Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk-İskender Pala

Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk Romanının Yazarı Kimdir, İskender Pala’nın Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk Romanını Oku, İskender Pala’nın Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk Romanının Konusu, İskender Pala’nın Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk Kitabından Sözler, İskender Pala’nın Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk Kitabından Alıntılar.

İskender Pala’nın Kapı Yayınları tarafından yayımlanan Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk romanın 416 sayfadır.

Gök kubbenin altında insanın ruhunu soyan kötülükler ve giyindiren aşklar adına…

Doğu ak ejder yılında başladı yirmi üç bin yıllık gizem…

Uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış bilge rahipler, uğruna topluca can verdikleri bir sırrın, binlerce yıl sonra, bir şair tarafından aşkın derin katmanlarına saklanarak korunacağını bilselerdi…

Sirüş başlıklı murassa hançerin kabzasına parmak izlerini bırakanlar, daha avuçlarının sıcaklığı gitmeden hançer kınında kan biriktiğini bilselerdi…

Bağdat, İstanbul, Roma, Paris ve diğerleri; kıyılarına vuran yeni aşkın, bütün eski tarihlerini dolduracak yoğunlukta olduğunu bilselerdi…

Bilgeler, katiller, asiller ve sevgililer; ellerinde tuttukları kitabın alev almaya hazır bir aşk külçesine dönüşmek üzere olduğunu bilselerdi…

Şair, ipeksi dizeleri arasına hayaller gibi sakladığı şifrelerin hoyrat ellerde ihtirasla parçalandığını, sonsuzluk şarabına kadeh yaptığı gelincik yapraklarının kinle dağıtıldığını bilseydi…

Ve şimdi kim bilebilir neler olacağını,

Babil uyandığı zaman?!..

İskender Pala’nın Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk romandan alıntılar:

İçimde duygular vardı ve onun ellerinin sıcaklığıyla sonsuza kadar yanabilir, götürdüğü yere her gün yeniden gidebilirdim. Var idim, ama ne idim; anlayamıyordum. Gelişimini tamamlayamamış organizmalar, küveze konulmuş bebekler gibiydim; ama çok çabuk büyüyordum.

Su… Hayatın özünü teşkil eden madde… Suyun olmadığı bir nefes, hiç mümkün değil. İnsan varlığının ve vücudunun yaklaşık yüzde 80′i su. Bilinenlere güre toprak, hava, ateş ve sudur kâinatın var oluşunda ki dört temel öge. Her şeyden öte suya duyulan bir ihtiyaç. Açlık sınırı üç gün. susuzluk sınırı bir… Su içeren gıdalar almadığınız zaman ziyan görüyor beden.

Bir aşık düşününüz, aşk ile kendinden öylesine geçmiş, öylesine mest ve hayran kalmış olsun ki. Arlık dünyanın ne olduğunu idrak edemez duruma düşsün. Hatta kendisinin yahut sakinin kim olduğunu bilmesin ve içki yalını kadehi de zihninden silsin. Öyleyse Fuzuli’nin burada söylediği aşk sarhoşu ile tasavvufun fenafillâh makamına erişmiş erleri arasında ne fark vardır? Her ikisi de dünyayı ve dünyaya ait her şeyi gönüllerinden, zihinlerinden silmiş: her ikisi de kendi varlıklarını Mutlak irade’nin içinde eritip O’nunla bütünleşmiş… Öyle ya, saki’nin. içkinin, kadehin ne olduğunu bilmeyen bir mest. kendini de bilmiyorsa bundan ne çıkar? Var olan, ancak bir başkasında yok olmakla varlığını hisseder.

Dudağının değdiği yerde kalbim çarpıyor Rukal. Kafkasların şakayığı.

Ey sevgili! Hayli zamandır ben senim, sende ben; biz iki bedende tek ruh, bir kabukta çifte bademiz, öyle iken sen ve ben diyerek arada ikilik çıkarmak aşkımıza yakışmaz!

Bir aşk en çok geceyi sever hem aşık da.

Zaten aşk ile gizliliğin yan yana bulunması dikkat çekmezdi. Çünkü gerçek aşk, gizli olandır.

Dünya bağında hem sonbaharı hem baharı gördük biz. Kederin de sevincin de rüzgâr gibi esip geçtiğini pekâlâ biliriz bu yüzden.babilde olum istanbulda ask iskender pala

Ey gönül! Hele şu dünyada adam gibi bir adam yokmuş. Var ise de gönülden anlayan sırdaş bulunmuyormuş. Eğer bilge isen şu dünya için asla gam çekme ve tut ki dünya diye bir şey de zaten yok imiş.

Bir şehrin içindeyken ona hasret çekmenin ne olduğunu belki de bilmezsiniz siz. İstanbul benim ezelden yârim idi; hala da öyledir.

2.43/5 (7)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺