ‘’Olur, mu hiç. Ne demek? Başımı şişirmek. Sizi anıların girdabına sokmayacaksam… Lütfen, dinlemek isterim…’’

‘’Ben o girdaptan hiç çıkamadım ki…’’

‘’İnsanın sevdiğini kaybetmesi, hele birde sizin kaybettiğiniz şekilde yitirmesi…’’

‘’Başta da dedim ya Timur Bey. Evet, Füsun bana acıların en büyüğünü tattırdı. Ama bunu ölerek yapmadı. O bana gerçek aşkımı kaybettirdi.’’

‘’Efendim! Ama nasıl?’’

‘’Hikâye bitince anlayacaksınız. Birer çay söyleyelim önce. Kuru kuru anlatılmıyor.’’

Garsona söyledikleri çaylar gelince Kılıç anlatmaya devam etti. O konuştukça, Timur şaşkına dönüyordu. ‘’Babaannemin ve kardeşlerimin destekleriyle ve ayrıca onları daha fazla üzmemek adına kendimi toparlamalıydım. Tekrardan yaşamaya karar vermem gerekiyordu… En azından yaşıyormuş gibi yapmalıydım.

Tekrar sınavlara girdim. Tek tercih olarak İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünü yazdım. Ve kazandım. Aslında o zaman tek derdim Füsun’un mezarının olduğu şehirde bulunmaktı. Tabi bunu sağlıklı olarak kendime daha yeni itiraf edebiliyorum.

Neyse, Üniversite yıllarım oldukça sakin geçti. Kendi içimde yaşıyor, Okula gidiyor, ders çalışıyor, hiç kimseyle yakınlık kurmuyordum. O zamanlar tek sosyal faaliyetim, ayda bir kabristana giderek, Füsun’u ziyaret etmekti.

Okulu bitirip meslek hayatıma atıldığımda bu bölümü sadece kendim için okuduğumu anladım. Çünkü gelen hastalara hiç yardım etmiyor, bir iki ilaç yazarak onları başımdan savuşturuyordum. Çevremde kimse yoktu. Olmasını da istemiyordum. Sizin anlayacağınız, bir ot gibi yaşamaya devam ediyordum. Müthiş bir yalnızlık… Müthiş bir bencillik ile…

Bir gün çalıştığım hastaneden eve dönerken cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajda ‘’Nasılsın canım? Seni özledim’’ yazıyordu. Telefonumun ekranına baka kaldım. Birisi bana canım diyordu. Ve özledim… Hâlbuki beni babaannem haricinde hayatım boyunca kimse özlememişti. Füsun bile…

Bu mesajın yanlışlıkla geldiğine kanat ettim. Bana böyle mesajlar atacak kimse yoktu sonuçta hayatımda. Ama birkaç gün özledim kelimesine fena halde kafayı taktım. Özlemek neydi? Birinin beni özlemesi, merak etmesi acaba nasıl bir duygu olurdu? Gene şaşırdınız Timur Bey. Ama şaşırmayın. Bana o zamana kadar kimse canım dahi dememişti.

Neyse zamanla unutmuştum bu olayı. Ama ilerleyen günlerde gene aynı numaradan, başka bir mesaj daha geldi. Bu sefer ‘’ Ben çok yalnızım. Sende bana küstün. Geçen attığım mesaja cevap bile vermedin. Seni sevdiğimi unutma…’’ diyordu.

Seviyordu… Ama tabii ki gene yanlış kişiye gelmişti mesaj. Sonra düşündüm. Bu mesajları her kim atıyorsa, gerçekten üzgündü ve mesajların yanlış yere gittiğini bilmeden karşı tarafa kırılıyordu. Hatayı düzeltmeliydim.

Mesajların geldiği numarayı aradım. Telefonu açan kişi bir bayandı.’’Ona mesajların yanlış yere geldiğini, numarayı kontrol etmesi gerektiğini’’ söyledim. Kız önce şaşırdı. Sonra özür dileyerek telefonu kapadı.

Telefonda konuştuğum kişinin sesi çok dingin ve akustikti. Onunla olan kısa konuşmamızda sanki cennetten gelen bir melodi dinlemiştim. Ses oldukça etkilemişti beni.

Bu konuşmanın üzerinden bir saat geçmişti ki telefonuma bir mesaj daha düştü. Mesajı atan kişi verdiği rahatsızlıktan dolayı benden özür diliyor, ayrıca mesajların yanlış geldiğini bildirdiğim için ise teşekkür ediyordu. İzmir’de yurtta birlikte kaldığı arkadaşına ulaşmaya çalıştığını, onun kendisine küstüğünü sandığı içinde çok üzüldüğünü dile getiriyordu. Bu mesaj ruhuma dokundu.

Kızın sesi tekrar çınladı kulaklarımda. Bu kadar incelikli yazılmış bir mesaja kayıtsız kalamadım, hemen telefon ettim. Dünyada böyle narin insanlarda vardı demek.

Telefon açılınca bu sefer önce kendimi tanıttım. Ayrıca teşekkür edilecek bir şey yapmadığını söyledim. Tabi o esnada da kızın adının Demet olduğunu öğrendim. Demet bana o telefonda ulaşmaya çalıştığı arkadaşını anlattı. Bu bizim onunla telefonda da olsa ilk tanışmamızdı.

Zamanla Demet ile mesajlaşmaya başladık. Kız arkadaşına ulaşıp ulaşmadığını soruyordum… İçinde bulunduğu yalnızlığı derinden hissediyordum. Yalnızlığı nede olsa benden daha iyi bilen biri olamazdı.

Bir hafta sonra Demet ile sürekli mesajlaşır, telefonda konuşur olmuştuk. Sabahları onun sesini duymadan güne başlayamaz akşamları ise uyuyamaz olmuştum. Arkadaşlığımız belli bir zaman böyle devam etti.

Demet, tıpkı benim gibi annesiz ve babasızdı. İzmir’de yurtta büyümüştü. Şimdi ise Üniversite tahsili için İstanbul’da yaşıyor, hem okuyor hem çalışıyordu.

Artık onu yüz yüze tanıma zamanı gelmişti. Demet ilk görüşme talebimi ret etti. Sonra ısrarlarım üzerine benim ile bir akşam yemek yemeği kabul etti. Arkadaşlığımız bu şekilde başladı.

Demet ile sohbet etmekten onun yanında olmaktan büyük bir keyif alıyordum. Ona alışmaya başlamıştım. Ve bu bana iyi geliyordu… Zaman zaman geziyor. Zaman zaman ise uzun sohbetler ediyorduk. O bana çocukluğunu, okulunu ben ona ise sadece Füsun ile yaşadıklarımı anlatıyordum. Onunla neler yaptığımızı, onu nasıl kaybettiğimi, onu ne çok sevdiğimi ve özlediğimi dillendiriyordum. Kendime dahi itiraf etmekten çekindiğim ne kadar duygu var ise Demet’e aktarıyordum. Sanki bir meziyetmiş gibi tüm yaşananları kızcağızın gözleri önüne seriyordum.

Bir gün gene böyle gezerken Demet’in yurt saatini kaçırdık. Kızcağızın kalacak başka bir yerinin olmadığını biliyordum. Onu mecburen kendi evime götürdüm. Her neyse, o gece bir delilik yaptım ve Demet ile birlikte oldum. Bu genç kızın ilk deneyimi benim ise tecrübelerimin en güzeliydi.

Sabah uyandığımda Demet çoktan kalkmış ve okula gitmişti. Akşam yanımda Demet’in saçlarının dağınık olduğu yastık, şimdi bom boş duruyordu. Bu boşluk aklımı başıma getirdi.

Kıza aşırı derecede bağlanmıştım ve git gide de bağlanmaktaydım. Bu iyi değildi. Hem de hiç iyi değildi…

Gün gelecek Demet’te gidecekti. Tekrardan aynı şeyleri yaşamak istemiyordum. O yüzdende kendi yalnızlığıma geri dönmeliydim. Yaşamak için Demet’te tutunmamalıydım. Hemen elime telefonumu alıp, ona uzunca bir mesaj çektim.’’

‘’Ne yazdınız mesajda?’’

‘’Akşam yaşadıklarımızın bir hata olduğunu. Onun çok iyi bir karakteri olduğunu. İlişkimizin sex olmadan sadece arkadaşlık üzerine kurulması gerektiği gibi bir şeyler… geçmiş gün net hatırlamıyorum. Yolladım. Cevap gecikmeden geldi tabi. Sadece kısaca bir cevap;  ‘’ Neden?’’ Buna karşılık ne yazıla bilinirdi ki? Bilemedim. Bir bahane uydurmalıydım. Ve ‘’Sex hayatımda, iri göğüslü bayanları tercih ettiğimi’’ yazdım.

‘’Bu çok kötü bir cevapmış Kılıç Bey.’’

‘’Evet kötüydü. Ama gelen cevap daha da kötüydü.’’

‘’Ne yazmış?’’

‘’Özür dilerim…’’

‘’Ne için özür dilemiş?’’

‘’Bende anlamamıştım. Sadece özür dilerim yazmış, bir daha da başka mesaj atmamıştı. Gücenmişti tabi… Ama ben bunu da sonradan anlayabildim.’’ Kılıç sol eli ile alnına vurdu. ‘’Ne aptalım değil mi?’’ dedikten sonra da anlatmaya devam etti. ‘’Bu olayın üzerinden geçen bir ay boyunca kendimle sürekli savaştım. Onu aramamak, yanına gitmemek için. Özlem neymiş, gerçekten özlemek neymiş, Demet öğretti bana. Ama onu aramamalıydım. Daha yeni yeni dengeye oturmuşken, onu bu hayata dâhil etmek tehlikeli olacaktı.’’

‘’Neden?’’

‘’Sizin burada olmanızla aynı sebepten Timur Bey, kaybetmemek için.’’

‘’Ama siz Demet’i bu hareketlerinizle kaybettiniz. Anlayamıyorum!’’

‘’Var olmayan bir şey, kaybedilmez değil mi? Alışmazsanız kaybedince farkına da varmaz, dolayısı ile acı çekmezsiniz.’’

Kılıç’ın bu cevabı karşısında ikili belli bir süre sustu. Kılıç kaldığı yerden devam etti, ‘’Aradan bir buçuk ay geçmişti. Sabah ofisime gittiğimde Demet’ten uzunca bir mail aldım. O gün benden mesaj aldığında çok şaşırdığını, kızdığını ama bunca zaman düşününce haklı olduğumu anladığını yazıyordu.’’

‘’Haklı mı?’’

Kılıç omuzlarını kısarak cevap verdi; ‘’Evet, haklı bulmuştu beni… Ben bunca yıldır hala nerede haklı olduğumu bulamadım ve anlayamadım ama neyse…

Bu mail den sonra ara ara mesajlaşmaya ve mailleşmeye devam ettik. Onunla birlikte olmaktan ne kadar korkuyorsam, ayrı kalınca da o kadar acı çekiyordum.

Bir gün dayanamayarak onu görmek için çalıştığı kâffeye gittim. Önce şaşırdı. Sonra şaşkınlığı geçerek gözleri ışıl ışıl yanıma geldi. Yanağıma kocaman bir öpücük kondurarak ‘’Hoş geldin!’’ dedi. Ve tekrar eski günlerimize geri döndük.

Eski diyorum ama bu sefer hiçbir şekilde tensel bir yakınlaşmada bulunmuyorduk. Ben ona yaklaşmaya korkuyordum, o ise elinden geldiğince yakınlaşmıyordu. Bazı geceler bende kalıyor salondaki kanepede uyuyordu. Ben ise o uyuyunca gidip saatlerce başucunda onu seyrediyor, ona dokunmamak için kendim ile savaşıyordum.’’

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Romanının Dokuzuncu Bölümünün Sonu.

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla kitabının ilk bölümünü Kalemin Sihri&Suyla-Cevriye Kalkan sayfasından okuyabilirsiniz.

Önceki Bölümler Okuyun:

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 2

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 3

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 4

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 5

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 6

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 7

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Bölüm 8

Romanın Devamı Onuncu Bölümde

Cevriye Kalkan’ın Kalemin Sihri&Suyla Romanının Onuncu Bölümünü Oku

2.82/5 (39)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺