Anne Kafamda Bit Var-Tarık Akan

Tarık Akan’ın 12 Eylül Anıları’nı Kaleme Aldığı Kitabı; Anne Kafamda Bit Var.

Tarık Akan, Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları kitabında 12 Eylül Darbesi sonrası yaşadıklarını yazmıştır.

Türk sinemasının ünlü oyuncularından Tarık Akan’ın yazdığı Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları kitabı 2002 yılında piyasaya çıktı.

Yeşilçam’ın yakışıklı oyuncularından Tarık Akan’ın Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları kitabı Can Yayınları etiketi ile raflarda yerini aldı.

Can Yayınları tarafından yayımlanan Tarık Akan’ın Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları kitabı 136 sayfadan oluşmaktadır.

Sinema sanatçısı Tarık Akan, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin hemen ardından, 1981 başlarında, Almanya’da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklandı. Tutuklanmanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdi. Böylece uzun bir yargılanma süreci başladı. Siyasî Şube, sorgulanmalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hücreler, bitli fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, idamlıklar…

Uzun zaman sonra aklanıp serbest kalan Tarık Akan, aradan yıllar geçse de o günlerin baskılarını, acılarını unutamadı ve sonunda yaşadıklarını yazıya döktü. Anne Kafamda Bit Var, o zorlu günlerin bir tutanağı. Bu kitapta anlatılanlar, özellikle 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak Türk sinemasının nitelikli filmlerinde unutulmaz oyunlar çıkaran Tarık Akan’ın az bilinen bir yönünü ortaya çıkarıyor.

Anne Kafamda Bit Var’da, 12 Eylül dönemindeki yargılanma sürecinin yanı sıra Atıf Yılmaz ve Şerif Gören gibi yönetmenler, ünlü hukukçu Burhan Apaydın gibi pek çok tanınmış ad ve önemli olayla ilgili anılar da yer alıyor; Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin serüveni de anlatılıyor.

Tarık Akan’ın Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları kitabından alıntılar:

‘’Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın.’’

Uçak havaalanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu. Onu duymuyor gibiydim. Tutuklanacak olursam onun neler yapması gerektiğini düşünmeye çalıştım; tanıdık birkaç kişinin adını saydım.

‘’Onları hemen ara, avukatımı devreye sok,’’ dedim; bir de bütün gazeteleri aramasını tembihledim.

Pencere kenarında oturuyordum, Müjdat yanımdaydı. Almanya’dan birlikte döndüğümüz kafilenin öbür elemanları da uçaktaydı. Üst üste viski içtiğimi anımsıyorum. Sık sık dışarı bakıyordum. Heyecanlıydım. Yerde beni nelerin beklediğini bilmiyordum. Uçak inişe geçti. Arkama dönüp baktım. Halit (Kıvanç) Ağabey’le işaretleşerek selamlaştık. Perran (Kutman), ‘güçlü ol, telaşlanma, arkandayız’ anlamında yumruğunu sıkıp öpücük yolladı. Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürü de bizimle birlikte uçaktaydı.

Durduk. Herkes hareketlendi, ben bir türlü yerimden kalkmak istemiyordum. Gönülsüzce, ağır ağır hareket ediyordum. Müjdat’a döndüm: ‘’Beni götürürlerse bavulumu sen al,’’ dedim. ‘’Bavulla şubeye gitmek istemiyorum. Yan ceplerinden birinde telefon defterim var, onu yok et’’ Yolcular birer ikişer uçağı terk etti. Çevremdekilere baktım. Halit Ağabey ile Perran dışındakilerin kaçamak ve korkak bakışlarıyla karşılaştım Göz ucuyla süzüldüğümü hissediyordum. Suçlayıcı tavırlar ve bakışlar diki atimi çekti. Öyle telaşlıydım ki daha uçaktan çıkmadan polislerin gelip beni götüreceğini sanıyordum.

Korktuğum şimdilik başıma gelmemişti. Uçağa yanaştırılan körüğün içinden yürüdüm, koridorlar geçtim, köşeler döndüm. Sürekli çevreme bakmıyor, sivil polis arıyordum. Şimdi şuradan çıkacak diye bekliyordum, ama yoktu işte. Yanımda Müjdat vardı. O da heyecanlı görünüyordu.

Kuyruğa girmiş insanların ardına eklendim. Bir anda kravatsız ama takım elbiseli iki kişi dikkatimi çekti. Bana bakıyorlardı. Pasaport kontrolü için benim girdiğim sıranın ucundaki polis kulübesinin yanına geldiler. Oradan da doğrudan bana yöneldiler. Gözlerini üstüme dikmişlerdi. Artık emindim; bunlar sivil polisti. Tüm hareketleri ağır çekim görmeye başladım.

‘’Tarık Bey, sizi şöyle alalım; pasaportunuzu verin, biz hallederiz…’’

Konuşacak halim kalmamıştı. Havaalanının ortasındaki karmaşa ve gürültüde siyah beyaz ve hareketsiz dikiliyordum. Bu manzaradan makasla oyulup çıkarılmış, başka bir deftere yapıştırılmıştım.

Müjdat benimle konuşan polise döndü: ‘’Bir sorun mu var memur bey?’’ Polisler onu duymazdan geldiler, hiçbir şey söylemediler. Pasaport kuyruğu uzuyordu ve birlikte geldiğimiz kafiledekiler sadece bakıyorlardı. Derker polisin sesini yeniden duydum: ‘’Hakkınızda tutuklama emri var.’’

‘’Hangi nedenle? Ne olmuş ki?’’

Soruyu gene Müjdat sormuştu. Polisler bilgi vermemekte kararlı görünüyorlardı; koluma girdiler, kuyruktan çıktık. Beni pasaport kulübelerine sokmayacaklarını anladım. Yürüdük. Yanda, üstünde ‘Emniyet Odası’ yazılı odayı gördüm. Hemen, beni arka taraftan çıkaracaklarını düşündüm. Birden, ‘’Bavullarım var; bavullarımı almalıyım,’’ deyiverdim.

Bunun üzerine beni pasaport kulübelerinin yanına götürdüler. Bir polis pasaportumu aldı, herkesin önüne geçti, pasaportumu uzattı. Kuyrukta sıra beklememize gerek kalmadan, polisle birlikte salona gittik, bavulların döndüğü yürüyen bandın önünde beklemeye başladık.anne-kafamda-bit-var-tarik-akan

Önce pasaportu alan polis, sonra yavaş yavaş yolcular geldiler. Müjdat’ın biraz telaşlı ve şaşkın olduğu dikkatimi çekmişti. Polise bir şeyler daha sordu: ‘’Tarık’ı nereye götürüyorsunuz?’’

‘’Emir var, başka bir şey bilmiyoruz.’’

Gene elde var sıfırdı. Beklemeye koyulduk. Uzunca bir ara geçti. Müjdat dayanamadı: ‘’İyi ama nereye götürdüğünüzü de mi bilmiyorsunuz?’’

Polis bu kez yanıt verdi ama önce bizi şöyle bir güzel bekletti. Uzunca bir aradan sonra, ‘’Birinci Şube’ye,’’ dedi.

2/5 (5)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺