Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Romanının Yazarı Kimdir, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabını Oku, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Filminin Oyuncuları Kimdir, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Dizi Filmi, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabının Özeti, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabının Karakterleri, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabının Analizi, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabının Konusu, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitabından Sözler, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Romanından Alıntılar.

Peyami Safa’nın ilk baskısı 1930 yılında yapılmış otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu; Peyami Safa’nın en fazla basılan ve beğenilen eseridir. Peyami Safa, eserin ilk baskısını arkadaşı Nazım Hikmet’e ithaf etmiştir.

Peyami Safa’nın ünlü eseri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu aynı adla 1967 yılında sinemaya uyarlanmıştır. Kartal Tibet’in Burhan karakterini Hülya Koçyiğit’in ise Nüzhet karakterini canlandırdığı filmin yönetmenliğini Nejat Saydam yapmıştır.Dokuzuncu Hariciye Kogusu filmi

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanı ayrıca televizyon dizisine de uyarlanmıştır. 1985 yapımı Trt dizisi olarak yayınlanan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu dizisinin yönetmenliğini Salih Diriklik yapmıştır.

Trt’de 1985 yılında yayınlanan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu dizisinin oyuncuları; Oğuz Tunç, Nergis Kumbasar, Muhterem Nur, Neriman Köksal, Agah Hün, Yusuf Sezgin, Salih Kırmızı

Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Romanının Konusu: On beş yasındaki bir genç, dizindeki kemik veremi hastalığı nedeniyle iki kere ameliyat geçirmiştir. Fakat iki kez ameliyat olmasına rağmen iyileşememiştir. Doktoru, ona tekrar ameliyat olmasını tavsiye eder ancak ameliyatın riski büyüktür, bacağını kaybetme tehlikesi vardır. Genç, bu kötü haberi annesinden saklar. Ertesi gün başka bir doktora görünür; açık hava ve iyi bir dinlenme tavsiye alınca yaz tatilini uzaktan akrabası olan paşanın Erenköy’deki köşkünde geçirmeyi düşünür.

Erenköy’deki köşkte misafir olduğu günlerde Paşanın kızı olan çocukluk arkadaşı Nüzhet’le aralarındaki duygusal yakınlık güçlenir. Doktor Ragıp, Nüzhet’e talip olur. Ve bu olay birkaç gün çocuktan gizlenir. Nüzhet’in annesi evliliğe taraftardır fakat Paşa’nın bu evlilik ile ilgili endişeleri vardır.

Peyami Safa’nın ilk baskısı 1930 yılında yapılmış otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabından alıntılar:

Kendimi, kitapların kahramanlarından daha mühim bulduğum için, okumaktan sıkılıyorum. Istırabımın hodkâmlığı mani oluyor.

Meçhul ümitlere inanmadığım an, beni kurtaracak şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum. Ümit etmek bile az. Emin olmak ihtiyacı. Yalancı istikbalin şüpheli vaatlerine değil, teminatına ve senedine ihtiyacım var. Hâlbuki o vaat bile etmiyor ve kendine beni nasıl karşılayacağını sorduğum vakit, korkunç bir dilsizlikle susuyor.

Bugün sonbahar. Beni bahçede soğuk bir rüzgâr karşıladı.

Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler.

Kendisine zaafımdan ziyade metanetimi gösterdiğim kadın.

Çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki; yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu.

Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakiki sırrıdır.

Ben belki teselli edilmeye muhtacım, fakat bunu istemiyorum, anladın mı? Ben yalan söylenmesini istemiyorum. Hem bu ne budalaca teselli! Aldandığımı anladıktan sonra daha fazla sıkılmayacak mıyım?

Ben de gülümsedim ve çılgın bir sevinçle hadisenin üstüne abanıyor, gayri hakiki bir nokta arıyordum fakat bir kere, inanmanın şehveti başladıktan sonra, hakikat olduğuna iman edilen şeyi bütün arzularıyla kucaklayan insanlar gibi sevinçten çıldırıyordum.

Ben de o muayene odasının ve nice muayene odalarının önünde senelerce bekledim. Benim yanımda büyüğüm de yoktu. Yalnız başıma demir parmaklıklı kapıdan içeriye girerdim, dokuzuncu hariciye koğuşuna doğru ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm, camlı kapıların garip bir beyazlıkla gözlerime vuran ve içime korku ile karışarak yuvarlanan parıltıları arasında koridora girerdim ve yalnız başıma bir köşeye ilişirdim, kımıldamazdım, susardım, beklerdim, korkudan büzülürdüm, rengimin uçtuğunu hissederdim.

Hâlbuki mesele çok basit: insanlar hastalanır ve ölürler.

Hasta çocuklar, yanlarında ailelerinden birer büyük insan, ki hastalarından daha endişeli görünüyorlar ve bir anne, pelerinini iliklemek bahanesiyle omuzu sarılı çocuğunun sırtını okşuyor: Onu biraz sonra çekeceği acıya hazırlamak için.

Havuzda yıldızların aksine bakıyoruz; fakat aynı şeyi hissettiğimizden emin olmamak azabı içindeyim.

Yalanlarla besli bir hayal gücü hakikatin unsurlarını ne çabuk buluyor, etraftaki eşyayı, hadiseleri kendi gayesine göre ne çabuk tertip ediyor ve malzemesi hakikat olan; hakiki toprakla, alçıyla, suyla yoğrulan bu abide en kuvvetli gözleri nasıl aldatıyor, ne sanat, ne sanat!

Zaman yürümüyor, dakikalar korkunç bir sıkıntı içinde uzuyorlar, hatta dağılıyor, birikmiyor, toplanmıyor ve bir çeyrek saat olamıyorlar.

Her gidişimde, hastanelerin bahçeleri bana hüzün verirdi.

Istırabın derinliklerine indikçe sevincimizi kaybetmek korkusu kalmadığı için, yeni bir sevinç başlıyor: Istırabın ilâcı ıstıraptır. İkisinin hâsıl-ı zarbı: Sevinç.

Denizde, dalgalar arasında boğulacağını anladıktan sonra hiçbir hareket yapmayarak kendilerini suya salıverenler ve felaketi bir an evvel isteyenler gibi kendimi bırakmıştım. Bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak ruhi bir köşem kalmamıştı. Artık hiçbir şey tahmin edemiyor, hiçbir şey beklemiyordum.

Fakat keşke futbol oynasaymışım; belki de bacağımı Nüzhet’in aşkı kadar yormazdı.

Burada ıstıraba ve tevekküle o kadar alıştım ki, onları bırakırsam ruhumun bir parçası kesilmiş gibi boşluk duyacağım; bırakmazsam isyansız nasıl yaşayacağım?

İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.

Kendimi çok sevdiğim an, kendime çok acıdığım an. Beni yalnız bu koruyor: Bu aşk, bu merhamet.

O insan ki yüzünde bıkkınlıkla sebat mücadele eder.

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, birçok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul varlıklarla dolu.

Sohbetlerimize ihtiyaç girdi. Zaman geçtikçe birbirimizi daha çok tanıyacakken, birbirimize karşı yenileşiyorduk.

Uyuyamadım, ağrılarım arttı, fakat ruhi azabıma nispetle çok asil, sade ve saf olan et ıstırabımı o gece sevdim.

Ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşarım.

Felâketimizi başka biriyle taksim etmek saadettir, fakat annelerle değil, annelerle değil. Annelere anlatılan kederler taksim değil, zarbedilmiş olur: Çocuklarının felâketini iki kat şiddetle hisseden anneler, bu ıstıraplarını çocuklarına fazlasıyla iade ederler; böylece keder anadan çocuğa ve çocuktan anaya her intikal edişinde büyüdükçe büyür.

Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.

İçimde garip bir karıncalanma halinde bir takım iniltiler, mırıltılar, şekilsiz gölgeler.

Ve içimde geriye dönmek korkusu var.

Istıraptan korkmamanın tek ilâcı ıstıraptır. Bu ateşi o söndürür.Dokuzuncu Hariciye Kogusu peyami safa

Bizden uzaklaşmadıkça bize görünmeyen sıhhat, alışkanlığın verdiği hissizlikle, sağlamların şuurundan kaçıp nasıl ve nereye saklanıyor? Onu ben görüyorum, çünkü benden uzak; onu ben Mithat Bey’in kırmızı yüzünde, çelikli damarlarında, arkadaşımın otururken rahat gerilişlerinde, bacaklarını uzatışlarında, korkusuz bakan gözlerinde görüyorum.

Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.

3/5 (12)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺