Büyücü-John Fowles

Büyücü Romanının Yazarı Kimdir, John Fowles’un Büyücü Romanını Kaç Yılında Yayımlanmıştır, John Fowles’un Büyücü Romanından Sözler, John Fowles’un Büyücü Romanından Alıntılar, John Fowles’un Büyücü Kitabından Sözler, John Fowles’un Büyücü Kitabının Konusu, John Fowles’un Büyücü Kitabının Özeti, John Fowles’un İlk Romanın İsmi Nedir, John Fowles’un Büyücü Kitabından Alıntılar.

Özgün adı The Magus olan Büyücü kitabı İngiliz yazar John Fowles’un ilk romanıdır.

Büyücü kitabı İngiliz yazar John Fowles’un ilk romanı olmasına rağmen ilk yayımlanan romanı değildir. Çünkü İngiliz yazar John Fowles’un ilk yayımlanan romanı 1963 yılında yayınlanan Koleksiyoncu romanıdır. John Fowles’un Büyücü romanı 1966 yılında yayımlanmıştır.

John Fowles’un Büyücü romanı yayımlanır yayımlanmaz çok ses getirdi yayınlandığı dönemde en çok satanlar listesine girdi.

John Fowles’un Büyücü Romanının Konusu: Oxford mezunu genç Nicholas Urfe, küçük bir Yunan adasına öğretmen olarak gider. Öğretmen olarak gittiği yerde Nicholas bir anda kendini Conchis’in psikolojik oyunlarının, hayat hakkındaki paradoksal fikirlerinin, gizemli kişiliğinin içinde bulur.

John Fowles’un Türkiye’de Afa Yayınları tarafından yayımlanan Büyücü romanının Türkçe çevirisini Münir H. Göle yapmıştır.

John Fowles’un Türkiye’de Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan Büyücü romanının Türkçe çevirisini Meram Arvas yapmıştır.

Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve Meram Arvas’ın Türkçe çevirisini yaptığı John Fowles’un Büyücü romanının 672 sayfadır.

Çağının yarı entelektüel bunalımlarını geçirmekte olan, Oxford mezunu Nicholas Urfe, İngiltere’nin kasvetinden ve aşktan kaçmak için ücra bir Yunan adasına İngilizce öğretmeni olarak gider. Tek başına sıkıntılı günler geçirdiği, şair olma hayallerinin de suya düştüğü bir sırada, gizemli milyoner Conchis ile tanışır… Büyücü insan zihninin labirentlerinde dolaşan metafizik bir eğlence trenidir adeta. Bu labirentlerde gerçeklikle sanrı arasındaki gri bölge kahramanımızca ihlal edilir. Birbiri ardına gelişen ürkütücü olayların, aşk ve ihanetin sonucunda Urfe başta kendi akıl sağlığı olmak üzere her şeyden şüphelenir bir duruma gelir.

Mitolojik öğelere ve Shakespeare’in ünlü oyunu Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikâyede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeliyor. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konuyor. Büyücü’de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu.

Random House’un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni…

Ancak Marquis de Sade, Arthur Edward Waite, Sir James Frazer, Gurdjieff, Madam Blavatski, C. G. Jung, Aleister Crowlley ve Franz Kafka’dan oluşan bir ekibin tasarlayabileceği, ihtişamlı bir gerilimle örülmüş bir muammanın romanı. Financial Times

John Fowles’un Büyücü romanından alıntılar:

Erkekler savaşı sever çünkü bu onlara ciddi görünme imkânı verir. Çünkü bunun, kadınların kendilerine gülmesini engelleyen tek şey olduğunu sanırlar. Böyle bir durumda kadınları nesne konumuna indirgeyebilirler. İki cins arasındaki büyük fark da budur. Erkekler nesneleri, kadınlar nesneler arasındaki ilişkiyi görür.

Disiplin, Gelenek ve Sorumluluk gibi büyük harfli anahtar kelimelerden oluşan bir cephanelik oluşturmuştu.

Aşk aslında, diğer insanın içinde var olan bir şeyi sevmekten çok, kendi içimizde yer alan sevme kapasitesidir.

Çifte bir yaşam sürüyordum.

İnsan zihni, evrenin kendisinden çok daha fazla evrendir.Buyucu john Fowles

Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi.

Yaşamak, sonu gelmez bir biçimde daha fazlasını istemektir, en kaba saba bakkalından en yüce mistiğine kadar böyleydi bu.

Karanlıktan gelip karanlığa gidiyoruz. Niye karanlıkta yaşayalım ki?

Ve gücenme sakın. Affetmek unutmaktır.

3.89/5 (19)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺