Bab-ı Esrar-Ahmet Ümit

Bab-ı Esrar Kitabının Yazarı Kimdir, Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar Kitabının Konusu, Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar Romanının Özeti, Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar Kitabını Oku, Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar Kitabından Sözler, Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar Romanından Alıntılar.

Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın… Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya… Kapıları sırlara açılan bir kent… Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar… Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı… Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu… Ölümün yok edemediği bir sevda… Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi… Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven…

Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye… Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya…

Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.

Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet.

Ahmet Ümit’in Everest Yayınları Bab-ı Esrar kitabı 408 sayfadan oluşmaktadır.

Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar kitabından en güzel alıntılar:

Onunki sadece hasret. İnsana duyulan aşk ölümlüdür, tıpkı beden gibi. Ölümsüz bir aşk için ölümsüz bir varlığı sevmek gerek. Hiç bir zaman senin olmayacak. Hiçbir zaman anlayamayacağın. Hiçbir zaman doyamayacağın. Hiçbir zaman kavuşamayacağın. Hiç bir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı.

Bazen melekler kıskanır masumiyetimizi, bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan. Hayat, şekle sokulamaz; nefes, hapsedilemez; istek, bağlanamaz; nefis hiçbir zaman tümüyle öldürülemez. İyi mi yararlıdır, yoksa kötü mü? Bu her zaman bilinemez. Gün gelir bir kötülük, bir iyilikten daha faydalı olur.

Dünya, rüya içinde rüyadır.

Baban da öyleydi, az yer, az içer, az konuşur, çok dinler, çok okur, çok düşünürdü. Bedeninden çok, gönlünü beslemeye çalışırdı. Çünkü beden tükenir, gönül ise çoğalır.

Tanrı merhametten de, şefkatten de daha büyüktür. Tabii, şiddet ve cezadan da. O’nda hepsi vardır, O’nda hepsi birdir. Bir olmak demek, çok olanı bir görünümde toplamak demektir, ama farklılıkları silmeden, aynılaştırmadan, birbirine benzetmeden. Çünkü her varoluşun bir anlamı, bir gereği vardır. Çoğu zaman mesele Tanrı’nın ne olduğu değil, bizim O’nda ne gördüğümüzdür. Sevgi dolu olanlar merhameti görür, zalim olanlar şiddeti. Zeki olanlar aklı görür, aptal olanlar kör inancı; âlimler bilimi görür, cahiller mucizeyi…

Sözler hakikat değil, ağzımızdan çıkan seslerdir. Yeryüzünün gelmiş geçmiş en yetenekli söz ustaları dahi yaşamın en basit anlarını bile bize gerektiği gibi anlatamaz. Renkleri gösteremez, kokuyu duyuramaz, dokunuşun verdiği hazzı hissettiremez, sesleri işittiremez, yiyecekleri tattıramaz. Diyelim ki bir mucize oldu bunları yaptı; ama insanın ruhunda olup biteni aktaramaz. Belki akıl yürütür. Belki gürbüz düşüncesini aklın üçayağından biri olan mantığın üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarında keyfince gezdirir; ama insan ruhunun an be an değişen halini asla gerektiği gibi anlatamaz.

Ağlamak iyi geldi, gözyaşlarının yüreği yatıştıran bir sihri olmalıydı. Ağladıkça açıldım, ağladıkça rahatladım, ağladıkça yapmam gerekeni hatırladım.

Aşk yolculuğu tek kişilik başlar, maşukunu bulunca bir müddet iki kişiyle sürer, ama yolun sonunda yine tek başımıza kalırız. Bizde başlayan, bizde sona erer.

Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür, bir testi suyla doyar; bazılarınınki ise sonsuzdur, okyanuslar bile onların susuzluğunu gideremez.

Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır.

İnsana duyulan aşk ölümlüdür, tıpkı beden gibi. Ölümsüz bir aşk için, ölümsüz bir varlığı sevmek gerek. Hiçbir zaman senin olmayacak, hiçbir zaman anlayamayacağın, hiçbir zaman doyamayacağın, hiçbir zaman kavuşamayacağın ve hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı.

Heyecan içinde, adeta kutsal bir sözcük söylermiş gibi, ‘Merec-el Bahreyn,’ diye yineledi. Yani iki denizin buluştuğu yer. Aslında bu deyim Kuran’da geçer. Yaradan, acı ve tatlı sulu iki denizi buluşturdu denmektedir. Kuran’dan esinlenenler de Şems-i Tebrizi ile Mevlâna’nın Konya’da ilk karşılaştığı noktaya ‘Merec-el Bahreyn,’ demişler.Babi Esrar Ahmet umit

Tanrı olmak diye bir şey varsa işte buydu; bir insanı dünyaya getirmek, birine can vermek, yaşamın sürekliliğine katkıda bulunmak. Çünkü her çocuk bir umuttu.

İnsanoğlunun en büyük sırrı beyindir.

Gün gelir bir kötülük, bin iyilikten daha faydalı olur.

Kimse saf, kimse masum değildir. Yaşayan kirlenir; önemli olan safiyeti, masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. Asıl olan yaşamdır.

4/5 (9)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺