İki Şehrin Hikayesi-Charles Dickens

Fransız İhtilâli Esnasında ve Öncesinde Yaşayan Olayları Anlatmak Amacı İle Yazılan Dünyanın En Ünlü Edebiyat Eserlerden.

İki Şehrin Hikayesi romanı; Fransız İhtilali sırasında monarşi kurallarının dayattığı ve birçok insanın canına mal olan olayları İngiliz halkının duyması amacı ile kaleme alınmıştır.

İki Şehrin Hikayesi Fransız Devrimi öncesini ve sonrasındaki Paris ve Londra’yı anlatmaktadır.

İki Şehrin Hikayesi Romanının Yazarı Kimdir?

İki Şehrin Hikayesi kitabının yazarı İngiliz yazar ve toplumsal eleştirmen tam adı Charles John Huffam Dickens olan Charles Dickens’dır.

İki Şehrin Hikayesi Kitabı Kaç Yılında Yazılmıştır?

Özgün adı A Tale of Two Cities olan İki Şehrin Hikayesi romanı Charles Dickens tarafından 1859 yılında yazılmıştır.

İki Şehrin Hikayesi Romanı Kaç Sayfadır?

Charles Dickens’ın 1859 yılında yazdığı İki Şehrin Hikayesi romanı A Tale of Two Cities özgün adı ile 341 sayfa olarak yayımlanmıştır.

Charles Dickens’ın dünyaca ünlü eseri İki Şehrin Hikayesi adlı roman ülkemizde birçok farklı yayınevi tarafından yayımlanmıştır.

İki Şehrin Hikayesi Kitabının Giriş Paragrafı Dünya Edebiyatının En Giriş Cümleleri Arasında Yer Aldı.

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi kitabındaki giriş paragrafı, Edebiyat tarihinin en iyi giriş cümleleri arasında yer almış.

Charles Dickens’in İki Şehrin Hikayesi kitabının özetini sitemizde Charles Dickens İki Şehrin Hikayesi Kitap Özeti sayfasından okuyabilirsiniz.

Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi kitabından resimli, özlü, en güzel  sözler, alıntılar:

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ”daha” sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi. (Çevirmen Meram Arvas’ın çevirisi ile.)

Ağlıyorsun! Ağla! Ağla! Yitirdiğin bunca yıl için ağla!

Ben öldüğümde arkamda kimseyi bırakmayacağım, yani arkamdan ağlayacak kimse olmayacak.

Bu şehirde sağ kalmak oyun oynamak gibi bir şey.

En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. İnanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. Öncemizde her şeyimiz vardı; öncemizde hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o dönem de bugünkü gibiydi; öyle ki, dönemin en gürültücü yetkililerinden kimileri, hem iyisi hem de kötüsü için ‘en’ ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar.

Bu tür şeyler yalnız hayal edilince etkili olur, anlatınca etkisini yitirir.

Çünkü insanlar bir daire içindeler ve yaşadıkça başladıkları noktaya geri dönüyorlar. Bu insanı sona yaklaştırmak için varolan bir his.

Duygular! Onlar için ne zamanım ne de yaşama şansım var. Bütün hayatımı sonu gelmeyecek bir para çarkını döndürmekle geçiriyorum.

Dürüstlüğünle övünme! Hayatın ne getireceğini bilemezsin.

En büyük arzum bu düzene ait olduğumu unutmak.

Yol işçisi tozlar arasında oturmuş işine bakıyordu. Ve bir gün kendinin de toz olacağı hiç aklına gelmiyordu.

Söyleyeceklerim sizi şaşırtmasın, korkmayın sakın. Ben zaten ölü bir adamım. Ölü bir insanın yok olmaya yüz tutmuş hisleri de sizi korkutmasın.

Ben yeniden dirilişim, ben hayatım, dedi Tanrı; bana her kim inanıyorsa, ölse bile, yaşar hâlâ ve her kim yaşıyor ve bana inanıyorsa asla ölmez.

Giyotinin korkusuyla yaşayan ölüye dönmüştü şehir.

Her şeyi unutmayı, çalışmayı, hayata tutunmayı öyle çok isterdim ki! Ama tüm bunlar hayaldi, boş ve asla gerçek olmayacak hayaller. Yalnızca var oldukları zaman beni mutlu eden hayallerdi.

Felaketle başlayan bir hayat nasıl mutlulukla sonuçlanacaktı ki?

Gece vakti büyük bir şehre girdiğimde karanlıkta kümelenmiş bütün o evlerin her birinin içlerinde kendi sırlarını barındırdıklarını düşünürüm, her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde!

Gerçekte işe yaramaz aşağılık bir yaratık olan cellat sürekli çalışma halindeydi ve hala çağırılıyordu.

Benim gibi bir adam size acıdan başka ne verebilir ki?

Benim gibi kül olmuş bir adamı ateşe çevirdiniz; ama öyle bir ateş ki, hiçbir şeyi yakamıyor, yalnızca kendi yanıyor ve sonra sönecek.

Bir kediyi yola getirmek için sütü ona uzaktan göstermek yeterlidir. Anladın mı?

Tanrı: Ben hayat verenim ve yeniden diriltenim, bana inananlar ölmüş olsalar dahi tekrar yaşayacaklardır. Yaşayan ve inananlar ise hiçbir zaman ölmeyeceklerdir.

İşte hep bir tek kişide kalan o kaskatı, ölümsüz sırrı bende yaşamımın sonuna kadar içimde saklayacağım.

Giyim her şeyi yerli yerinde tutmak için kullanılan şaşmaz bir tılsım ve büyüydü.

Sizi o kadar çok seviyorum ki. Benim için siz, ölmeye yüz tutmuş bir adamın son düşü, son rüyasısınız.

Ve giyotin hala doymamıştı, giyotin kana hala öylesi açtı.

Yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu.

İngiltere tahtında bir kral oturuyordu, büyük ağızlı ve çirkin suratlı. Fransa tahtında bir kral vardı geniş ağızlı ve bir de kraliçe, güzel yüzlü. Bu iki ülkede de kristalden bile daha parlak olan; devletin özel çıkarları uğruna korunan balık ve ekmeklerine bakan soylular, var olan her şeyin değişmeden var olmaya devam edeceğini düşünüyorlardı.

İnsan hayatını güvence altında tutmak çok zor. Bugün halkın el üstünde tuttuğu adam yarın ölüme gönderiliyor.

İnsan resimden anlamayan birinin tabloları eleştirmesine kızmaz veya müzikten hoşlanmayan birinin eleştirileri onu alakadar etmez.

İnsan yaşamında ayrılıklar ve kavuşmalar hep gözyaşı ile bezenirdi.

İnsanın kaderinde ne varsa, o olacaktır. Kaderinde burada öleceği yazılıysa, burada ölür. Yok, başka yerde yazılıysa, başka yerde ölür.

İnsanlar bazen karşılarındakine kalben uzak oldukları için anlamakta güçlük çekerler. Bazen her ne kadar karşımızdakine yakın olsak bile.

İntikam için hep uzun zaman gereklidir.

İşleri, gidecek yerleri yoktu onların, açlıktan başları döne döne izledikleri fenercinin hareketlerini belki onlar da başkalarına uygulamak istiyorlardı. Onlar belki de fener yerine insanların ipini çekeceklerdi.

Sizden sevgi dilenmiyorum, aksine bu durumdan memnunum. Beni sevecek olsaydınız, bu kez de mutluluktan ölürdüm.

Kendi hayatı mutlulukla devam ediyor olsa da, benim acımı içinde bir yerlerde hissediyordu.

İnsan denen varlığın bir diğeri için gizem ve sırlarla dolu olduğu, yadsınamayacak bir gerçek. Geceleyin büyük bir şehre girdiğimde, bir düşünce kaplar içimi. Yan yana kümelenmiş karanlık her ev, kendi sırrını barındırır içinde. Her evin her odasında ayrı bir sır vardır. Ve oradaki yüz binlerce göğüste çarpan yürekler, en yakınındaki için bile bir sırdır!

O günler en iyisiydi ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk.

Özgürlük uğruna sabıra ihtiyacımız var.

Siz olmasaydınız sevgili yabancı, bu kadar sakin ve soğukkanlı olamazdım.

Tek istediğim bu kirli dünyada yaşadığımı unutmak.

Var olan, doğru olandır.iki-sehrin-hikayesi-charles-dickens-sozleri

Ve bu kez cennetin pencereleri acık değil, kapalıydı.

Yüzünüzle gururlanmaya kalkmayın. Çünkü sonradan nasıl bir hale geleceğini bilemezsiniz.

Zaten her hikayenin bir iç yüzü vardır.

Sesinin tonu duyanda korku uyandırıyordu; ama bedeninin zayıf olması değildi buna sebep. Hapiste kalmanın, yoksul olmanın ifadesiydi. Ve hep susan bir sesin susmaya alışık olmamasıydı bu. Konuşacak kimsesi olmayan bu adamın sesi gitgide kısılmıştı elbet. Canlılığını yitirmiş bu ses duyanı maziye, çok uzaklara götürüyordu. Yerin altından geliyormuşçasına boğuktu. Terk edilmişliğin, çaresizliğin, bir başınalığın sesiydi bu.

3.43/5 (42)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺