Kahperengi-Hande Altaylı

Hande Altaylı’nın Kahperengi Kitabının Özeti, Hande Altaylı’nın Kahperengi Kitabını Oku, Hande Altaylı’nın Kahperengi Kitabı Hakkında.

Hande Altaylı’nın Kahperengi kitabından alıntılar, en güzel sözler:

Sen kendine bakacaksın. Senin kendine bakamadığın zaman da ben sana bakacağım. Hepsi bu!

Sen onu hatırladın, çünkü sen ona âşıktın!

Bir insanın kendine yapabileceği kötülüğün sınırları olmalıydı.

İnsan bazen bir tek cümleye muhtaç, bir kelimeye razı olurdu.

Çünkü paranın mutlulukla bir ilgisi yoktu, mutsuzlukla vardı.

Yüreği ağzına gelmiş olmalı ki Fırat kalbini öptü sandı.

Geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu; çünkü geçmiş geçiyordu. Kalan sendin.

Kâbuslar sadece rüyalarda olmuyordu, en korkunçlarını gözleri açıkken yaşıyordu insanlar; çünkü hayatın hayal gücü insan beynininkinden çok daha kuvvetli ve acımazsızdı.

Denizi gördü mü rakıyı açmalı insan! Denizin yanına rakı, rakının yanına peynir… Öyle derler!

Hayat, doğrularla yanlışlar arasında bir sarkaç gibi sallanıp dururken, insanlar da onunla birlikte bir o yana, bir diğer yana savrulur.

Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve yıllardan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başa döneceğiniz anlamına geliyordu.

Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.

Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek… Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanı geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Durumu sükûnetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ”çat kapı” yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatının doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır.

Bir kahkahasıyla güneşi açtırırdı onun karısı, saçlarını beline döktü mü kuşlar öterdi. Aslında ne güneşin açtığı vardı ne kuşların öttüğü ama işte öyle severdi Erdoğan, Ümmühan’ı.

Hayatta en sevmediği soruydu bu. Ne düşünüyorsun? Elinin körünü düşünüyorum.

Galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şekilde hissetmek.

Beni teselli etmene gerek yok. Şu anda benimle konuşacak birini istemiyorum. Sadece benimle susacak birini istiyorum.

Paranın mutlulukla bir ilgisi yoktu, mutsuzlukla vardı.

Görmek için ölüyor, ölmemek için görmüyordu.

Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.

Doğduğu şehirden hiç çıkmadığı için yolların birbirine bağlandığını, hepsinin birleşip daha büyük yollara aktığını, o büyük yolların başka şehirlere, ülkelere kavuştuğunu bilmiyordu. Daha doğrusu biliyordu ama anlamıyordu. O, gün çocuğun arkasından bakarken, ilk kez anladığını hissetti. Biri gittiğinde arkasında bir yol bırakıyordu. Yürüyüp ona varabileceğin bir yol…

Yalnızlıkta “çat kapı” yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatının doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır. Kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak da kimse onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmediği için yalnızdır. Yalnızlık bir aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer, ya da bir çift güzel küpe… O kadar. Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez.

Bazen insan ruhu yüzünü geceye döner ve o zaman hiç güneş doğmaz.

Kötü günler denen vakitler bunlar. Aslında ölü günler denmesi gereken, her insanın, ömrünün değişik zamanlarında içine düştüğü bataklık günleridir.kahperengi hande altayli

O sabah yatakta gözlerini açtığında ise kendini iyi hissetmiyordu. Bir gece önce Fırat’ı görmek dengesini altüst etmişti. Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve onca yıldan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.

2.38/5 (8)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺