Amin Maalouf Sözleri

Amin Maalouf’un En Güzel Sözleri, Amin Maalouf’un Resimli En Güzel Sözleri, Amin Maalouf’un Kitap Alıntıları, Amin Maalouf’un Kitaplarından En Güzel Sözler, Amin Maalouf’un Türkiye Hakkındaki Sözleri, Amin Maalouf’un Ömer Hayyam İle İlgili Sözleri, Amin Maalouf’un Nizamülmülk İle İlgili Sözleri, Amin Maalouf’un Hasan Sabbah İle İlgili Sözleri Amin Maalouf’un Söylediği Sözler.

Lübnanlı yazar Emin Maluf ya da Amin Maalouf’un sözleri:

Geçici bir mutluluk mu? Hepsi öyledir; bir hafta ya da otuz yıl da sürse, son gün geldiğinde aynı gözyaşı dökülür.

Hayat başlar ve biter! Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neler sığdırılabildiğin önemlidir.

Türkiye’yi çok iyi bildiğimi söyleyemem. Ama tarihsel nedenlerle, benim için her zaman çok önemli olmuş bir ülkedir Türkiye.

Ben hiç bir yere gitmedim, ülke gitti.

Berlin Duvarı ile birlikte düşen yönetim şeklinin, tarihin bize verdiği bir ders olarak unutmamamız gerekiyor. Bu yönetim şekli çözüm değil, çözüm yine kapitalizm ancak kapitalizmin herhangi şekli değil. Ben size ekonomiyi büyük bir kumarhane olarak gören ve milyonlarca milyarlarca insanın geleceğiyle oynayan bir kapitalizmden bahsetmiyorum. İhtiyacımız olan insanlığın, saygının ve değerlerin de içinde bulunduğu, var olduğu bir yaşam tarzı.

Ölüme son çare olarak bakmalısın. Hiç kimsenin seni alıkoyamayacağını bil. Ama ölüme gidebileceğin için, onu yedekte tut; sonuna kadar. Diyelim ki gece bir kâbus gördün. Bunun bir kâbus olduğunu bilirsin ve kurtulmak için başını biraz oynatman yeter. Her şey daha basit, daha dayanılır hale gelir ve bir bakarsın en korktuğun şeyden zevk alır olmuşsun.

Geçmişte bir köylüye sormuşlar, oğullarından hangisini daha çok seversin diye. Köylü cevap vermiş: iyileşene kadar en çok hasta olanını, eve dönene kadar da yokluğunu hissettiğim oğlumu severim. Ben de çok kimlikli olduğum için aynı şeyi söylüyorum. Lübnan’da sorun yaşandığı zaman Lübnanlı olduğumu hatırlıyorum ve acı çekiyorum. Avrupa’ya karşı da aynı şekilde hissediyorum.Amin Maalouf Sozleri

Dünyaya uyanık gözle bakan kişi, yaşamın çürüyüp giden bir tohum olduğunu, gözler kuşkusuz. Yalnızca özgür bir ruh, üstünde mutsuzluktan başka bir şey bitmeyen çayırlardan vazgeçip, sonsuzluğun kokusunu içine doldurmayı bilir.

Gençliğine üzülmek bir işe yaramaz, ne de yaşlılığı kötülemek, ne de ölümden korkmak. Yaşamın senin, içinde yaşatmakta olduğun gündür. Yalnızca o. Avut kendini öyleyse, mutlu ol. Ve hazır ol çekip gitmeye.

Daha karmaşık bir kimlik talep eden herkes toplum dışına itilmiş bulur kendini.

Yüce gönüllülük yüce gönüllülüğü, umursamazlık umursamazlığı ve aşağılama da aşağılamayı doğurur. Özgür varlıkların anayasası böyledir ve ben de başka bir anayasa tanımıyorum.

Toplum yasaları yerçekimi yasalarına benzemez, insan genellikle aşağı değil yukarı doğru düşer. Arkadaşımızın siyasi tırmanışı da işlediği ağır hatanın doğrudan sonucuydu. O zamandan beri, olayların zorlamasıyla daha bir çok hata yaptı. İlkeler insanın palamarları, bağlarıdır; onları kopardığında serbest kalırsın, ama içi helyum gazıyla doldurulmuş ve yükseldikçe yükselen kocaman bir balona benzersin. Balon gökyüzüne yükseliyormuş izlenimi verse de aslında hiçliğe doğru yükselmektedir.

Onurlu bir adam, susuzluğunu giderdiği kuyuya, taş atmaz.

Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza, umutta yanılalım.

Ormana girince, vahşi hayvanların yaptığını yap!

Beklediğim yarınlar dünde kaldı.

Zamanın iki yüzü var, diye düşünmekten kendini alamadı. Zamanın iki yüzü, iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, genişliği tutkulara uyarlanmış.

Milliyetçiliğin birinci erdemi her sorun için bir çözümden çok bir sorumlu bulmak değil midir?

Bir okumanın büyüsü, bir de kitaplardan söz etmenin büyüsü vardır. Yabancı bir kadınla birliktesin, sana ne okuduğunu soruyor veya aynı şeyi sen ona soruyorsun, eğer ikiniz de kitap okuyanlar alemine aitseniz paylaşılmış bir cennete el ele girmek üzeresiniz demektir.

Dünün dünyasının silinip gitmesi eşyanın tabiatına uygundur. Ona karşı bir hasret duyulması da eşyanın tabiatına uygundur. İnsan geçmişin yok olması karşısında kolay avunur, asıl kaldırılamayan, geleceğin yok olmasıdır.

Harika bir eve dönüş romanı, okumanızı tavsiye ederim.

Risk almak istiyorsan, kehanetlerin tam zıt yönde olmalı.

Komünizm insanları eşitlik adına köleleştirmişti; kapitalizm de ekonomik özgürlük adına köleleştiriyor.

Hayat, kendi yolunu çizer hep; yatağından edilince hemen bir yenisini kazan nehirler misali.

Hayat seni korkutuyorsa, en yakınların çirkin maskeler takmışsa.

Hayat budur de, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun olduğunu söyle. Zevk verici ve acı çektirici bir oyun, inanç ve aldatma oyunu, maskeler oyunu, onu sonuna kadar oyna, ister oyuncu ister izleyici olarak. İzleyici olman daha iyi, içinden kolay çıkarsın. ‘Son kurtuluş çaresi’ yaşamama hep yardımcı olmuştur. Elimin altında olduğu için, bu çareye hiç başvurmadım. Ama ahiretin direksiyonu elimin altında olmasaydı, kendimi tuzağa düşmüş hisseder ve bir an önce kaçmaya bakardım.

Bir kentten geriye kalan, yarı yarıya sarhoş bir şairin üzerinde gezdirdiği kayıtsız bakışlardır.

Bedevi bir kadına sormuşlar en çok hangi çocuğunu seversin diye. Kadın cevap vermiş: Hasta olanı iyileşinceye kadar, yolda olanı eve dönünceye kadar, en küçüğünü büyüyünceye kadar.

Giz ile gizi açığa çıkaran arasında, ben gizden yanayım. Bana bir konuşmayı nakletmeye gelen muhbire söyleyeceğim ilk söz, “Onu kendine sakla, sus konuşma. Anlatacakların ne seni ne de beni ilgilendirir. Bir daha da evime gelme” olur. Ben insanlarla ve olaylarla başka açıdan ilgilenirim.

Çocuklar, kendisini evlat edinen anne ile üvey anne arasındaki farkı bilir. Halklar da kurtarıcılar ile işgalciler arasındaki farkı bilir.

Peçesini indirmeden önce iyice yukarı doğru kaldırdı ve öyle bir bakış serdi ki gözler önüne, Ömer o bakışı tutmak, içine çekmek, hiç bırakmamak istedi. Kalabalığın farkına bile varmadığı kısacık bir an, aşık içinse bir sonsuzluktu bu. Zamanın iki yüzü var, dedi kendi kendine Hayyam, iki boyutu; uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, kalınlığını ise tutkular.

Türkiye, AB üyeliğine yirmi yıl önce daha yakındı. Bu sürede değişen, dünyanın geri kalanına karşı farklı bir tavır takınan Avrupa oldu.

Zamanın iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, derinliği tutkulara bağlı.

İyi bir dava uğruna kötü çocuk olmak, insanın başına çok sık gelmez.

Bir şehirden geriye, yarı sarhoş bir şairin onun üzerinde dolaşan umursamaz bakışlarından başka bir şey kalmaz.

Eğer insanların her zaman akıllarıyla hareket ettiklerini varsayarsak, dünyanın gidişatından hiçbir şey anlayamayız. Akılsızlık tarihin en güçlü ilkesidir.

Kum rüzgârın etkisi ile yer değiştirir ama çöl aynı kalır.

Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar.

Söylenmiş kelimeler unutulabilir, ama duygusal bellek silinmez.

Batı, tarihin bir yerinde dünyayı eline geçirdi ve kendi bakış açısını da dünyaya kabul ettirdi. Farklı kültürden insanların bir arada yaşayabildiği Doğu Akdeniz Medeniyeti yok oluyor.

Olup biten her şey daha önceden olup bitmiş bir şeye mutlaka benzer.

Kaç kuşaktan beridir, varlıklarındaki her adıma bir teslimiyet ve kendini inkar duygusunun eşlik ettiği Batılı olmayan çeşitli halkların nasıl bir duygu yaşamış olabileceği pekala hayal edilebilir. Bütün bilgi ve becerilerinin miyadını doldurmuş olduğunu; ürettikleri her şeyin Batı’nın ürettikleriyle kıyaslanınca değersiz kaldığını; geleneksel tıbba bağlılıklarının batıl inançtan kaynaklandığını; askeri değerlerinin uzak bir anıdan başka bir şey olmadığını; saygı duymayı öğrendikleri büyük adamların, büyük şairlerin, bilginlerin, askerlerin, azizlerin, seyyahların dünyanın gözünde hiçbir değeri olmadığını; dinlerinin barbarlıkla suçlandığını; kendi dilleri artık sadece bir avuç uzman tarafından incelenirken, ayakta kalmak, çalışmak ve insanlığın geri kalanıyla bir bağlantıları olmasını istiyorlarsa, başkalarının dillerini öğrenmek zorunda kabul etmeleri gerekti onların.

Kıyamet denen şey, aslında farklı medeniyetlerin (sesiyle sözüyle, rengiyle görüntüsüyle, fikriyle duygusuyla, hakikate ulaşma yollarındaki zenginlikleriyle) birbirlerine eklemlendikleri o olağanüstü hassas ve zengin alanların yok edilmesiyle ortaya çıkan küresel ölçekte bir ‘’ötekileştirme’’dir!

Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir.

Başkaları konuştukları gibi yazarlar, ben sustuğum gibi yazıyorum.

Geldim, gördüm, hayal kırıklığına uğradım.

Derler ki, binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah.Amin Maalouf Resimli Sozleri

Biraz yoldan çık, ama fazla değil ve asıl önemli olanı gözden kaçırma.

Bütün mutluluklar geçicidir; ister bir hafta sürsün, ister otuz yıl, son gün geldiğinde aynı gözyaşları dökülür ve bir gün daha sürsün diye cehennem ateşlerine razı olunur.

Kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar.

3.8/5 (5)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺