Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu-Stefan Zweig

Avusturyalı Romancı, Gazeteci ve Yazar Stefan Zweig’in 1922 Yılında Kaleme Aldığı Kitabı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Stefan Zweig adını dünyaya Satranç adlı roman ile duyurmuştur. Orijinal adı Schachnovelle olan Satranç romanı Stefan Zweig’in en ünlü romanıdır. Stefan Zweig’in ünlü romanlarından biri de Acımak adlı romanıdır.

Stefan Zweig’in İngilizce adı Letter from An Unknown Woman, Almanca adı Brief Einer Unbekannten olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ya da bazı yayınevleri tarafından çevrilen ismi ile Meçhul Bir Kadının Mektubu.

Stefan Zweig’in Meçhul Bir Kadının Mektubu veya diğer ismi ile Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabını 1922 yılında yazdı.

Stefan Zweig’in İngilizce adı Letter from an Unknown Woman olan romanı aynı adla birçok defa sinemaya uyarlandı.

Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Romanının Sinema Versiyonlar:

1948 Yapımı Letter from an Unknown Woman Filmi

2004 Yapımı Yi Ge Mo Sheng Nu Ren De Lai Xin Filmi

2001 Yapımı Lettre D’une İnconnue Filmi

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Operası

Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı 1975 yılında da operaya uyarlanmıştır.

Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Romanı Kaç Sayfa?

Sayfa6 Yayınları tarafından 2013 yılında yayımlanan Türkçe çevirisini Nevin Tali Ölçer’in yaptığı Stefan Zweig’in Meçhul Bir Kadının Mektubu romanı 56 sayfadan oluşmaktadır.

Doğu Batı Yayınları’ndan 2015 yılında çıkan Türkçe çevirisini Gülperi Sert’in yaptığı Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu 72 sayfadan oluşmaktadır.

Palet Yayınları tarafından 2015 yılında yayımlanan Türkçe çevirisini Selçuk Ünlü’nün yaptığı Stefan Zweig’in Meçhul Bir Kadının Mektubu romanı 60 sayfadan oluşmaktadır.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan ve Türkçe çevirisini Ahmet Cemal’in yaptığı Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabının sayfa sayısı 68’dir.

Kendi dünyasıyla meşgul bir adam, ömrü boyunca o adamla meşgul olmuş bir kadın…

R. doğum gününde aldığı isimsiz bir mektupla birlikte, hayatının hiç bilmediği bir yansımasıyla karşılaşır. Mektup ölümün ürperten esintisini taşıyacaktır odasına, bir kadının yıllarca kalbinde sakladığı derin aşkının haykırışlarını dillendirecek, özlemi ve acıyı yüzüne çarpacaktır. Bir çocuğun hiç görmediği gülümsemesini, hiç duymadığı sesini, hiç hissetmediği gidişini getirecektir. Meçhul bir kadından gelen o uzun ve gizemli mektup, ona varlığının hiç tanımadığı bir tarafını anlatacaktır. Mektubu okumayı bitirdiğinde zihninde hayal meyal anılar belirir. Bir çocuk, bir genç kız ve olgun bir kadın… Sanki bu okuduklarını defalarca rüyasında görmüştür, ama sadece rüyasında…

Bir hayale, bir vehme, bir söze bütün bir ömür feda edilebilir mi? Peki ya karşılık beklemeden duyulan bir sevgiye? “Çocuğum öldü dün” diye başlıyor Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu… Acaba sevdiğinden başka gözü hiçbir şeyi görmeyen böyle bir kadının neleri göze alabileceğinin bir sınırı var mıdır? Hele bir de bu kişi sevdiğini herkesten daha iyi tanıyorsa… Ve gene bu kadının umursamaz, çapkın, eğlenmeyi seven ama birini sevmek, ona bağlanmak ve en önemlisi birinin kaderinden sorumlu olmak noktasında güdük kalmış bir insanı sevmesi ve onunla birlikte olması ağır bir bedel karşılığı oluyorsa… Peki, böyle bir bedeli ödemeye değer mi? Bir yanda sayısız gönül macerası olan, ama sevgiyi, bağlılığı yaşama şansı belki de hiç gerçekleşmeyecek bir adam, diğer yanda sevdiği kişi uğruna kendi hayatından bile vazgeçen bir kadın… Melodrama yaklaşan havasıyla biraz abartılı gibi görünse de, Zweig’ın akıcı ve güçlü anlatımıyla günümüzde artık yaşanmasına pek de ihtimal verilmeyen geçmişte yaşanan aşklara bir ağıttır belki de bu güzel hikâye…

Zweig’in eserlerinde geriye bakış ve hatıralar önemli yer tutar. Tercümesini sunduğumuz ‘’Meçhul Bir Kadının Mektubu’’ da belli-belirsiz hatıralar yumağıdır. Hikâye, Zweig’in ruh tahlillerinin çok başarılı bir örneğini teşkil eder. Bir erkek olarak seven bir kadının ruh dünyasına nüfuz etmiş, empati yaparak duyguları bir kadın gözüyle gayet açık ve değişik bakış açılarından başarıyla yansıtmıştır. Eser akıcı bir dille yazılmış olup, sürükleyici bir hikâyedir. Zweig’in psikolog yanını belirgin biçimde yansıtmaktadır.

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun ‘’gönderen’’inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: ‘’Sana, beni asla tanımamış olan sana’’. Kadın büyük tutkusunu hep bir ‘’bilinmeyen’’ olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde ‘’taraflar’’ değil, sadece tek bir ‘’taraf’’ vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabından alıntılar:

Yalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün hayatımı bilmelisin, o hayat ki, hep senindi ve sen onu asla bilmedin.

Sana, beni asla tanımamış olan sana.

Yazdıklarımın tümüne inan, senden sadece bunu rica ediyorum: biricik yavrusunu henüz kaybetmiş bir insan yalan söylemez.

Henüz tanışmamıza rağmen, bütün akşam boyunca elimde olmadan seni düşündüm.

Senden uzaktayken mutlu, halimden memnun yaşamak istemiyordum, kendi kendimi acılardan ve yalnızlıktan oluşma, karanlık bir dünyaya gömmüştüm.

Ben sana bütün hayatımı, hakiki anlamda ilk defa seni tanıdığım gün başlamış olan hayatı anlatmak istiyorum.

İstediğim tek şey seninle konuşmak ve sana her şeyi en başından anlatmak; şunu bil ki, tüm hayatım daima sana aitti ve senin bundan hiç haberin olmadı.

Ve insan, ölümün gölgesi üzerine düşmüşse eğer, artık yalan söylemez.

Matemdeydim ve matem tutmak istiyordum, seni görmekten yoksun oluşuma, kendimi mahkum ettiğim bütün öteki yoksunlukların esrikliğini ekliyordum.

Sanki bir ateşin içine düşmüştüm, bu sevecenliğin yalnızca ve yalnızca bana yönelik olduğunu sanıyordum ve o bir an içerisinde yeniyetmeliğimde saklı olan kadın artık uyanmıştı; o kadın, sonuna kadar sana vurgun kaldı.

Hayatından benim hayatıma, isterse bir örümcek ağı kadar incecik olsun, hiç bir hatıranın uzanmadığını gösteren uyanış, geçekliğin uçurumuna ilk yuvarlanıştı.

Bağışla beni, eğer kalemimin mürekkebine arada sırada bir damla acı da karışıyorsa, evet bağışla…

İnsanın utanması bakışlarla çarmıha gerilir ve sözcüklerle kırbaçlanır.

Bu yüzden sana son nefsime kadar teşekkür etmek istiyorum.

Çünkü sen, yalnızca kolay, oyun gibi ve ağırlıktan yoksun olanı seversin.Bilinmeyen Bir Kadinin Mektubu Stefan Zweig

Seni sen kim isen o olarak seviyorum, sıcakkanlı ve çabuk unutan, kendini veren ve sadık kalmayan, seni yalnızca her zaman kim idiysen ve şimdi de hala kimsen o halinle seviyorum.

Benim için hep her şey olmuş ve her şey olan seninle…

Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölmezdim.

Adam, duyguya ait hatırların varlığını hissediyor, ama onları yine de hatırlayamıyordu. Sanki bütün bu kişileri rüyada görmüş gibiydi, sık sık görmüştü onları, ama sadece bir rüya görme haliydi.

3.69/5 (71)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺