Entelektüel-Edward Said

Edward Said’in Kitapları, Edward Said’in Entelektüel Kitabından Sözler, Edward Said’in Entelektüel Kitabı Hakkında.

Edward Said’in Entelektüel Sürgün, Marjinal, Yabancı kitabı Ayrıntı Yayınları tarafından 2015 yılında yayımlanmıştır.

Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan ve Türkçe çevirisini Tuncay Birkan’ın yaptığı Edward Said’in Entelektüel Sürgün, Marjinal, Yabancı kitabı 128 sayfadır.

Düşünceyle arası zaten hiçbir zaman hoş olmamış bu topraklarda, son zamanlarda, düşünceyi ve onu cisimleştiren entellektüeli ‘’terörize eden’’, doğrudan ‘’vatan hainliği’’ ile damgalayacak kadar pervasızlaşan bir zihniyet iyice egemenliğini kurmuş durumda. Milliyetçi ve dinsel fanatizm, kendisinden başkasına düşüncesini ifade etme bir yana, yaşama hakkı bile tanımıyor. Bu toprakları ‘’sevme hakkı’’nı kendi tekeline almak istiyor

Batı’nın İslam anlayışının ikiyüzlü önyargılarına karşı koymasıyla ünlendiği halde, Salman Rushdie’nin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunarak gerçek bir entellektüel tavrı sergileyen Edward Said’in bu önemli kitabının Türkiye bağlamında son derece ‘’ayrıştırıcı’’ bir yere oturduğunu düşünüyoruz. Said, entellektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini ve geleneğiyle arasına koyduğu mesafe ile tanımlıyor. ‘’Artık kişinin evindeyken, kendini evinde hissetmesi bir ahlak meselesidir’’ diyen Adorno’yu yankılayarak, entellektüeli metaforik bir sürgün, bir evsizlik konumuna yerleştiriyor. Sürgün içinde yaşadığı toplumun (ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı olmayı içeren bir konum ona göre. Ama geçmişinin, dilinin, milliyetinin sunduğu ucuz kesinliklerin ötesine geçip evrensellik idealinde ısrar eden entellektüel, hep marjinal kalmayı bir yoksunluk olarak değil, bir özgürlük, bir keşif süreci olarak yaşar.

Entellektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil; bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir. Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör olarak kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel. Hiçbir kahramana ve siyasi hiçbir tanrıya inanmaz. Düşünceden korkanların bu kitapla hiçbir ilişkisi yoktur!

Edward Said’in Entelektüel Sürgün, Marjinal, Yabancı kitabından alıntılar:

Entelektüelin faaliyetinin amacı insanın özgürlüğünü ve bilgisini arttırmaktır.

Entelektüellerin ne söylemeleri ya da ne yapmaları gerektiğini belirleyen hiçbir kural yoktur.

Entelektüel, belli bir kamu için ve o kamu adına bir mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi ya da kanıyı temsil etme, cisimleştirme, ifade etme yetisine sahip ola bireydir.

Entelektüel dünya üzerinde bir etki yaratmayı değil, bir gün, bir yerde birilerinin onun yazdıklarını tam da onun yazdığı gibi okuyacağını umar.

Gerçek entelektüeller en çok, metafizik tutkunun, çıkar gözetmeyen adalet ve hakikat ilkelerinin etkisiyle yozlaşmayı mahkum ettikleri, zayıfları savundukları, kusurlu ya da baskıcı otoriteye meydan okudukları zaman kendileri olurlar.

Raymond Williams eseri Keywords’te ‘Yirminci yüzyılın ortalarına kadar entelektüel, entelektüalizm ve entelijansiya gibi sözcükler İngilizcede büyük ölçüde olumsuz tınlamalarla kullanılmıştır, bu olumsuz tutumun hâlâ sürmekte olduğu da açıktır’ der.

Gerçek entelektüeller, en çok metafizik tutkunun, çıkar gözetmeyen adalet ve hakikat ilkelerinin etkisiyle yozlaşmayı mahkûm ettikleri, zayıfları savundukları, kusurlu ya da baskıcı otoriteye meydan okudukları zaman kendileri olurlar.

Nabza göre şerbet vermek, konuşulması gereken yerde susmak, şovenist kabadayılıklara, tantanalı döneklik ve günah çıkarma törenlerine rağbet etmek bir entelektüelin kamusal rolüne en çok gölge düşüren tavırlardır.

Düzenin adamları belli çıkarları gözetirler, oysa entelektüeller şovenist milliyetçiliği, şirketleşmiş düşünce müsveddelerini ve sınıf, ırk ve toplumsal cinsiyet imtiyazlarını sorgulayan kişiler olmalıdırlar.

Entelektüelin asli görevi baskılar karşısında görece bağımsızlığını koruma arayışına girmektir. Entelektüeli sürgün ve marjinal olarak, amatör olarak, iktidara karşı hakikati söylemeye çalışan bir dilin müellifi olarak nitelemenin nedeni budur.

Entelektüel sadece içinde bulunduğu toplumun taleplerine değil aynı zamanda ayrı bir grubun mensupları olarak entelektüellerin statüsündeki tözel değişimlere de tâbi durumdadır.

Her entelektüelin bir dinleyicisi ve bir muhatabı vardır. Mesele o dinleyicinin orada memnun edilmesi gereken bir müşteri konumunda mı durduğu yoksa entelektüelin meydan okuyup doğrudan muhalefete ve topluma daha demokratik bir biçimde daha fazla katılmaya teşvik edebileceği biri mi olduğudur.

Sözün gerçek anlamıyla entelektüel, kendini tamamen bir hükümetin siyasi hedefine, büyük bir şirkete ya da kafaları aynı biçimde çalışan profesyonellerden oluşan bir loncaya teslim etmiş bir memur ya da işçi değildir.

Ne koruyacak makamları ne de başında nöbet tutup gücüne güç katacak toprakları olan entelektüellerde bazılarını çok rahatsız eden bir şeyler vardır. Kendini beğenenleri de yok değildir ama daha çok kendileriyle dalga geçerler mesela, lafı eveleyip gevelemektense dobra dobra konuşurlar. Ama şu gerçekten kaçış yoktur: kendilerini böyle gören entelektüellerin ne yüksek mevkilerde eş dostları, ne de resmi makamlarda itibarları olur. İnsan yalnız kalır, doğru; ama her zaman sürüye uyup mevcut duruma hoşgörü göstermekten iyidir yalnızlık.

Gerçek entelektüeller, özünde pratik amaçlar gütmeyen faaliyetler yürüten, bir sanat ya da bir bilimle ya da metafizik spekülasyonla ilgilenmekten, özetle manevi avantajlara sahip olmaktan keyif alan, yani bir bakıma şöyle diyen kişilerdir: Benim krallığım bu dünyanın krallığı değil.

Entelektüel, ne insanları teskin etme ne de konsensüs oluşturma derdindedir. Çok ciddi bir anlamda, ucuz formülleri, hazır klişeleri ya da muktedirlerin ve uzlaşımcıların söylediklerinde, yapıp ettiklerinde gözlenen sorunsuz, hep ama hep uzlaştırıcı olumlamaları kabullenmeyi isteme anlamında tüm varlığını ortaya koyan biridir.

Entelektüel her zaman ya daha zayıf olanların, daha az temsil edilen, unutulan veya umursanmayanların ya da daha güçlü olanların yanında saf tutma seçenekleriyle karşı karşıyadır.

Kendisini, yerinden edilmiş ulusal topluluğu etkileyen daha genel bir durumun parçası olarak gören entelektüel, bu yüzden, bir kültür taşıyıcısı, bir uyumlandırma kaynağı değil de geçicilik duygusu ve istikrarsızlık yaratan biri olma eğilimindedir.

Yalnız başına konuşur entelektüel, ama ancak kendisini bir hareketin gerçekliğiyle, bir halkın özlemleriyle, müşterek bir idealin peşinde hep beraber koşanlarla birleştirdiğinde yankı bulur sesi.

Bir entelektüel olmanın en çetin yanı, yazdıkların ve yaptığın müdahaleler aracılığıyla vazettiğin şeyi, bir kuruma, bir sistemin ya da bir yöntemin emriyle harekete geçen bir tür robota dönüşüp katılaşmadan temsil etmektir.

Entelektüel de matematiksel bir biçimde inşa edilmiş yasa ve kuralları körü körüne izleyen düzayak bir robot değildir şüphesiz. Ve yine şüphesiz, korku ve tek bir kişinin üzerindeki zaman, dikkat ve kapasite sınırları da çok etkilidirler.

İnsanın konuşup yazmasının amacı tabii ki cümle aleme ne kadar haklı olduğunu göstermek değil; ahlâki iklimde, saldırganlığın adının saldırganlık konulmasını, halkların ya da kişilerin haksız yere cezalandırılmasından vazgeçilmesini ya da bunun önlenmesini, hakların ve demokratik özgürlüklerin bir norm olarak sadece seçilmiş bir azınlık için değil herkes için tanınmasını sağlayacak bir değişiklik yapmaya çalışmaktır.

Entelektüelin bir görevi de insan düşüncesini ve insanlar arası iletişimi kıskacı altına alan klişeleri ve indirgeyici kategorileri kırmaktır.

Entelektüel bireyin hangi partiye yakınlık duyarsa duysun, hangi ülkeden gelirse gelsin ve kendini aslen neye bağlı hissederse hissetsin, insanların çektiği acılar ve yaşadığı baskılar konusunda belli doğruluk standartlarından şaşmaması gerekir.

Entelektüel bir dağa ya da kürsüye tırmanıp yücelerden atıp tutmaz.

İkimiz de kendi halkımızı zulme varacak ölçüde duyarsız politikaların kurbanları olarak görüyorduk: Baskı, mülksüzleştirme, yoksullaştırma politikalarının kurbanları.

3.82/5 (11)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺