1984-George Orwell

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört Romanının Yazarı Kimdir, 1984 Kitabının Yazarı Kimdir, George Orwell’in 1984 Romanını Oku, George Orwell’in 1984 Kitabını Oku, Big Brother Büyük Birader Kavramıyla Hatırlanan Roman, George Orwell’in 1984 Romanının Konusu, George Orwell’in 1984 Romanının Özeti, George Orwell’in 1984 Kitabının Konusu, George Orwell’in 1984 Kitabının Özeti, 1984 Romanı Ne Zaman Yazılmıştır, 1984 Kitabı Ne Anlatıyor, George Orwell’in 1984 Kitabından En Güzel Sözler, George Orwell’in 1984 Kitabından En Güzel Alıntılar.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. George Orwell Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanı distopik bir dünyada geçmektedir. Özellikle kitapta yer alan Big Brother yani Büyük Birader kavramı günümüzde sık kullanılan bir terimdir.

George Orwell 1947-1948 yılları arasında İskoçya’da iken verem hastalığına yakalandığı sırada yazmıştır. George Orwell unutulmaz romanı, Avrupa’daki Son Adam (The Last Man in Europe) ismiyle yazılmıştır. Öte yandan, ABD ve Birleşik Krallıktaki yayımcısı ise pazarlama meseleleri nedeniyle romanın adını Bin Dokuz Yüz Seksen Dört orijinal adı ile Nineteen Eighty Four olarak çevirmiştir. Roman ilk kez 8 Haziran 1949’da basılmıştır.

George Orwell kitabında yer verdiği ‘’ Düşünce Polisi ‘’ gibi kavramları da günümüze kazandırmıştır.

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği romanı ile birlikte en önemli romanlarından biri olan 1984 romanından alıntılar:

2×2=5

Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söylemektir.

Savaşın asıl yaptığı, yok etmektir; ama ille de insanları yok etmesi gerekmez, insan emeğinin ürünlerini de yok eder.

Yaşayanların değil de ölülerin yaratılabilmesinin ne kadar tuhaf olduğunu geçirdi aklından.

Akıllılık, çoğunluğa bakılarak ölçülmez.

Aslında hiçbir şey fark etmezdi, dedi. Öyleyse neden pişmansın itmediğine? Sırf, bir şey yapmayı hiçbir şey yapmamaya yeğlediğim için. Şu oynadığımız oyundan kazançlı çıkmamız olanaksız. Kimi yenilgiler kimilerinden daha iyi olabilir, o kadar.

Özgürlük köleliktir.

Parti geçmişe el koyabiliyor ve şu ya da bu olayın hiçbir zaman olmadığını söyleyebiliyorsa, bu hiç kuşkusuz işkenceden de, ölümden de beter bir şeydi.

Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.

Belki de, deli dedikleri tek kişilik bir azınlıktı.

Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi.

Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.

Bilgi cehalettir.

Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.

Genellikle, kavrayış ne denli fazlaysa, yanılma da o ölçüde fazladır: Zekâ ne denli fazlaysa, akıl o ölçüde azdır.

Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?

Gerilimli anlarda insanın bir dış düşmana karşı değil de, hep kendi bedenine karşı savaştığını fark ediyordu.

Her davranışın sonuçlarını, o davranışın kendisi doğurur.

Her gün, her saat hayata dört elle sarılmak, gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek, tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakamamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü.

Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız.

Bir kez teslim olmaya gör, gerisi kendiliğinden geliyordu.

Gelecekle nasıl iletişim kurulabilirdi ki? Doğası gereği olanaksızdı. Gelecek ya şimdiye benzeyecekti, ki o zaman ondan haberi bile olmayacaktı ya da şimdiden farklı olacaktı, ki o zaman da içinde bulunduğu durumun hiçbir anlamı kalmayacaktı.

İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de.

Kafatasınızın içindeki birkaç santimetreküp dışında, hiçbir şey sizin değildi.

Kimi zaman, insanın birine duyduğu nefreti bile isteye bir başkasına yöneltmesi de olasıydı.

Nasıl’ını anlıyorum: Neden’ini anlamıyorum.

Toplumumuzda, olup bitenleri en iyi bilenler, aynı zamanda dünyayı olduğu gibi görmekten en uzak olanlardır.

Uygarlığın bedeli eşitsizlikle ödenmişti.

Winston birden, çağdaş yaşamın asıl özelliğinin acımasızlığı ve güvensizliği değil, yavanlığı, donukluğu ve kayıtsızlığı olduğunu fark etti.

Onlardan nefret ederek ölmek, özgürlük buna denirdi işte.

İnsanlar özgürlük ile mutluluk arasında seçim yapmak zorundaydı ve büyük çoğunluk mutluluğu seçiyordu.

İtiraf etmekten söz etmiyorum. İtiraf, ihanet değildir. Ne söylediğin ya da ne yaptığın önemli değil; yalnızca duygulardır önemli olan. Beni seni sevmekten caydırırlarsa, işte o zaman gerçekten ihanet etmiş olurum.1984 George Orwell Oku Sozleri Pdf

Onları çekip çeviren, sorgulamayı akıllarından geçirmedikleri özel bağlılıklardı. Asıl önemli olan, kişisel ilişkilerdi, hiçbir işe yaramayacak bir hareketin, birini kollarına almanın, dökülen bir gözyaşının, ölmekte olan birine söylenen bir sözün bir değeri olabiliyordu.

Oysa çok kısa bir süre önce yalnızca birkaç yüz gırtlaktan yükselen çığlıkta yüreklere korku salan bir güç yatıyordu! Neden gerçekten önemli sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykıramıyorlardı?

4.18/5 (130)

Sizlere Daha İyi Hizmet Vermek İçin Lütfen Oylama Yapınız.

0 1 2 3 4 5

Sevebilirsin...

Yorumlarınızı Bekliyoruz. ☺