Hayalçelen-Maruf Öztoprak

Okudukça Sizi İçine Sürükleyecek Bir Roman; Hayalçelen-Düşlerde Dolaşan Seyyah

Genç yazar Maruf Öztoprak’ın ilk romanı olmasına rağmen harika kurgusu ve akıcı bir dil ile Hayalçelen-Düşlerde Dolaşan Seyyah.

Hayalçelen Maruf Öztoprak’ın ilk kitabıdır. Maruf Öztoprak’ın Hayalçelen romanı 2016 yılının Ocak yayında kitapseverlerle buluştu.

Carpe Diem Kitap’tan çıkan Maruf Öztoprak’ın Hayalçelen romanı 256 sayfadan oluşmaktadır.

Maruf Öztoprak’ın’’Masallar inanıldığı sürece gerçektir, gerçekler inanılmadığı sürece masaldır’’ sloganıyla piyasaya çıkan Hayalçelen, ‘’Düşlerde Dolaşan Seyyah’’ alt başlığıyla okur ile buluşuyor. Alt başlıktan da anlayabileceğimiz gibi roman, eski ama tarihini çok da tahmin edemediğimiz (aslında ihtiyacımız da olmayan) bir dönemde, bir seyyahın, Seyyah Asaf’ın başından geçen bir dizi serüveni konu alıyor. Karakterler kadar şehirler, ülkeler de (hikâyelerde bahsi geçen Mısır, Bağdat, Kahire, Tunus, İskenderiye… gibi şehirler dışında) hayal ürünü… Ancak kitap bir seyahatname gibi değil, Seyyah Asaf’ın iç dünyasını, çelişkilerini, çatışmalarını, duygularını ve inancını irdeliyor.

Romanda yer alan karakterlerin her birinin kendine göre bir hikâyesi ve masalı var. Ve bu kitap bittiğinde şu cümle kendini ortaya çıkarıveriyor: “Herkesin, kalbinde saklı kaldığı bir yer vardır.”

Gerçekten de okuduğumuz her karakterde, o kişiye bakış açımız birden değişiveriyor ve insan, olaylara ve hayata karşısındakinin penceresinden bakma ihtiyacı duyuyor ister istemez. Sürprizler, şaşırtmacalar etkisini hiç kaybettirmeden kitabın sonuna geliveriyorsunuz. İnsanı, Önyargıları sorguluyor ve herkesin hakkını teslim etmeye zorlanıyoruz. Herkesin, kimseye anlatamadığı, anlatsa da anlaşılamadığı yerde ‘’Hayalçelen’’ başlıyor.

Romanın nasıl ilerleyeceği konusunda kafanızda soru işaretleri canlanırken, kendinizi birden şehirde kol gezen haydutların, iki padişahın, bir şehzadenin, kalbi küle çeviren bir aşkın ve ıstırapların içinde buluveriyorsunuz.

Ancak kitabın asıl yapmak istediği, düşler, masallar ve gerçekler arasındaki sıkı ilişkiyi gün yüzüne çıkarmak. Kitap boyunca bir şey yakamızı hiç bırakmıyor: Şu an bir düş mü anlatılıyor yoksa bir gerçek mi?

Uzun süren bir yolculuğun ardından asıl ulaşmak istediği yere, Doğu diyarının payitahtı Sermina kentine ulaşan Seyyah Asaf, burada çevresine toplanan halka seyahatleri boyunca başından geçen serüvenleri anlatmaya başlar. Yaşadığı esrarengiz bir olaydan ve büyük bir hazineden de bahseder. Bunun üzerine şehirde kol gezen haydutlarla başı derde girer ve bir gece tuhaf bir olay yaşanır. Bu esnada gizemli bir adamla tanışır.

Ancak bir süre sonra olayların seyri değişecektir. Artık düşlerle gerçekler, doğrularla yalanlar iç içe geçmeye başlar. Aslında Seyyah da büyük bir sır saklamaktadır. Ve aklıyla vicdanını birbirine düşüren bu sır belki de onun sonu olacaktır. Geçmişten günümüze kadar gelen yaşanmışlıklar, serüvenler ve menkıbelerin iç içe geçtiği romanda, saklanan sırlar gün yüzüne çıktıkça olayın geçtiği şehir kocaman bir hayal âlemine dönüşüverir.

Bir şehzade, iki padişah ve şehirde kol gezen haydutlar… Uyanınca ölenler ve ölünce uyananlar… Bir seyyah, bir çocuk, bir kadın, bir hayal… Bu romanda herkesin ‘kalbinde saklı kaldığı’ bir yer var…

Maruf Öztoprak’ın Hayalçelen kitabından alıntılar:

Masallar inanıldığı sürece gerçektir. Gerçekler ise inanılmadığı sürece masaldır.

Ben bir düş mü gördüm? Yoksa düşün bizzat kendisi miyim? Eğer öyleyse bu düşü gören kim?

Çünkü bazen hayatta en büyük yanlışı doğruyu yapmaya, en büyük adaletsizliği adil olmaya, en büyük kötülüğü de iyilik yapmaya çalışırken yaparız da ruhumuz duymaz.

Hayatımın bir noktasında, farkında olmayarak daldığım bir uykudaymışım, bunu fark edeli çok olmuş fakat uyanmak için ne yapmam gerektiğini bilmiyormuşum da, bir rüya kâinatının boşluğunda oradan oraya uçup duruyormuşum sanki.

Ne garip! Yokluğuna alıştığım herkes için yeni bir yokluğum daha oluyor. Beni yokluklar büyütüyor, büyütüp yine bir yokluğa teslim ediyorlar.

Oysa insan sadece anlatmak ister bazen. Bu yüzden çöllerdeki dilsiz, derin ve karanlık kuyuların, kendisine haykıranı çoktur.

İnsanın, canını kurtaran bir kişiye nasıl teşekkür edebileceği konusunda bir fikrim yoktu.

Susmak, karşı tarafın seni en iyi anlayabildiği, kendini ele verdiğin en iyi yol oluyor kimi zaman.Hayalcelen Maruf oztoprak

İnsanın kendisiyle gurur duyabileceği kadar asil bir suskunluktu onunkisi.

İyi bir insan olarak ölmek, kötü bir insan olarak yaşamaktan çok daha iyiydi.

Uyumak istedim. Uyuyabilmek, belki de uyuya uyuya uykunun bizzat kendisi olmak, uykuya dönüşmek, gün ağardığında ise üflenen bir mumun fitilinden son bir kez havalanan, havalandıkça yayılan, yayıldıkça tükenen ince gri bir duman gibi gözlerden uçup gitmek istedim.

3.83/5 (29)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺