Çavdar Tarlasında Çocuklar-Jerome David Salinger

Çavdar Tarlasında Çocuklar Gönülçelen Romanının Yazarı Kimdir, J. D. Salinger’ın Kitapları, J. D. Salinger’ın Romanları, Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Romanının Konusu, J. D. Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar Romanının Özeti, Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabı Kaç Yılında Yazılmıştı, Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabından Sözler, Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabından Alıntılar, Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Kitabı Hakkında.

Orijinal adı The Catcher in the Rye olan Gönülçelen ya da diğer adı ile Çavdar Tarlasında Çocuklar Jerome David Salinger’in 1951 yılında yayımlanan eseridir.

Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar romanı Modern zamanların başyapıtı olarak değerlendirilmektedir.

1967 yılında Adnan Benk’in İngilizce aslı The Catcher in the Rye olan aslından değil de Fransızca versiyonu olan L’Attrape-cœurs’den yaptığı dolaylı çevirisinden ötürü kitap Türkiye’de Gönülçelen olarak bilinmektedir.

Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan çevirisi Coşkun Yerli’ye ait olup ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Türkçe adı özgün adına daha yakındır: Çavdar Tarlasında Çocuklar olarak çevrilmiştir.

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater’ı ve Ackley’i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice’i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.

Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger’ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankâr bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler… Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield’in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger’ın.

1993’te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963’ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar Romanının Konusu: Holden Caulfield’ın üç gününü kapsayan roman, Holden’ın okuduğu Pencey Prep’ten Noel’den tahmini olarak 1949 yılı hemen önce kovulmasıyla başlar. Daha önce, iki okuldan daha kovulmuştur ve bu sefer ailesiyle yüzleşmemek için eve gitmek istemez. İlk önce eski tarih hocası Mr. Spencer’ı ziyaret eder. Canını sıkan hocasından kurtulan Caulfield, yurda döner fakat orada da başta yakışıklı ve atletik Stradlater olmak üzere yurt arkadaşlarıyla kapışır ve orayı da küfürler savurarak terk eder.

Jerome David Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar romanından alıntılar:

Moralim öyle bozuktu ki, düşünemiyordum bile. Asıl derdim de bu benim. Moraliniz çok bozuksa, düşünemiyorsunuz bile.

Harikaymış. Nefret ettiğim bir sözcük varsa, o da bu harika sözcüğü. Ne kadar da sahte bir sözcük.

Başına bela sarıp düşmeye başlayan birine dibe vardığını anlama şansı verilmez. Düşer, düşer, düşer ama düştüğünü anlayamaz. Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. Onlarda aramaktan vazgeçerler.

Bazı insanlarla dalga geçmemek gerek, bunu hak etseler bile.

Bazı kızlara ne olduğunu anlamanız olası değildir.

Ben de kalktım salıncakta biraz öteye gitmesi için onu sıkıştırdı, böylece yanına oturacaktım; aslında Kızın kucağına oturmuştum.

Futbol karşılaşmalarına pek fazla kız gelmezdi. Maçlara yalnızca son sınıftakiler kız getirebilirlerdi. Neresinden bakarsanız bakın, bu Pencey felaket bir okuldu.

Biri sizi en azından dinliyorsa, durum o kadar da kötü sayılmaz.

Bunlar kesinlikle, filmlerde gülünç bile olmayan şeylere sırtlanlar gibi gülen o geri zekalılardı. Yemin ederim, ben bir piyanist ya da aktör filan olsaydım ve bu sersemler de benim olağanüstü biri olduğumu düşünselerdi, bu durumdan nefret ederdim. Beni alkışlamalarını bile istemezdim. İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyorlar.

Demek istediğim şeyi anlatamıyorum. Anlatabilsem de, anlatmayı isteyeceğimden pek emin değilim.

Laverne pek fena dans etmiyordu, ama öbürü, bizim Marty, tam bir cinayeti. Bizim Marty ile dans etmiyor, Özgürlük Anıtı’nı pistte oradan oraya sürüklüyordunuz.

Neden koştuğumu şimdi bile bilmiyorum; sanırım canım öylesine koşmak istemişti. Karşıya geçerken kendimi yok oluyormuşum gibi hissettim.

O iki gudubeti, Marty ve Laverne’ü kardeş sandım, ama bunu onlara sorduğumda sanki hakaret etmişim gibi baktılar bana. İkisinden hiçbirinin diğerine benzemeyi istemediğini anlayabiliyordunuz, bu yüzden ayıplamazdınız da onları, ama durum yine de gülünçtü.

Hatırlayamayışımın nedeni; felaket üzgündüm. Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem.

Bazen yaşıma göre daha olgun davrandığım da olur, ciddi söylüyorum ama buna kimse dikkat etmez. İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten.

Bana birisi bir armağan verdiğinde, sonunda üzülen hep ben olurum.

Duyguluymuş. Bittim. Bu Morrow denen herif ancak bir klozet kapağı kadar duygulu olabilirdi.

Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta yetişkin hiç kimse, yani benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum bu çılgın bir şey.

İnsanlar hiçbir zaman bir şeyin gerçek bir şey olduğunu anlayamıyorlar. Bu lanetlikten bıktım artık.

Kaybedince üzüleceğim bir şeyim olmadı hiç. Biraz ödlek olmamın nedeni de bu belki.

Kızlarla olan sorun da bu işte. Hoş bir şey yaptıklarında, pek yüzlerine bakılmayacak gibi olsalar da, hatta salak bile olsalar, onlarla böyle yarı yarıya aşık oluyorsunuz ve hangi cehennemde olduğunuzu bile unutuyorsunuz. Kızlar! Aman Tanrım! Aklınızı başınızdan alıyorlar. Gerçekten alıyorlar.

Kimse yok. Ben varım, ben, bir de kendim.

Lanet filmler. Sizi ne hale getiriyorlar. Şaka etmiyorum.

Oldukça cahilimdir, ama epey okurum.

Ben kimsenin ardından, iyi şanslar! diye bağırmam. O ne korkunç bir sözdür, bir düşünürseniz.

Biliyordum, hizmetçi beni duymazdı, yalnızca bir kulağı sağlamdı. Bir zamanlar anlatmıştı bana, oğlan kardeşi kulağına bir saman çöpü sokup kulak zarını delmişti. Bayağı sağırdı yani. Ama annemle babam, özellikle de annemin kulakları lanet tazılar gibidir. Ben de, onların kapısının önünden çok çok yumuşak adımlarla geçtim. Soluk bile almadım, Tanrı aşkına. Babamın kafasına sandalyeyle bile vursanız uyanmaz ama annem Sibirya’da öksürseniz sizi duyar.

Bir kız sizinle buluşmaya geldiğinde felaket güzelse, kimin umurumda; ha geç gelmiş, ha erken gelmiş, yani?

Bir öğretmen kafasını bir şeye taktıysa, onu durduramazsınız. İlle de yapar yapacağını.

Ona kartopunu kimseye fırlatmayacağımı söyledim, ama bana inanmadı. İnsanlar size hiç inanmıyorlar zaten.

Senin gibi geri zekâlıların derdi de bu işte. Hiçbir şeyi tartışmak istemiyorsunuz. Zaten bütün geri zekâlılar böyledir.

Şaka etmiyorum, bazı salak kızlar dans pistinde böyle mest ederler adamı. Başlarsınız kız akıllıdır, ama dans pistinde sizi o yönetmeye kalkar ya da berbat dans ediyordur. En iyisi onunla masada oturup sarhoş olmaktır.

Yani, bir şeyi yapmadan önce, ne olacağını nereden bilebilirsiniz ki? Yanıtı belli bunun; bilemezsiniz.

Orada yatmış, uyuyordu, yanağı yastığın kenarında. Ağzı iyice açıktı. Tuhaf bir durumdu bu. Yetişkinler, böyle açıkağızla uyurken berbat görünürler, ama çocuklar öyle görünmüyor.

Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın, yani.

Pencereden atlayıvereyim dedim. Yere indikten sonra hemen üstümü örteceklerinden emin olsaydım, atlardım da. Bir sürü meraklı turşucu salağın beni kanlar içinde seyretmelerini istemiyordum.

Sen olan hiçbir şeyi sevmiyorsun zaten.

Bir şeyi iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.Cavdar tarlasinda cocuklar  gonulcelen jerome David Salinger

Düşünün; bir bar tezgahının çevresine dizilip oturmuşlar, sırtlarında o lanet damalı yelekleri, tiyatro oyunlarını, kitapları ve kadınları, o yorgun, kasıntı sesleriyle eleştiriyorlar. Bitiyorum bu heriflere.

Olgunlaşmış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir. Olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

Yüz yaşındaki birine yeni bir şey söylemekten nefret ediyor insan. Böyle şeyleri duymak istemiyorlar.

4.2/5 (25)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺