Bu Ülke-Cemil Meriç

Cemil Meriç’in En Ünlü Eserlerinden; Bu Ülke

Tam adı Hüseyin Cemil Meriç olan Türk yazar, çevirmen ve düşünür Cemil Meriç, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli düşünürlerinden biridir.

Bu Ülke eseri Cemil Meriç’in en önemli eserlerinden biridir.  Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabı Türkiye’nin çeşitli sorunlarından, birçok konuda yazdığı yazılarından oluşan bir eser.

Cemil Meriç’in Bu Ülke Eseri Ne Zaman Yayımlandı?

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabı ilk kez 1974 yılında yayımlanmıştır. Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabının 1974 yılında baskısı Ötüken Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. 1985 yılından sonra İletişim Yayınları tarafından yayımlanmaya devam etmiştir.

Cemil Meriç’in Bu Ülke Kitabı Kaç Sayfadır?

Birçok baskısı yapılan Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabı derlenmiş 2016 yılındaki baskısı 340 sayfadan oluşmaktadır.

İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabının derlemesini Mahmut Ali Meriç yapmıştır.

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabı kesinlikle herkesin okuması gereken bir başyapıt.

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabında yazılar bazen bir sayfadan bazen birkaç sayfadan oluşan yazılar bulunmakta. Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabındaki her paragraf insanı düşünmeye, anlamaya sevk ediyor.

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabını okurken bilgi vermek için olsun, bilmediğimiz bir çok kelime hakkında olsun birçok bilgi kitabının sonundaki Kanaviçe bölümünden bulup okuyabilirsiniz.

Bu ülke, Cemil Meriç’in ‘’aynı kaynaktan fışkırdılar’’ dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. ‘’Bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin vicdanı olmak, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak’’ isteği Cemil Meriç’in düşünme ve yazma çabasına her zaman yön vermiştir. Elinizdeki kitap bu isteğin belki de en fazla berraklaştığı eseri: ‘’Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim: etimin eti, kemiğimin kemiği.’’ Bu özgün fikir adamının sürekli etrafında, içinde dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, özellikle sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbitlerini ve aforizmalarını içeriyor Bu Ülke.

Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabından alıntılar:

Proust’a dönelim: ”Okumak da bir dostluk kurmak,” diyor Proust. Diğer dostluklardan farkı samimiyetinde.

Cellini bir adam öldürür. Papa’ya şikayet ederler. Kaşlarını çatar kudsiyetmeap: ”Bizim kanunlarımız avam içindir.” der. ”dahiler için değil.”

Batılı için tekamül bir başkalaşma, bir kişileşme.

İnsanları eskisi kadar sevmemek. İnsanları ve eşyayı. Galiba ölmek de bu.

İslam için hürriyet felsefi değil, hukuki bir mefhum. Temeli: Camianın bütün fertleri arasında tam bir hak eşitliği olduğu inancı.

Her kafir ve putperest İslamiyet’i kabul eder etmez, misak’a dahil olur. İslam, cihanşümül bir dindir, bütün insanlara hitap eder. Kast da tanımaz. Gerçek Müslüman’ın nazarında sosyal sınıf diye  bir şey olamaz.

Hiciv, lirizm ırmağının coşkun bir kolu: Önceleri bulanık akar, sonra durulur.

Bir çağı bütünüyle kötülemek, bütünüyle yüceltmek kadar yanlış.

Türk düşünce tarihi, ülkesiyle göbek bağını koparan bir intelijansiyanın dramı. Bu bahtsız kafilenin, bayrağını taşıyacağı içtimai bir sınıf yok. Vatanında gariptir. Alkışlayıcısı: ekalliyetler ve Avrupa.

Asya’nın bütün evlatlı içinde Batı’nın ilk benimsediği Zerdüşt. Buda’yla Konfüçyüs’ün sesi uzun zaman erişemez Avrupa’ya ve Asya’nın hikmetini tek başına Zerdüşt temsil eder. Musevilik Zerdüştlüğün damgasını taşır: Hayırla şer arasındaki ikilik, meleklerle cinlerin savaşı, kıyamet gününe iman… hep onun yadigarı. Hıristiyanlık, Zerdüşt olmadan anlaşılmaz. Bir kelimeyle Batı, kaynaklarını araştırırken karşısında daima Zerdüşt’ü bulmuştur. Hüviyeti çağdan çağa değişen bir masal Zerdüşt’ü. 18. asır için yeni bir Musa, daha hürriyetçi, daha filozof, daha geniş düşünceli.

Avrupa, ”gerçek Zerdüşt’ü 1771’de tanır. Bu ilk tercümenin uyandırdığı yankı, hain bir istihzadır önceleri. Genç bir İngiliz müsteşriki: ”Bu kitap ya Avesta’nın kendisidir,” diye yazar, ”o zaman bu abesler mecmuasının tercümesine ne lüzum vardı; ya da mütercim tarafından uydurulmuştur, beyhude bir sahtekarlık.” Ama Batı, Doğu’nun şiir ve düşünce bahçesine onun açtığı yoldan girer… Avesta, ihtiyar Asya’yla genç Avrupa arasında ışıktan bir köprü olur.

Tarih tezatlar içinde gelişir. Osmanlı’nın tezadı Avrupa’dır. Batı’da maddecilik batıl’ın hisarlarını yıkan bir dinamit, hür düşüncenin dinamiti; Osmanlı İmparatorluğu’nda maddecilik bir kendi kendini tahrip cinneti.

Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hıristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı’yı dinsizleştirmek. Dinsizleştirmek, yani ”etnik bir toz” haline getirmek.

Tercüme ya soluk bir fotoğraf, diyor kitap, yahut sadakatsiz ama renkli ve canlı bir taklit. Tercüme bir yaratış, bence… şiir gibi, deneme gibi ama onlardan çok daha güç. Edebiyatçılar, hiç olmazsa on büyük şair, on büyük romancı, on büyük tiyatro yazarı üzerinde anlaşabilirler, hangimiz on büyük mütercim sayabiliriz?

Tercüme bir fetihtir, yalnız dili değil, düşünce ve hassasiyetin girift dünyasını da zenginleştiren bir fetih.

Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an. Senin kitabın hangisi?

Dostoyevski, ”Avrupa’yı kendimizden çok daha iyi tanıyoruz,” diyor. Biz ne kendimizi tanıyoruz, ne Avrupa’yı. Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine. Sosyologlarımız bir Kızılderili köyüne keşfe gider gibi, alan çalışmalarına koyuluyorlar. Avrupa’yı, Avrupa’nın istediği kadar tanıyoruz.

UNESCO, kitap yılında, kitap için yazılmış en güzel eseri hatırlayamadı: Susam ve Zambaklar.

Susam ve Zambaklar Ruskin’in en çok sevilen, en çok okunan kitabı.

Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe.

Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye… Daha doğrusu, aynı nazenin taze bir makyajla arz-ı endam etti. Filhakika, intelijansiyamızın şerefine şampanya şişeleri patlattığı bu sözde bakire, Tanzimat’tan beri tanıdığımız ”Batılılaşma”nın ta kendisi.

”Çağ-dışılık” ithamı, iftiraların en alçakçası, an abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hıristiyan Batı’nın putlarına perestiş olsun?

Her dudakta aynı rezil şikayet: Yaşanmaz bu memlekette!

Karanlık kinlerin birbirine saldırttığı çılgın sürülerin savaş çığlığıdır, slogan.

İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.

Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların…

Tarih, eserlerini iki defa oynarmış: Önce trajedi, sonra komedi olarak.

Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumların kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkasında kayboluyor.

Kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında.

Montesquieu, Doğu despotizminden söz eder. Düşünmez ki, despotizmin alası, perestişkarı olduğu İngiltere’de ve tebaası bulunduğu Fransa’dadır.

İman mutlak hakikatlerin dünyası. Tefekkür, şüphenin. İbn Haldun, gerçeği, haber ve inşa diye ikiye bölmüştü. Ne kadar haklı… haber kabul edilir, inşa tahkik. Aklın cevelangahı olan mahsus dünyada (duyular dünyası) hiçbir mutlağın yeri yoktur.

Düşünceye sınır çizilemez. Şüpheden bile şüphe.

Kanun, eski Yunan’dan beri ”büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı” Avrupalı için.

Servet, küstah; sefalet, tehditkar.

Yunanca’da dahi ile şairin kökleri bir, ikisi de yaratıcı demek.

4.77/5 (842)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺