Düş’eş Sancılar-Ezgin Kılıç

Ezgin Kılıç’ın İlk Kitabı Düş’eş Sancılar

Düş’eş Sancılar kitabı; yazar Ezgin Kılıç’ın yayımlanan ilk kitabıdır. Ezgin Kılıç’ın Düş’eş Sancılar kitabı Bizim Kitaplar Yayınevi etiketi ile raflarda yerini aldı.

Bizim Kitaplar Yayınevi’nden çıkan Ezgin Kılıç’ın Düş’eş Sancılar kitabı 120 sayfadan oluşmaktadır.

‘’Düş’eş Sancılar’’ yalnızca yazarının düşlerinden süzdüğü düşüncelerden ibaret değildir.

Çoğul serzenişler, tüm insanların ortak sancılarının yansımasıdır. Yaşayıp geride bıraktığımız, içimizden bir türlü kalıntılarını kazıyamadığımız hislerimizin hepsidir.

Hüzün ve mutluluk, aşk ve ayrılık; hayata dair ne varsa bütün eş sancılarımızın toplamıdır.

Ezgin Kılıç’ın Düş’eş Sancılar kitabından alıntılar:

Ne zaman seni düşünsem, bu kentte yağmur yağar mutlaka. Yanaklarım ıslanır, yüzüm sana boyanır sonra.

Hiç bir kalp böyle sıkboğaz etmez hastasını. Ve atmaz sol kaburgasını çatlatırcasına. Bu korkum yok artık. Kalbimi bağışladım bir aşk mağduruna.

Hoşça’kal Ruhum… (Rose’a Son Mektup)

Kırgınım hayata, içimde dolaşan kana, yağmura, elini ilk kez elime dokundurduğun o merdiven boşluğuna… Kendime, küsüm artık…

Şu an elimden gelen en mükemmel şeyi yapıyorum; üzülüyorum. Seni düşünerek öldürdüğüm beyin hücrelerime de acımıyorum artık. Seni düşünmediğim geceler affetsin beni…

Sabrımın son damlasıydı cinnetimi damarlarımdan taşıran. Keskin bir neşterin ölüm-kalım savaşı veren bir hastanın bedeninde bıraktığı o derin yaraydı bakışların. Tek çare ölmek sanırım, yaşasam izin kalacak biliyorum.

İkimizde gün sayıyoruz gün geçtikçe yaklaştığımız o mutlak sona. Sen başka bir adamın ağzından çıkacak ‘evet’ cümlesinin ardından ayağa basma telaşındasın, ben yeniden yaşama tutunabilme çabasında.

İkimizde aynı gün bir başka kişi olmaya çalışacağız, farklı şehirlerde…

Üzülmüyorum desem dünyanın en aptalca yalanını söylemiş olacağım sana. İnan, tarifi imkansız mükemmel bir acı çekiyorum. Hiçbir dilin sözlük karşılığı anlatmaya yetmez bu çaresizliği.

Adı aşk, anlamı yok bunun…

Ruhum…

Aslında sen, bende o kadar yoktun ki… En çok olduğun zamanlarda bile inanılmaz yoksundum senden. Bu son yırtılışı birbirinden yüreğimizin, biliyorsun değil mi? Bu son kan revan kalışımız birbirimizin avuçlarında ve bu sana yazdığım son sanal sancım. Artık içimdeki seni yazarak intihar etmeyeceğim satır aralarında. Ve yan yana olmadığımız zamanlarda, sabaha kadar telefonda sesimizle sarılmayacağız ruhlarımıza sıkıca. Ne martılar besleyeceğiz müstakil evimizin denize bakan terasında, ne de cebimizdeki son kuruşla bir lunaparktaki dondurmacı tezgahında pazarlığa girişeceğiz. Biz ikimiz sen ve ben olmaktan bile aciz üçüncü tekil zamirler olmak zorundayız artık birbirimizin dudaklarında. Senden bahsederken ‘o’ diyeceğim artık…

Adın dikenli tel şimdi damaklarımda, ne zaman telaffuz etsem o iki heceyi paramparça oluyor dilim. Hayallerim paramparça, hislerim bölük börçük, yarım yamalak kalıyor içimdeki çocuk.

Erkekler ağlamaz değil mi, seni de öyle kandırdılar yıllarca. Yalan söylediler ruhum sana, hem de çok delikanlı ağlar bir erkek. Yüreğini döker gözlerinden damla damla, kanatılırcasına ve kana kanarcasına ağlar. Belki yalnızca duvarlar şahit olur perdelenen gözlerine, ve omzundan tutunan bir el olmaz asla, gizli gizli ıslatır yanaklarını. Ama çok delikanlı ağlar bir erkek, kalbini kusarcasına hıçkırarak…

Tutmayacağım gözyaşlarımı, atlasınlar gözlerimden…

Ruhum!

Ayrılıyoruz bugün senden.

Üzerine tükürülmüş bir mezar gibi utanıyor cesedim yaşayan bütün ölülerden. Son kez duymayacağım sesini, bu yüzden telefonum kapalı olacak. Arama sakın, ben içimden mutluluk dileyeceğim sana, merak etme fısıldar ilk dans müziği kulağına…

Kusursuz bir yalnızlığa açıyorum göğsümü, yemin ederim duygularım çırılçıplak. Üşümek istiyorum tenimde soluklanan yabancı nefeslerde. Sevişeceğim gözlerimde soyunan ilk bakışla, ve sakladığım seni parçalayacağım bu gece kulağıma yabancı çığlıklarla.

Ne gerekiyorsa yapsınlar, taşlasın seni tüm hislerim yüreğimin meydanında.

Sen, öldürülmelisin bu gece ya da öldürmelisin beni…

Hoşça,kal Ruhum, tenine büründüğün yeni bedende.

İçine çek bu gece koynuna aldığın adamın boynundan, gömülmesi unutulmuş kadavramın kokusunu. Işığı söndür, kırmızı abajuru aç yatak odanın en karanlık köşesinde, kan kırmızısı bir gecede yüzünü seçemediğin bir adamın kasıklarında hayalimle sevişerek beni öldür.Duses Sancilar Ezgin Kilic

Aynı anda ilk ihanet edişimiz olacak bu birbirimize. Sen beni hayal ederek bir bel kökünü sar sıkıca kollarının mengenesine, ben itinayla bir kadehin dudağına gömeceğim dudaklarımı. Nevresimleri değiştir sabah uyandığında yatağın kan kokacak, ben çoktan değiştirmiş olacağım yüzümün astarını. Ve asmış olacağım hüznü sol göğsümün en seviyesiz zirvesine. Aynı anda birbirimizi aldatmak adiceydi belki, ama sen başlattın unutma…

Hoşçakal Rose!

Aşkla,

Nefretle,

Şehvetle unut beni.

Ben mahşere saklayacağım son sözlerimi…

4.2/5 (10)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺