Dublörün Dilemması-Murat Menteş

Nuh Tufan’ın Tuhaf, Eğlenceli Ve Maceralı Hikayesinin Anlatıldığı Murat Menteş’in Dublörün Dilemması Kitabı.

Şair ve yazar Murat Menteş’in 2005 yılında İletişim Yayıncılık’tan çıkan Dublörün Dilemması romanı 263 sayfadan oluşmaktadır.

Nuh Tufan, İbrahim Kurban, Rıza Silahlıpoda, Umur Samaz, Su Samaz, Habip Hobo, Ferruh Ferman, Dilara Dilemma…

Biz yetimler intikam iştiyakıyla doluyuzdur. Dehşeti dengelemeye yatkınızdır. Başkalarının öçlerini de almaya hevesleniriz. Yetimlik bize kanlı doğaçlamalar yapma cüreti verir. Suçlamakla ya da suç işlemekle kaybolmayan bir masumiyet imtiyazına sahibizdir.

İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar… Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum!

[Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.]

Gerçi zamanla esnekleştim. Ulaşılması ve vazgeçilmesi en zor nimetin sükunet olduğunu anladım galiba. Tamam, zenginlere merhamet duyacak kadar güçlü değilim hâlâ, fakat sayıların artışındaki boşunalığın eşiğini görebiliyorum. İbrahim Kurban’dan öğrendiğim kadarıyla, yeşil banknotlar kamuflajdan başka bir şeye yaramıyor. Aptallığı, beceriksizliği, acizliği, yalnızlığı kamufle ediyorlar… Ayrıca, yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir. Kainat ve tarihin bekleme salonunda biraz soluklanıyoruz, çoğunlukla da adımız anonslanmadan kainata ve tarihe gömülüyoruz.

Murat Menteş’in Dublörün Dilemması romanından alıntılar:

Allah’ın razı olduğu kişiye tufan bile bir sığınaktır.

Aşka peşinen atfettiğimiz yücelik yüzünden, onun basit bir bileşim olduğunu gözden kaçırıyoruz.

Bari kederlenmeyi öğren Ferruh! Keder, insanı erdemli kılar.

Bilincim ve vicdanım, zihnim ve gönlüm, aklım ve kalbim, fikrim ve hissim… Her bakımdan eşitlenmişti. Kişisel ekinoksumu yaşıyordum.

En önemli ayrımlar hep en belirsiz olanlardır.

Hedefe ulaşan her şeyi ıskalamıştır!

İnsan, ne ise o olduğunu inkar eden yaratıktır. Sürprizlerden hoşlanıyoruz. Dünyaya gelmek bizim için sürpriz değeri taşımıyor pek. Oysa ölümü çoğunlukla bir sürpriz olarak tecrübe ediyoruz. Azrail’i bir tür ‘sürpriz meleği’ sanıyoruz.

İnsanların çoğu, itirafın yerine iddiayı, acziyetin yerine öfkeyi, çaresizliğin yerine avuntuyu koyarak öldürüyorlar vakitlerini.

Nefretin ne olduğu hakkında bir fikrin var mı Ferruh? Hayatında hiç sevgi olmayan insanlar nefret eder. Hem de her şeyden, herkesten.

Saçmalamak daima belli bir esneklik doğurur. Bu da tahmin edilemeyecek kadar çok kişinin işine gelir. Savaşlar da, evlilikler de, politik mitingler de bu esneklikten istifade eder.

Sıradanlığın kamuflajı, tuhaflıklara da doğal bir görünüm kazandırıyor.

Suyun suda kayboluşu gibi, hakikati bulmak uğruna kaybolmayı göze almak.

Sütlü kahve saçları, asma dalı omuzlarından usulca akıyordu. Gözlerindeki anlam, dünya savaşlarından, okyanus hazinelerinden, kum fırtınalarından, meyve ormanlarından derlenmişti. Dudakları buzulda yetişmiş bir elmanın kabukları kadar parlaktı. Kaşları kestane şekeriyle çizilmişti. Burnu uygarlığımızı utandıracak bir büyünün ürünüydü. Dişleri başka bir gezegenin ele geçmez cevherleri, mücevherleri.

Tüm insanlığa kahve ısmarlamak… Aklımdan geçen bu.

Ve hepimiz biliyoruz: Dostlarımız, biz caddenin kenarında alevler içinde yanarken, karşıya geçip üstümüze işemeye üşenen kimselerdir.

Whitcomb Judson, fermuarın mucidi. 21 Eylül 1922’de öldüğünde, Chicago’da bütün fermuarlar yarıya indirilmiş.dublorun dilemmasi murat mentes

Yanılgılarımızın çoğu, düşüneceğimiz yere duygulanmak ve duygulanacağımız yerde düşünmekten doğar.

Yaptığınızı, bir budalanın bunu sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de, sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sanmasından ileri geliyorsa, herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya hakikaten budalaca bir durum çıkar.

Yırtıcı, seni ya görmezlikten gelir ya da parçalar.

3.5/5 (2)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺