Düş Batımı-Hanife Mert

Düş Batımı Romanını Oku, Hanife Mert’in Düş Batımı Kitabından Alıntılar, Hanife Mert’in Düş Batımı Kitabının Konusu, Hanife Mert’in Düş Batımı Kitabının Özeti, Hanife Mert’in Düş Batımı Kitabını Oku, Hanife Mert’in Düş Batımı Kitabından Sözleri.

Hanife Mert’in Düş Batımı kitabı 312 sayfadan oluşmaktadır.

Hanife Mert’in Gece Kitaplığı tarafından yayımlanan Düş Batımı romanından alıntılar:

Kaçsam diye düşündü! Çok uzaklara. Kimsenin tanımadığı bilmediği bulamayacağı uzak diyarlara gidip kaybolsam…

Her şeyi geride bırakıp kendime yeni bir hayat kursam diye geçirdi içinden…

İnsan bazen kaçmak ister. Kendinden kaçmak… Hatta kendinden kaçıp, gölgesinde gizlenmek ister… Yaşadıkları ona öyle ağır gelir ki, üzerine yüklenen yükün altında ezilir…

Ne kadar uzağa kaçmak istese de, insanın kaçacağı yer de, gizleneceği yer de kendisi değil mi?

Öyleyse kaçmak niye? Nereye giderse gitsin, ne kadar uzağa giderse gitsin, yanında götürür her şeyini… Sırt çantası gibi koskoca bir yaşanmışlığın yükünü taşır üzerinde. Uzağa gittikçe hafifliyor gibi zannetse de insan, bu bir yanılsamadır aslında.

Yeni yerler, yeni yüzler, yeni yaşanmışlıklar soğuk bir damga gibi yapışan geçmişine dokunamazlar. Küçük bir gölgedir o an yaptıkları. Gölge bir süre kapatır üstünü. Fakat, gölge kaybolduğunda gerçeğin ağırlığı tüm çıplaklığıyla çöküverir omuzlarına. Onca çabanın karşılığı yorgunluktur sadece…

Analı oğlak yarda oynar, anasız oğlak yerde oynar. Türk Atasözü

Eksik Kalan Hayatlar

Güneş batmış hava kararmak üzereydi. Dağların tepesinden yükselen sis bulutu öbek öbek gökyüzünü kaplamış, etraf kurşuni bir renge bürünmüştü. İnsana kasvet veren hüzünlü bir hava hakimdi. Cıvıl cıvıl çığlık atarak oyundan evine dönen çocuklar ve toprak yolda koşar adımlarla yürüyen köylülerin lastik ayakkabılarından çevreye yayılan toz bulutu etrafı kaplamıştı. Dağlarda yayılıp gelen, üzeri kırmızı, pembe, mavi boyalı koyunların kimi zaman tek tek, kimi zaman ise bir kaçının birlikte meleme sesleri ile boyunlarındaki çıngıraklardan çıkan sesler birbirini tamamlayan hüzünlü bir şarkının nağmeleri gibiydi. Kocaman kuyruklarını sağa sola sallayarak maşuğuna caka satan âşıklar gibi nazlı ve cilveliydi yürüyüşleri. Köylünün kimisi de kaçan ineğinin keçisinin peşinden koşuyor, yakalayıp ipinden tutarak çeke çeke evine götürmeye çalışıyordu. Duvarları kerpiçten yapılmış, içine iki ya da üç kişinin ancak sığabileceği küçücük bir odada, küçük tahta bir tabure ve küçük bir de tahta masa vardı. Kısa boylu şişmanca, iri kemikli, geniş omuzlu, kalın boynu adeta omuzlarının arasına gömülmüş fötr şapkalı muhtar, önündeki kâğıda bir şeyler yazdı. Sonra kâğıdı masanın ön tarafında ayakta duran Ali’ye çevirdi; – Ali oku da imzala dedi.dus batimi hanife mert

Ali yazıyı göz ucuyla okudu. Biran önce bitsin der gibi… Sonra hemen imzaladı. Çünkü olayın bu şekilde cereyan etmesi onu çok üzüyordu. İnsan kendi çocuğunu yazı ile alır mı? diye düşünüyor, kardeşine de içten içe ateş püskürüyordu. Lakin kardeş işte… Yapabileceği pek bir şey yoktu. Sonuçta mektep medrese görmüş, büyük şehirde yaşamış memur insan. Kendisi gibi kara cahil değil ya. Vardır bir bildikleri dedi kendi kendine. Ali’nin yazıyı okurken üzgün olduğunu fark eden muhtar her ne kadar görevini yapmış olmanın rahatlığını duysa da, yapılan eylemin vicdanını rahatsız etmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü gizleyemiyordu.

3.47/5 (17)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺